« April 2004 | Main | June 2004 »
bu akşam candan'ın gönderdiği havuçlu ve bademli kek tarifini denemek için mutfağa girdim. ama evdeki malzemeleri kontrol etmeden tarife başladığım için asıl tarifi uygulayamayacağımı fark ettim. ben de bunun üzerine annemin havuçlu cevizli kek tarifini candan'ın tarifi ile birleştirerek havuçlu ve fındıklı kek yaptım. asıl tarifte geçen ama nasıl yapıldığı belirtilmeyen vanilyalı kremayı da benim bildiğim gibi yaptım. kremayı yaparken de okuyuculardan birinin verdiği öğütü dinleyip unu önce hafifçe kavurdum...
malzemeler:
kekin hazırlanması:
1. 4 yumurtanın sarısı ile 1,5 su bardağı toz şekeri mikserle çırpın.
2. 1 su bardağı ince rendelenmiş havucu, 1 su bardağı ince çekilmiş fındığı, 2 su bardağı unu ve 1 paket kabartma tozunu ekleyip tahta bir spatulayla karıştırın.
3. yumurtaların aklarını ayrı bir kapta mikserin yüksek hızında karıştırın. bunları kek karışımına yavaşça ekleyin ve mikserin en düşük hızında 1-2 dakika karıştırın.
4. 24 cm çapındaki kek kalıbının tabanına yağlı kağıt serin. kenarları fırça yardımıyla yağlayın. kek karışımını kalıba boşaltın. keki önceden ısınmış 175C fırında 40-45 dakika pişirin. (ilk yarım saatten sonra kekin üzerine alüminyum folyo kapatın, böylece içi pişmeye devam ederken üzeri yanmaz.)
5. kekin tam ortasına bir bıçak batırıp pişip pişmediğini kontrol edin. pişmişse çıkarıp soğumaya bırakın.
kremanın hazırlanması:
1. kek soğurken yarım su bardağı unu bir tencereye alın. birkaç dakika kısık ateşte çevirin.
2. ardından sırasıyla 3 yemek kaşığı toz şekeri, 1 su bardağı sütü, 1 su bardağı suyu ve 1 paket vanilyayı ekleyerek devamlı karıştırarak pişirin. karışım muhallebi kıvamına gelip kaynamaya başlayınca altını kapatın. yarım yemek kaşığı margarini ekleyip birkaç dakika daha karıştırın. arada karıştırarak oda sıcaklığına gelmesini sağlayın.
3. kek soğuyunca kalıptan çıkarın. üzerine soğumuş olan kremayı yayın. (dümdüz olmasına gerek yok.) kremanın üzerini tarçın, irice çekilmiş fındık ve ince kesilmiş portakal kabukları ile süsleyin.
öğlen arasında mustafa dorsay'ın dijifest'teki seminerine katıldım. dorsay seminerde çoğunlukla reklam amaçlı çekilen gıda fotoğraflarının üzerinde durdu. benim seminer süresince aldığım notlar şöyle:
1. gıda fotoğrafları reklam amaçlı ve editoryal amaçlı olmak üzere ikiye ayrılır. editoryal amaçlı kullanlıan resimlere fazla müdahale edilmezken reklam amaçlı resimler üzerinde istenilen görüntüyü yakalayana kadar düzeltmeler yapılır.
2. bir yemek fotoğrafçası şu kişilerle birlikte çalışır:
2. reklam için çekilen fotoğraflar aslında gerçeğini yansıtmaz. sadece ona en yakın halini canlandırır.
3. bir yemek fotoğrafını çekmeden önce anlamanız gereken en önemli konu fotoğrafı nerede kullanacağınızdır.
4. eğer çekeceğiniz yemek bir çorba ise önce taneleri yerleştirmeli, daha sonra üzerlerini geçmeyecek kadar suyunu eklemelisiniz. çok doldurmazsanız bakan kişi çorbanın içeriği ile ilgili bilgi sahibi olabilir. ayrıca çorbanın üzeri düz ise kamerayı yükseltmelisiniz.
5. makarna vs. gibi yemekleri hafif bir tepe oluşturacak şekilde çekmelisiniz. fotoğrafçılar bu tepeyi sağlamak için yemeğin altına alakasız (nohut vs. gibi) maddeler yerleştirebilirler.
6. tabağın kenarına koyduğunuz çatalın kaymamasını sağlamak için çatalı bant vs. gibi yapışkan bir madde ile tabağa tutturabilirsiniz.
7. fotoğrafı çekerken tabak, çatal gibi materyalleri sürekli bir bez ile temizlemeniz gerekir. ayrıca yemek stilisti de yemeğin tüm parçalarını tabağa tek tek bir cımbız yardımıyla yerleştirir. (bence en zor iş stilistlere düşüyor. bir saat boyunca tüm makarnaları ve sebzeleri teker teker yerleştirdi stilist)
8. sebzeleri tabağa yerleştirirken en güzel görünenleri en öne koymalısınız.
9. tabağın yanına meyve suyu gibi bir içecek koyacaksınız enjektör yardımıyla küçük bir hava kabarcığı yapın. eğer arka planda porselen fincanda çay varsa görünürlülüğünü arttırmak için içine limon dilimi koyabilirsiniz.
10. yemeğe konulan sebzelerin belirli bir renk dengesine sahip olmasına özen göstermelisiniz. tabakta siyah boşluklar bırakmamalısınız...
seminerin en ilgi çekici bölümlerinden biri de dorsay'ın kullandıkları sahte materyalleri anlattığı kısımdı. yemek fotoğrafçılarının kullandığı malzemelerden bazıları: sahte su damlaları, sahte buz kalıpları, sahte dondurmalar (patates püresini gıda boyasıyla boyayıp dondurma havası vermek), pizzaların üzerindeki erimiş kaşar görüntülerini elde etmek için kullanılan ısı tabancaları, yakın plan çikolata görüntüleri için özel olarak yapılan maketler, nar gibi kızarmış tavuklar için tavuğun üzerine özel bir yağ sürüp ısı tabancası ile ısıtmak. sanırım bundan sonra reklamlardaki yemeklere farklı bir gözle bakacağım...
(üstteki fotoğraf photoshop ile resime çevrilmiştir...)
annem dün akşam mutfakta biraz fazla oyalandığımı fark edince "kurabiye mi pişireceksin?" diye sordu. ben "sable bisküvisi yapacağım" cevabını verdiğimde ise "onu yapma, geçen hafta emine teyzen kavrulmuş susamlı bir kurabiye yapmıştı. sen de ondan yap" dedi. annemin anlattığına göre normal bir kurabiye hamurunu yoğurduktan sonra 1 su bardağı hafif kavrulmuş susam ekleniyormuş. ben de bunun üzerine kendi teyzemin kurabiyesinden yapıp en sonda kavrulmuş susam ekledim. sonuçta kurabiyeler hafif ve kavrulmuş susam sayesinde çok lezzetli oldular...
malzemeler:
hazırlanması:
1. susamı teflon tavaya koyup orta hararetli ateşte hafif pembeleşene kadar kavurun.
2. unu geniş bir kaba alın. margarini una tamamen yedirin. daha sonra 1 su bardağı toz şekeri, 2 yumurtanın sarısını, yarım su bardağı sıvıyağı, yarım su bardağı yoğurdu ve 2 çay kaşığı kabartma tozunu una ekleyip iyice yoğurun. (hamur hafif yağlı olabilir, sorun değil)
3. yoğurduktan sonra kavurduğunuz susamları hamura ekleyin ve bir süre daha yoğurun. hamurun üzerine bir bez örtün ve 10 dakika dinlendirin. (dinledirirseniz kurabiyelerinizin üzeri çatlamaz.)
4. hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp kurabiye şekli verin ve yağlanmamış tepsiye dizin. (2 tepsi gerekebilir)
5. kurabiyelerin üzerine herhangi bir şey sürmeyin. önceden ısınmış 170C fırında üzerleri pembeleşene kadar (15-20 dakika) pişirin.
33 adet kurabiye
mustafa dorsay'ın dijifest kapsamında vereceği yemek fotoğrafı çekim teknikleri semineri yarın 13:00-14:15 saatleri arasında dolmabahçe kültür merkezi'nde. m. dorsay'ın daha önce çektiği fotoğrafları görmedim ama genel bir bilgi edinmek açısından faydalı olabilir...
teyzemin tariflerinden ikincisi; kafesli tart. tartın arasına yaydığınız elmalı içe isterseniz bir miktar marmelat ya da pudra şekeri de ekleyebilirsiniz. ama teyzem eklemediği için ben de malzemelere yazmadım.
(annem çektiğim fotoğrafa bakarken "hatice, bu h harfine benziyor, bunu koy siteye" diyordu...)
hamur malzemeleri:
iç malzemeleri:
hazırlanması:
1. 3 elmanın kabuklarını soyup rendeleyin. bir tavaya elmaları ve yarım su bardağı toz şekeri ekleyip pişirin.
2. pişince yarım su bardağı fındık ve 1 tatlı kaşığı tarçın ekleyip karıştırın. soğumaya bırakın.
3. unu geniş bir kaba koyun. ortasını açıp 150 gr margarini, yarım su bardağı toz şekeri, yarım paketten biraz fazla kabartma tozunu ve 2 yumurtanın sarısını ekleyin. tüm malzemeleri karıştırıp yoğurun.
4. hamuru iki parçaya bölün. parçalardan birini merdaneyle açıp, margarinle yağlayıp un serptiğiniz 25-30 cm çapındaki yuvarlak bir borcama yayın. hamurun kenarlarını hafifçe yükseltin. (üzerine koyacağınız elma rendesi borcama değmesin, değerse kalıptan çıkarmanız zor olacaktır)
5. elmalı malzemeyi hamurun üzerine yayın. kalan hamuru merdaneyle oldukça ince açın. (0,3 mm) hamurdan yarım santim genişliğinde şeritler kesin. bu şeritleri elmaların üzerine bir kafes örecek şekilde yerleştirin.
6. tartınızı önceden ısınmış 180C fırında şeritlerin üzeri pembeleşene kadar pişirin.
bugün teyzemin rahmetli anneannem için verdiği mevlute katıldım. teyzem her zamanki gibi bir sürü değişik yemek hazırlamıştı. benim teyzemden aldığım tariflerden ilki mozaik pasta oldu. (resimdeki tabak anneannemden hatıra...)
malzemeler:
hazırlanması:
1. tencereye un, şeker ve kakaoyu koyup karıştırın. (sütü karıştırmadan eklerseniz un topaklaşır.)
2. sütü ve margarini ilave edip devamlı karıştırarak muhallebi kıvamına gelene kadar pişirin.
3. inmesine yakın yumurta sarısını ekleyip karışıma iyice yedirin.
4. 1 bisküviyi sosa batırıp dikdörtgen bir borcama diklemesine yerleştirin. önüne sosa batırmadığınız bir bisküvü koyun. sade bisküvinin önüne tekrar sosa batırılmış bisküvi ekleyin. hepsini bu sıra ile yerleştirin. kalan sosu pastanızın etrafına sürün. pastanız soğuduktan sonra üzerine hindistan cevizi serpin ve verev keserek servis yapın.
mail gruplarında gördüğüm tarifleri denemeye devam ediyorum. bu tarif de fatma hanım'ın kemah'lı babaannesine ait. artık yaptığım yemekleri kardeşime değil de yeğenime denetiyorum. 2 yaşındaki birine beğendirebilirsem güzel olmuş demektir. bu çorbayı da yeğenim çok severek yedi...
fatma hanım tarifi paylaştığınız için çok teşekkürler!
malzemeler:
hazırlanması:
1. soğanı zeytinyağı ve tereyağında kavurun. (ben tereyağını eklemedim) pembeleşince doğradığınız biberleri, soyup doğradığınız domatesleri, salçayı ve bulguru ekleyin. bir süre daha kavurun.
2. kavrulunca 5 su bardağı suyu ekleyip tencerenin ağzı kapalı olarak 10 dakika pişirin. pişirdikten sonra fasulyeleri ekleyin. tencerenin ağzını tekrar kapatıp fasulyeler yumuşayana kadar pişirin.
3. fasulyeler pişince peyniri, tuzu (peynir tuzlu olduğu için az) ve karabiberi ilave edin. bir taşım kaynatıp altını kapatın.
kendi kendime bu ay başka kitap almama sözü vermiştim ama geçen hafta d&r'ın yabancı kitaplardaki %50 indirimini görünce bu sözümü bozmak zorunda kaldım. böylece tom jaine'in making bread at home kitabını satın aldım. kitapta yazar önce ekmeğin tarihçesinden bahsediyor arkasından da dünyanın farklı ülkelerinden 50 ekmeğin tarifini veriyor. kitabın en sevdiğim özelliklerinden biri de her tarif için açıklayıcı fotoğraflara yer verilmiş olması.
cumartesi günü bu kitapta yeralan pretzel (almancada brezeln) tarifini denemeye karar verdim. (daha doğrusu annemi tarifi denememe izin vermesi için ikna ettim.) aslında pretzel bizim simitimize benzeyen dışı sert ama içi yumuşak bir ekmek hamuru. bunu da ekmekleri fırına vermeden önce kaynar sudan geçirerek sağlıyorlar. ben bu aşamayı atladım. tarifteki malzemeleri de iki katına çıkarıp mayaya bir kesme şeker ekledim. bazı hamurlara da anneannemin yaptığı gibi kuş şekli verdim. sonuçta köyde yengemin yaptığı ekmekleri andıran yumuşak ve çok lezzetli ekmekler yapmış oldum. bu gidişle hafta sonlarımı ekmek pişirmeye ayıracağım...
malzemeler:
*ılık su ve süt oda sıcaklığının çok az üzerinde olmalı.
hazırlanması:
1. ılık suyu ve sütü bir kaseye koyun. mayayı ve şekeri bu suyun içine atın. mayanın erimesi için birkaç dakika bekleyin. maya iyice yumuşayınca elinizle tamamen ezin. (en son katı bir paça kalabilir bu parçayı atın)
2. unu ve tuzu karıştırın. tereyağını eritin. unun ortasını havuz gibi açın. erimiş olan mayalı sıvıyı bu havuza boşaltın. hamuru karıştırmaya başlayın. karıştırırken bir yandan da erimiş olan tereyağını ekleyin. hamuru 5 daika yoğurun. (kitchen aid'iniz varsa bu işlemleri onun ekmek karıştırma aparatıyla da yapabilirsiniz.)
3. hamuru geniş bir kaseye alın. üzerini yağlanmış streç ile kapatın. (hamurun kabarınca yapışmasın diye) ve mayalanıp iki katına çıkması için oda sıcaklığında bir saat bekletin.
4. hamur mayalanıp iki katına çıkınca havasını indirmek için 5 dakika daha yoğurun. (bu işlemi kasenin içinde yapabilirsiniz.)
5. eğer hamurunuz çok yumuşak ise üzerine biraz daha un serpip yoğurun. (ben bu işlemi her parça koparışımda kasedeki hamuru çok hafif unlayarak yaptım) hamurdan avuç içi büyüklüğünde parçalar koparın. bunları yağlanmış bir tahtanın üzerinde uzunca bir rulo yapın. parçaları daire şekline getirin ve uçlarını birbirinin üzerinden geçirin. (çok ince olmamalarına özen gösterin, ince olurlarsa pişince sert bir hamur elde edersiniz)
6. hepsini yağlanmış iki tepsiye dizin. üzerlerine yumurta sarısı sürüp susam serpin. üzerlerine bez bir örtü kapatarak bir 10 dakika daha mayalandırın. (ikinci tepsiyi yaparken birinciyi fırına
verebilirsiniz. ayrı ayrı pişmelerinde yarar var.)
7. fırını 200C'ye ısıtın. ısınmış fırında ekmeklerin üzerleri kızarana kadar pişirin.
21 ekmek
son oniki saat içerisinde öğrendiklerim:
şıpsi paste kafkas mutfağına ait önemli yemeklerden biri. bu yemeğe o kadar önem veriliyor ki kafkasya'daki geleneklere göre tavuğun hangi kısmının kimin tarafından yeneceği yemek sofraya gelmeden (misafirlerin saygınlık+yaşlarına göre) belli oluyor. bu yüzden de çocuklara hep kanatlar düşüyor...
bugün ayrıca kafkas halklarının rusya'nın zoruyla topraklarından çıkarılmalarının 140. yılı. bu vesileyle büyük sürgün sırasında hayatlarını kaybeden on binlerce insanı rahmetle anıyorum...
malzemeler:
tavuğun hazırlanması:
1. tavuğun butlarını, kanatlarını, göğüs ve sırt kısımlarını parçalara ayırın. derilerini soyup iyice yıkayın. (kanatları soyamazsanız ocakta ateşin üzerinde tütsüleyin.)
2. etleri bir tencere alarak üzerlerine çıkacak kadar soğuk su ekleyin. soyulmuş 4 baş soğanı bütün olarak tencereye ilave edin. en son tuz ekleyip haşlayın.
çorbanın hazırlanması:
1. tereyağını ve salçayı bir tencereye koyun. salça kavrulduktan sonra patatesleri ve sarımsakları ilave edip bir süre kavurun. kaurma esnasında patatesler tencereye yapışmaya başlarsa 1-2 kaşık et suyu ekleyebilirsiniz.
2. ardından suyu ve et suyunu tencereye ekleyin. patatesler ezilmeye müsait bir hal alana kadar pişirin.
3. 2,5 yemek kaşığı unu 1 kase soğuk suda ezin. çorbanın suyundan kaseye 1-2 kaşık ekleyerek kasedeki suyu ılıtın. ardından çorbayı devamlı karıştırarak kasedeki suyu tencereye ekleyin. ara sıra karıştırmak suretiyle 10 dakika pişirin. tuzunu ekleyip tencerenin altını kapatın.
paste'nin hazırlanması:
1. çorba pişerken bulgur ve pirinci karıştırıp birkaç kez suyunu değiştirerek yıkayın. yıkadıktan sonra su ve tuzla birlikte tencereye koyun. tencereyi ocağa alın.
2. bulgurlar ve pirinçler sularını çektikten sonra tencerenin altını kapatın. tercihen tahta spatula yoksa delikli bir kepçe ile pasteyi yoğurun. (spatulayı ara sıra çorbaya batırabilirsiniz.) pasteniz hamura yakın bir kıvama gelince üzerini spatulayla düzleştirin.
sosun hazırlanması:
1. zeytinyağını tencereye alın. doğranmış sarımsakları ekleyin. yağ kızınca pul biberi ilave edin. etleri bu sosun içine teker teker alın , alt ve üstlerini kızartın.
servis yapılması:
1. yuvarlak ve derince bir tepsiye önce pastenizi ortası boş kalacak şekilde (havuz şeklinde) yayın. havuz kısmına çorbasını koyun. etrafına etleri dizin. çorbanın üzerine sostan biraz gezdirin ve kişniş serpin.
2. tabaklara koyarken 1 kaşık paste, çorba ve 1 parça tavuk olmak üzere ayranla servis yapın.
not: bu yemeğin çorbası anadolu'nun bazı yerlerinde sütle beyaz bir çorba olarak hazırlanıyor...
geçenlerde gazetem.net sitesindeki tariflere bakarken pakize barışta'nın incir reçeli dikkatimi çekti. yazar hiç yemek yapmayan anneannesini sadece bir kez incir reçeli yaparken gördüğünü anlatıyordu. (bugün paşabahçe'de baktığım reçel kitabında da aynı tarif vardı) ertesi akşam "reçellik incir'in ne zaman çıkıyor anne?" soruma annem "bu mevsimde" cevabını verince çok sevindim. neyse ki kardeşim bugün benimle pazara gitmeye dönüşte hidalgo filmini izlemek şartıyla kabul etti. ben de sinemadan dönüşte iki tarifi birleştirip incir reçeli yaptım. bu reçele benim gibi akşam başlamamanızda fayda var çünkü reçelin hazırlanması + pişmesi 2-3 saati bulabiliyor...
malzemeler:
hazırlanması:
1. incirlerin ortasını (boyuna) kürdanla delin. incirleri soğuk su dolu bir kaseye atın. 5 dakika bekletin. iki avcunuzun arasına aldığınız birkaç incirin suyunu sıkarak süzün. tüm incirleri bu şekilde kaseden alın. incirleri tekrar su dolu bir kaseye alın ve aynı işlemleri tekrarlayın.
2. incirleri su dolu bir tencere koyun ve kaynatın. kaynadıktan sonra soğuk su akan musluğun altında önceki adımdaki gibi sularını süzdürün. (ilk aşama için yazarın dediği gibi suyun oda sıcaklığına gelmesini bekledim ama bir türlü tam soğumadığı için parmaklarım yanarak suları süzdürmek zorunda kaldım. ikinci kaynama sırasında musluğu denemeye karar verdim, sonuçta çok daha kolay oldu) soğuk su dolu kase adımını tekrarlayın.
3. tenceredeki suyu tazeleyin, incirleri tencereye alın. bir taşım daha kaynatıp tekrar sularını süzdürün. (tüm bu işlemlerin amacı incirin acılığını gidermek)
4. son kaynama sırasında şeker ve 1 litre suyu ayrı bir tencereye alın ve kaynatın. şeker eriyince yarım limonun suyunu ekleyin. birkaç dakika sonra incirleri ilave edin, kısık ateşte kaynamaya bırakın.
5. yaklaşık 1 saat reçel kıvamına gelene kadar kaynatın. kıvamın tutup tutmadığını kontrol etmek için porselen bir tabağa bir damla reçelin suyundan damlatın. tabağı hafifçe eğdiğinizde reçel akmıyorsa kıvama gelmiştir.
candan hanım'ın kek tarifleri o kadar güzel oluyor ki ne zaman ona ait bir kek tarifi bulsam hemen denemek istiyorum. dün gece de ertesi sabah kahvaltıya hazır olsun diye onun haşhaşlı ve portakallı kek tarifini denedim. sonuç her zamanki gibi harikaydı. hem de kepekli undan yapıldığı için çok hafif olmuştu...
malzemeler:
hazırlanması:
1. şekeri ve yumurtayı mikserle çırpın. tüm malzemeleri -karıştırmaya devam ederek- listedeki sıraya göre teker teker ekleyin.
2. en son kabartma tozunu ekleyip mikserin en düşük hızıyla 1-2 kez karıştırın. yağlanmış 30 cm uzunluğundaki dikdörtgen kalıba dökün. (ben yağlı kağıt serilmiş dikdörtgen borcam kullandım).
3. önceden ısıtılmış 180C fırında 40-50 dakika pişirin. tamamen soğuduktan sonra (sakın sıcakken çıkarmayın) kalıptan çıkarıp servis yapın.
büyükbabamlar için yaptığım bir diğer hamurişi de eda'nın zeytinli çöreği oldu. ben tepsiye yaymak yerine küçük küçük çörekler yaptım. eda'nın harika tarifine hamuru tutturabilmek için daha fazla un ekledim. onun dışında çok güzel oldular. gelecek sefere aynı tarife biraz da dereotu eklemeyi düşünüyorum...
malzemeler:
hazırlanması:
1. yumurtaları kırıp karıştırdıktan sonra yağ ve yoğurtla karıştırın.
2. zeytini, taze soğanı ve naneyi katıp karıştırın. hamuru ve kabartma tozunu ekleyip yumuşak bir hamur yapın.
3. hamurdan parçalar koparıp yuvarlayın ve yağlanmış tepsiye dizin. tepside 10-15 dakika dinlendirin. üzerlerine yumurta sarısı sürüp 190C'de 30-45 dakika pişirin. (üzerleri kızarana kadar)
eda tarifin için çok teşekkürler!
pazar günü bizi ziyarete gelen dayım, ablam ve büyükbabamlar için yemekleri annem, hamur işlerini de ben hazırladım. yaptıklarımdan biri peynirli poğaça oldu.
malzemeler:
hazırlanması:
1. un hariç hamur için gereken tüm malzemeleri karıştırın. unu azar azar ekleyin yumuşak ama elinize kesinlikle yapışmayan bir hamur elde edin. (ben her tamam oldu dedikçe annem biraz daha ekletti.)
2. bir tahtayı unlayın. hamurdan iki avcunuz dolusu bir parça alın. bunu rulo yapın ve elinizle avcunuzun ortası kadar parçalar koparın. (hamurdan tek tek koparmaktan daha kolay oluyor böylece)
3. kopardığınız parçaların her birin avcunuzda yumarlayın. tahtanın üzerine koyup iki elinizin parmak uçlarıyla 3-4 kez bastırarak açın. hamur çok ince olmasın biraz kalın olursa daha iyi olur.
4. ortasına iç malzemesinden bir tatlı kaşığı koyun. ve uçlarını kapatın. poğaçayı dik koyup içlerinin tamamen kapanmasını sağlayın.
5. poğaçayı yana yatırıp kapanma yerlerine biraz daha bastırın. sonra iki elinizin baş parmaklarıyla kapanma yerinin tam tersini içe doğru bastırın.
6. poğaçaları tepsiye dizip üzerlerine ayırdığınız yumurta sarılarını sürün. isterseniz çörek otu serpin. önceden ısıtılmış 200C fırında üzerleri kızarana kadar pişirin.
dün akşam eve gidip annemin yemek yapmakla uğraştığını görünce "ben de bir şeyler pişireceğim!" diye ısrar etmeye başladım. ama annem sakızlı kurabiye, haşhaşlı ve portakallı kek (fransız keki tarifinin de sahibi olan candan'a ait bir tarif), zeytinli çörek önerilerimin hepsini reddetti. onları cumartesi ve pazar günü yapabileceğimi söyleyip sadece rahmetli anneannemin ıspanak kavurmasını yapmama izin vereceğini söyledi. ben de onu yaptım. aslında anneannem bunu kahvaltılarda yaparmış...
malzemeler:
hazırlanması:
1. temizlediğiniz ıspanakları doğrayıp bir tencereye alın. tencereyi orta hararetli ateşe koyun. hiç su koymadan ıspanaklar dibe çökene kadar tencerenin kapağı kapalı şekilde pişirin.
2. ıspanakları bir süzgece alın. suyunu kaşık yardımıyla süzdürün. soğanı yemeklik doğrayıp tencereye sıvıyağ ile birlikte alın. soğanlar pembeleşince ıspanakları ve doğradığınız pastırmaları ekleyip hepsini kavurun.
4 kişilik
karalahanayı aslında en güzel naciye teyze yapıyormuş. annem de onu taklit ettiğini söylüyor...
malzemeler:
hazırlanması:
1. büyükçe bir tencerenin yarısına kadar su doldurup ateşe koyun, kaynamasını bekleyin. bu arada lahanaların sap kısımlarını biraz kesip demetleri ayırın. yaprakları teker teker yıkayın.
2. kaynayan suya 1 tatlı kaşığı tuz atın. yıkamış olduğunuz yapraklarının tamamını kaynayan suya koyun. koyar koymaz yaprakları kevgirle alt üst edin. (hepsini aynı anda ters yüz etmelisiniz) 2 dakika sonra tenceredeki suyu süzün. karalahanaların soğumasını bekleyin.
3. karalahanalar soğurken 1,5 su bardağı pirinci iyice yıkayın. 4 adet soğanı yemeklik doğrayın. iç malzemelerinin tamamını sırasıyla ilave ederek geniş bir kapta karıştırın.
4. soğuyan her bir yaprağı avucunuzun ortasına alıp yaprağın damar kısmını bıçak yardımıyla sapından başlayarak hafifçe alın. (yaprağın yırtılmamasına dikkat edin.) yaprakların içine birer tatlı kaşığı iç malzemeden koyun. yaprakların iki yanını kapatıp rulo şeklinde sarın. (dolmaların kısa ve -annemin tabiriyle- tombiş olmaları gerekiyor)
5. geniş ve yayvan bir tencerenin dibine 2-3 karalahana yaprağı serin. sardığınız dolmaları tencereye dağınık bir biçimde yerleştirin. dolmaların üzerini birkaç yaprakla kapatın ve yarım çay bardağı sıvıyağı gezdirin. en üste tencerenin genişliğinde bir tabak kapatın ve dolmaların hizasında kaynamış su ekleyin. tencerenin kapağını kapatıp yüksek ateşe koyun. su kaynamaya başlayınca ateşi kısın ve pirinçler yumuşayana kadar pişirin. (yaklaşık yarım saat)
not: karalahanayı seçerken küçük yapraklıları tercih edin. aksi taktirde yaprakları ikiye veya üçe bölmeniz gerekebilir.
annemin dünkü misafirler için yaptığı salata. aslında tarif sadece salataya aitti ama o bu salatayı başka bir yerde gördüğü sunumla birleştirip domateslere doldurmuştu...
malzemeler:
hazırlanması:
1. süzme yoğurdunuz yoksa bir gece önceden içerisine kağıt havlu serilmiş bir tel süzgece 3 çorba kaşığı yoğurdu koyun. süzgeci boş bir yoğurt kabına veya kaseye oturtun ve bu halde buzdolabında bekletin.
2. havucu ve patatesi haşlayın. minik küpler şeklinde doğrayın.
3. salatalığın kabuklarını soyun. bunları da küp küp doğrayın.
4. yoğurdun içine dövülmüş sarımsak, mayonez, doğranmış salatalık, havuç, patates ve tuz ekleyip karıştırın.
5. domateslerin tepelerini hafifçe kesin ve içlerini oyun. içlerine salatayı doldurun. madanozlarla süsleyerek servis yapın.
annemin bugün gelecek misafirleri için hazırladığı tatlılardan biri kayısı dolması. diğeri de benim yaptığım çikolatalı kek...
malzemeler:
hazırlanması:
1. 750 gr kayısıyı iyice yıkayın. 3 su bardağı şeker ve 5 su bardağı su ile ateşe koyun ve yumuşayana kadar pişirin.
2. yumuşayan kayısıları kevgirle tenceren alıp bir kapta soğutun. tencerede kalan suyu 15 dakika daha kaynatın. soğuyan kayısıların arasına ceviz parçaları yerleştirip bir tabağa dizin.
3. tenceredeki suyun bir kısmını kayısıların üzerine gezdirin. üzerlerine kuş üzümü serperek süsleyin. (isterseniz hindistan cevizi veya antep fıstığı da kullanabilirsiniz.)
pazar günü denediklerimden ikincisi değişik bir portakallı kek tarifiydi. internette bulduğum tarifi benim klasik tarifime uyarlayıp minik kek kalıplarımda pişirmeyi planlıyordum. ama minik keklerim normalden o kadar fazla kabarmışlar ve kalıba yapışmışlardıki mecburen keklerin kabaran kısımlarını kesmek zorunda kaldım.
birkaç sene önce olsa muhtemelen kestiğim kısımları bir poşete doldurup annemden saklamaya çalışırdım. ama bu sefer farklı bir yol deneyip elimde kalan kısımları ile bir tatlı yapmaya verdim. iyice soğuyan kekleri küçük parçalara ayırıp bir borcama dizdim. bir poşet hazır sakızlı muhallebiyi pişirip keklerin üzerine yaydım. en son olarak da 2 poşet hazır meyve sosunu pişirip soğuttum ve muhallebinin üzerini kaplayacak şekilde döktüm. tatlıyı bütün bir gün buzdolabında beklettim. pazartesi akşamı eve gittiğimde annem tarifi nereden bulduğumu, tadının çok güzel olduğunu söylüyordu. denediğim 3-4 tarif arasından sanırım en çok son anda yaptığım bu pastayı beğendiler...
not: sitedeki bazı ayarları değiştirmek zorunda kaldım. eğer resimlerde veya tasarımda yanlış gözüken bir şeyler varsa lütfen bildirin...
pazar günü bütün bir öğleden sonramı yeni tarifler deneyerek geçirdim. denemelerimden ilki yine bir kabartma tozu paketinin arkasındaki tariflerden alınma. pizza hamurunu yaparken bir ara unun bittiğini sanıp güzel olmayacaklar diye telaşlanmıştım ama sonradan diğer un paketini buldum ve minik pizzalar yapabildim...
malzemeler:
hamur malzemeleri:
pizza harcı:
hazırlanması:
1. 1 su bardağı yoğurt, 1 su bardağı sıvıyağ, 1 tatlı kaşığı tuz, 4-4,5 su bardağı un ve 1 paket kabartma tozu ile hamur hazırlayın.
2. bu arada 100 gr sucuk, 100 gr sosis, 4 adet yeşil biber ve 2 adet domatesi ince ince doğrayın. bu malzemeleri 2 yemek kaşığı su ile sulandırılmış 1 tatlı kaşığı domates salçası ve 1 su su bardağı kaşar rendesi ile karıştırın.
3. hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar alıp tepside ortasını çukurlaştırarak yuvarlak şekilde yayın. üzerlerine mazlemeyi doldurun. yarım bardak kaşar peyniri rendesini üzerlerine serpin ve 175C'ye ısıtılmış fırında 20-30 dakika pişirin.
4 kişilik
annemin arkadaşları ile ne zaman bir araya gelsem siteye yazacak yeni tarifler buluyorum. haşhalı çörek tarifi de annemin arkadaşı naciye teyze'ye ait.
malzemeler:
hazırlanması:
1. 2 su bardağı ılık sütte 1 paket mayayı eritin. eriyen mayayı; 1 su bardağı sıvı yağ, 1 çay bardağı toz şeker, 2 tatlı kaşığı tuz ve aldığı kadar un ile karıştırarak hamur yapın. hamurun üzerine bir bez örterek 1,5-2 saat mayalandırın.
2. mayalanan hamuru üç parçaya ayırın. her bir parçayı elinizle 25 cm çapında açın. hamurları aralarına haşhaşlı iç malzemeden sürerek üst üste koyun. üç kat hamuru ortadan ikiye bölün. her yarıdan iki parmak kalınlığında paralel parçalar kesin. kestiğiniz üç katlı parçaların her birini simit gibi burun ve çevirerek sarın.
3. çörekleri hafif yağlanmış tepsiye dizin. üzerlerine yumurta sarısı sürün. önceden ısıtılmış 170C fırında yarım saat pişirin.
sibel'in birkaç gün önce verdiği tarifi nihayet dün akşam denedim ve herkesinki gibi benim kekim de çok lezzetli oldu. hatta bu sabah keki zorla denettiğim erkek kardeşim bile "abla, nefis olmuş!" dedi. tarif yorumlar arasında kaybolmasın diye yeni bir başlıkla yazmayı uygun buldum. sibel tarifin için çok teşekkürler!
malzemeler:
hazırlanması:
1. 4 yumurtayı, 2 su bardağı şeker, 2 çorba kaşığı kakao, 1 su bardağı süt ve 1 su bardağı sıvı yağ ile karıştırın. bu karışımdan bir su bardağı ayırın.
2. kalan karışıma 1 su bardağı un, kabartma tozu ve vanilya ekleyip karıştırın. (ben önce un ve vanilyayı ekleyip karıştırdım, ardından kabartma tozunu ilave edip düşük hızda bir-iki kez daha karıştırdım.)
3. kek malzemenizi kare borcama dökün, 180C'de 50 dakika pişirin. pişince fırını kapatın, üzerine vişne suyunu döküp, 3-5 dakika çekmesini sağlayın. vişne suyunu çekince ayırdığınız sütlü-kakaolu karışımı kekin üzerine dökün. keki kapalı fırına tekrar koyup harcı fırının ısısıyla çekmesini sağlayın.
4. isterseniz üzerine krem şanti sürerek servis yapın.
meybuz denince aklınıza geliyor? benim aklıma ilk gelen ilkokulda servislere giderken sıralanan satıcılar, annemin her defasında "ayşe, hatice, sakın onlardan alıyım demeyin, çok zararlılar!" uyarıları geliyor. meybuz ile çok alakası olmasa da her tenefüste bir küsüp bir barıştığım arkadaşlarım, pespembe pamuk helvalar, cumartesi sabahları ablamla birlikte clementine'i seyretmemiz canlanıyor gözümde... demek ki annemin dediği kadar da zararlı değilmiş, yıllar sonra çocukluğunuzu hatırlatmak gibi yararlı tarafları da varmış meybuz'un...
malzemeler:
hazırlanması:
1. çilekleri yıkayıp saplarını koparın. yarım su bardağı (ya da daha az) pudra şekeri ve üçte bir su bardağı su ile mutfak robotuna koyun. bir süre robotta karıştırın. (ufak çilek parçaları kalacak şekilde)
2. bu karışımın yarısını bir kaseye boşaltın. robotta kalan karışımı hiç parça kalmayacak şekilde püre haline getirin. bunu da kaseye ekleyip karıştırın. şekerini kontrol edin, azsa biraz daha ekleyip kaşıkla karıştırın.
3. bu karışımı kağıt (ben mecburen plastik kullandım) çay bardaklarına paylaştırıp buzluğa koyun. biraz donunca içlerine bir çay kaşığı (varsa tahta dondurma çubuğu) batırıp bir gece buzlukta bekletin.
5 kişilik
sade patlıcan tarifi, portakal ağacı'nın bir diğer Ankaralı okuyucusu Gül Kalyoncu'ya ait. annem, Gül'ün tarifine göre pişirdiğim patlıcanları görünce anneannemin de aynı şekilde yaptığını söyledi. galiba eskileri hatırlatan tarifleri daha çok sevmeye başladım...
malzemeler:
hazırlanması:
1. 4 adet patlıcanı tamamen soyun, uzunlamasına kızarmalık kalınlıkta kesin. isteğe göre zeytinyağında ya da ayçiçek yağında hafif kızartın. bir peçetenin üstüne yağını çeksin diye serin.
2. patlıcanları sarımsaklarla birlikte bir tencereye alın. hafif zeytinyağı ve çok az ılık su eklenerek kısık ateşte pişmeye bırakın.
3.biberleri ateşte közleyin, domatesleri halka halka doğrayıp yemeğe ekleyin. kısık ateşte iyice piştikten sonra yoğurtla servis yapın.
4 kişilik
not: gül, lezzetli tarifin için çok teşekkürler!
gelecek 5-10 yılını yeğeni için birşeyler yaparak geçirmeye aday bir teyze olarak claire robertson'un yaptığı patchworkleri görünce amazon'a gidip childood treasures kitabını sipariş ettim ve terziyi arayıp bütün artık kumaşlarını bana ayırmasını istedim. bir de jamie oliver'ın kitabındaki gibi iki yaşındaki yeğenimle birlikte yemek yapabilirsem en mutlu teyze ünvanını alabilirim...
not: mayıs ayı kitap ve dergi alma kotamı; 5 kitap ( burada yazdıklarıma ek olarak alınan designing with web standarts + self promotion for the creative person) + 3 dergi (bugün aldığım living ile birlikte) ile doldurdum. haziran'a kadar yeni kitap ve dergi almayacağım ama bunlardan denediklerimi siteye yazacağım...
geçen haftalarda bir aperatif yapmak için j.rogers'ın kitabını karıştırırken yazarın daha önceden türkiye'de çalışan bir arkadaşıyla ilgili anılarını anlattığı (yanılmıyorsam tarif de bahsettiği arkadaşına ait) bir tarif buldum. oldukça basit bir tarif ve sonuç da oldukça güzel...
malzemeler:
hazırlanması:
1. zeytinyağını, suyu, şekeri, tuzu, kişniş tohumlarını ve defne yaprağını geniş ve derin bir tencereye koyun. şekeri eritmek için karıştırın. ardından büyük parçalara ayrılmış kerevizi tencereye ilave edin.
2. kısık ateşe kapağı kapalı biçimde yerleştirin. bir kez karıştırarak 5-6 dakika pişirin. kapağı açın, su buharlaşana, kereviz de hafif yumuşayana kadar karıştırarak pişirin (yaklaşık 10 dakika). kerevizlerin kararmalarına dikkat edin.
3. tencereyi ateşten alın. limon suyunu ilave edin. kerevizi ılık veya soğuk servis edebilirsiniz. ancak soğuk servis yapacaksanız limon suyunu kontrol edin, zira az gelebilir.
4. bir tabağa marulları yerleştirin. kerevizleri tabağa alıp zeytin ile servis yapın.
4 kişilik
cumartesi akşamı mail hesabımı kontrol ederken bir vakfın müdürü olan rengin hanım'ın maili ile karşılaştım. rengin hanım portakal ağacı ile ilgili çok güzel yorumlarda bulunup, beni ertesi sabahki vakıf kahvaltılarına davet etmişti. biz de pazar sabahını rengin hanım ve diğer vakıf üyeleri ile geçirdik. benim açımdan oldukça bilgilendirici geçen bu kahvaltının sonunda rengin hanım bize babasından öğrendiği kalmuk çayı'nı ikram etti. çok ilginç bir tadı olan (biraz sahlepi andıran) bu çayın tarifini internette buldum. iki farklı adreste de aynı kaynağa dayandırılarak verilen tarif şu şekilde:
malzemeler:
hazırlanması:
1. labada kurutulur ve tohum kısımları 4 su bardağı suda haşlanır.
2. üzerine süt ve tereyağı eklenerek sıcak servis yapılır.
ekleme: rengin hanım kendi tarifini göndermiş: 3 sap (sapları ile birlikte) LABADA tohumunu iyice yıkayıp ve hatta biraz tuzlu suda bekletilerek büyük bir tencerede kaynatılır , birkaç saat ağır ateşte demlenmeye bırakılır. Daha sonra temiz bir kaba süzülerek bir kenara alınır. Başka bir tencerede tahminen 1.5 litre süt kaynatılır (gerekirse sonradan ilavelerle bu ölçülerde değişiklikler yapılabilir). Bir kapta tahminen 10 tatlı kaşığı un, tuz, karabiber, demlenip beklemeye alınan (soğuk) labada tohumu suyu ile koyu boza kıvamına getirilir ve devamlı karıştırılarak kaynayan süte ilave edilir. Arkasından sütlü kahve rengi alana kadar demlenmiş çaydan ilave edilir. Ben şimdiki sütler yağsız olduğu için kaynama sırasında biraz tereyağı da ilave ediyorum. Çayın tadı yeteri kadar tuzlu ve labada tohumunun kekremsi tadı hissedilir kıvamda oluncaya kadar ilavelerde bulunularak kısık ateşte kaynatmaya devam edilir. En sonunda fincanlara koyarak yanında tereyağı ve karabiber ile servis edilir.
not: rengin hanım, davetiniz ve yakın ilginiz için tekrar çok teşekkürler!
kaynak: devlethan koçer & rengin yurdakul
bundan birkaç ay önce üye olduğum mail gruplarından birine -yanılmıyorsam- candan hanım kendi cafe'sinde yaptığı iki kek tarifini göndermişti. cumartesi günü bilgisayarımdaki dosyaları temizlerken o tariflerle karşılaştım ve bir kağıda not edip çantama attım. aynı akşam bunlardan çikolatalı fransız kekini denedim. annemin keki görünce ilk tepkisi "hatice! niye tatlı yaptın?" oldu ama yedikten sonra "sitede bu tarifin yanına beş yıldız koy" dedi. candan hanımın tarifinde fındık vardı ama ben evde ceviz olduğu için onu kullandım, fazladan da kabartma tozu ekledim...
malzemeler:
hazırlanması:
1. 150 gr margarini benmari usulü eritin. eriyen margarine 160 gr bitter çikolatayı ekleyerek çikolatanın da benmari usulü erimesini sağlayın.
2. çikolata hala sıcak iken derin bir kaba alın. 4 yumurtanın sarısını, toz şekeri ve cevizi ekleyip iyice çırpın. unu ve vanilyayı ekleyip çırpmaya devam edin.
3. ayrı bir kapta 4 yumurtanın beyazını çırpıp köpük haline getirin. bunu kek karışımına yavaşça ekleyerek düşük hızda karıştırın. karışıma kabartma tozunu ekleyerek aynı şekilde bir-iki kez daha karıştırın.
4. fırını 220C'ye getirin. kek kalıbını yağlı kağıdın üzerine getirip bir daire çizin. bu kağıdı kek kalıbının tabanın yerleştirin. kalıbın kenarlarını da fırça yardımıyla ayçiçek yağı ile yağlayın. (bu sayede kekinizin tabanı dümdüz olacak.)
5. karışımı kalıba yayıp ısınan fırında 20 dakika pişirin.
6. kek pişerken paketin arkasına göre sosu hazırlayın. (bir paket çikolata sosu fazla gelebilir. bu yüzden bir paketten biraz az yapabilirsiniz.) sos oda sıcaklığına gelince pişen kekiniz de yeterince soğuyunca keki kalıptan çıkarıp bir tabağa ters çevirin. üzerine (kenarlardan akacak şekilde) ince bir tabaka halinde sosu yayın. üzerine çekilmiş ceviz serpip mevsim meyveleri ile süsleyin. hemen servis yapın.
not: daire ile kalıp çizimi resmi everyday food dergisinden alınmıştır.
8 kişilik
bu akşam aldığım iki kitap ve iki dergi:
schöner wohnen decoration; iç mimari, endüstriyel tasarım, yemek ve bahçe tasarımlarını birarada barındıran bir dergi. dergide ayrıca almanya'daki belirli şehirlerle ilgili alışveriş rehberleri var. tesadüfen bu ayki sayısının şehri de büyükbabamların 25 yıl kaldığı hamburg!
garten&wohnen de burda grubunun çıkardığı bahçe dergisi. bahçe ve kır evlerinin fotoğraflarına ağırlık veren dergi birkaç tane de tarif içeriyor.
ilk kitap bir tarihi roman; imprimatur. kitabın arka yüzünden bir bölüm:
11 Eylül 1683 günü, Roma'da bir handa bir Fransız soylusu aniden ölür; akla ilk gelen vebadır ve han içindekilerle derhal karantinaya alınır; böylece dokuz gün dokuz gece sürecek olan gerilim, gizem ve entrika dolu macera başlar.
Dış dünyayla tüm ilişkileri kopan bu han, hem 17. yüzyılda, özellikle Viyana Kuşatması çerçevesinde gelişen olayların tartışıldığı, hem de renkli kişilikler arasında gerilimli olayların yaşandığı bir mekan haline gelir. Sonra ne mi olur? Arka planda uluslararası entrikaların, biyolojik savaşların, din çatışmalarının yer aldığı inişli çıkışlı beklenmedik olaylar silsilesi başlar. Roman, hikayeyle birlikte akan müzik eşliğinde, okuru yeraltı mezarlarına, gizemli dehlizlerdeki simya laboratuvarlarında ve gizli matbaalarda Avrupa'nın kaderini belirleyecek sırlara doğru peşi sıra sürükler...
869 sayfalık romanın bence en ilginç özelliklerinden biri de 28 parçayı içeren bir cd ile birlikte satılması. galiba bu kadar kalın bir kitabı en son üniversitede iken tiyatro ödevi için okumuştum...
dave pelzer; a child called it, the lost boy, a man named dave ve help yourself adlı dünyacas ünlü kitapların yazarı. daha önceki her kitabına bir göz atıp okumaktan vazgeçmiştim. sanırım ilgimi çeken tek kitabı da the privelege of youth oldu. umarım güzel bir kitaptır...
iletişim adresi:
hatice@portakalagaci.com
Son Yorumlar