Previous month:
March 2008
Next month:
May 2008

April 2008

Pratik Akıl Hanım

A98762_su01_fruitcup_l_2

Elif Şafak'ın "Siyah Süt" kitabındaki iç seslerden biriydi Pratik Akıl Hanım. Belki en son okuduğum kitap olduğundan belki de bugünlerde daha pratik olmam gerektiğinden bu karakter ikide bir aklıma geliyor. Benim Pratik Akıl hanımım devamlı konuşup duruyor bu aralar. Dün mesela yarım gün evde olmayı fırsat bilip tüm buzdolabını boşaltıp düzenlerken, mutfakta her şeyi yeniden gözden geçirip nasıl daha kısa sürede yemek yapıp daha düzenli olacağımı düşünürken konuşup durdu içimden.

Sorulara cevap bulmak için internete baktığımda yabancıların pek çok fikir verdiğini okudum. Örneğin bir tanesinde benim gibi akşamları meyve yemeyi unutanlar için boş vakitlerinde tek kişilik meyve salataları hazırlayıp pyrex kaplara koymayı öğütlüyordu. Bir diğeri pazardan alınıp buzdolabında unutulan sebzelerin ömürlerini uzatmanın yollarından bahsediyordu. (Mesela taze soğanlar bir jelatine hafifce sarılıp dolap gözünde saklanmalıymış. Bunlar bana çok lazım gerçekten.) 

Bir de annemden öğrendiklerim var, sebzeleri alınca kendi poşetlerinden çıkartıp buzdolabı poşetine koymak, zaman kazanmak için ıspanakları temizleyip kullanana kadar kağıt havluya sarıp muhafaza etmek, vs.

Öğrenmek istediğim sizin zaman kazandıran ip uçlarınız. Çalışıyor olmanız gerekmez. Zaten anne olmak veya bir evin idaresinden sorumlu olmak dünyanın en mühim işi. Sizin yemek yaparken veya evde herhangi bir işle uğraşırken zaman kazandıran tüyolarınız varsa bu çalışan anne olmaya çalışan yazarla paylaşır mısınız?

fotoğraf: martha stewart


Günlerin Getirdiği

Cilekkivi

(arşivden bir fotoğraf)

Gün bitip akşam olunca siteye yeni bir yazı eklediğimi hayal ediyorum çoğunlukla. Zaman zaman yazıların seyrekleştiği dönemler olmuyor değildi elbette, kimi okuyucular "bıktık aynı tariften diyordu", annem veya babam arayıp "anasayfadaki yemek koktu!" diyordu gülerek. Ben de hemen savunma kalkanlarımı kaldırıp "geçen ay çok sık  yazarken kimse dinlen biraz demiyordu ama" diyordum. Diyordum demesine de yazmıyorsam içimden başka birşeyler yapmaya karşı istek gelmemesindendi bu çoğunlukla.

Bugünlerde durum biraz daha farklı, yazım seyrekleşti ama heyecanımı kaybettiğimden değil bu. Hatta fazla heyecanlı olmaktan, yeni işimdeki heyecanımdan korkmaktan, başarısız olacağımdan korkmaktan, yapacaklarımın beğenilmemesinden gitmiyor elim yazı ekranına. Bu yazı bu yüzden minik bir hasbihal sizlerle. Son günlerde yorum aralarında sorduklarınıza, e-postalarınıza bir cevap olma amacında.

Yeni işimi, neler yaptığımı, bebeği merak ediyorsunuz haklı olarak. Evlenmeden önce  bir bilgisayar şirketinin web departmanından ve yapılacak reklamların gözden geçirilmesinden sorumluydum. Bugün ise masanın karşı tarafındayım. Okul bittikten sonra  Reklamcılık Vakfının STEP eğitimine devam ederken gün gelip benim de bir reklam ajansında çalışacağım hiç aklıma gelmemişti. Kartvizitimde yazan ünvan "Interaktif Medya Koordinatörü". Hergün blogların içindeyim hala. Hatta eskisinden daha çok yeni blog keşfediyorum. İlk işim ise çok sevdiğim bir konuda yeni bir blog projesi başlatmak. Gündüzleri çalışmakla, akşam işe dönüşleri "ya olmazsa"ları düşünmekle, akşamları da annem, babam veya eşimle "her şeyin iyi olacağı"nı konuşmakla geçiriyorum. Bir de arada yeni tarifler topluyorum.

Ayşe İkbal'e bulduğum çözümü de siteye yazmayı istemiyorum, çünkü herkes bir başkasının bulduğu çözümü kendince farklı yorumluyor. Sonuçta her akşam onun çok mutlu olduğunu, her gün daha da geliştiğini bilmek ve benim de içimin rahat olması ikimize de yeterli geliyor.

Bugünlük bu kadar inşallah haftaya yeni bir tarifle, daha sakinleşmiş bir vaziyette görüşmek üzere...


İç Baklalı Enginar
Sevim Tanör hoca'nın yemek kitabı'ndan...

Icbaklali

Son günleri akşam işten çıkıp bebekle eve dönünce yemek yapmaya alışmaya çalışarak geçirdim.  Tüm çabalarımı alt üst edip kurduğum kumdan kaleleri sallayan engeller de çıktı yoluma. Ama hem bu köşe iyiliklerin anıldığı bir yer olduğu hem de annemin ve babamın desteğini alıp kalelere bayraklarını yeniden diktiğim için haftaya yeniden mutlulukla ve bir tarifle başlayabilirim.

Enginar benim için baharın gelişini temsil eden bir sebze. Bir de annem gibi iç baklaları tek tek soyup enginarlarla pişirebilmişsem kendimi çok özel bir yemek hazırlamış gibi hissediyorum.  (artık ne kadar zor gelmişse bakla ayıklamak, kendi başıma ilk kez pişirdim bu yemeği, halbuki Ayşe İkbal oyuncaklarıyla oynarken de yapabiliyormuşum) Tarif Oğlak yayınlarından çıkan Sevim Tanör hoca'nın yemek kitabından.

İç Baklalı Enginar

Malzemeler:

  • 5 adet enginar
  • yarım kg iç bakla
  • 2 soğan
  • 1 su bardağı zeytinyağı
  • 1 limon
  • 1 kesme şeker
  • 1 demet dereotu
  • tuz

Hazırlanması:

  1. Soğanları ince doğrayın ve yağda hafifçe çevirin. Temizlenmiş ve tuza batırılmış, yarım limonla ovulmuş enginarları sıralayın. Tuz, şeker ve yarım limon sıkın., üstünü örtecek kadar su koyun.
  2. Tencerenin ağzını önce yağlı kağıtla, sonra kapakla kapayın, ateşe bırakın.
  3. Yarı pişince iç baklaları ekleyin. Tamamen pişince ateşten alın. Enginarları servis tabağına dizin, ortalarına baklaları doldurun ve bol miktarda kıyılmış dereotu serpin.