Previous month:
March 2013
Next month:
May 2013

April 2013

Çikolatalı Pasta

Cikolatali_pasta

Ayşe İkbal 31 Mart'ta 6 yaşına girdi. Eskiden annem "senin doğumun daha dün gibi" dediğinde bana masal anlatıyormuş gibi gelirdi. Halbuki minik parmaklarınının fotoğrafını yayınladığım gün ne kadar yakın geliyor bana. Kızım bu siteyle büyüdü, "annenin işi ne?" diye soranlara "Portakal Ağacı!" dedi. Ben de ona mandalinaagaci.com'u aldım:)Benim anneme duyduğum hayranlığı bana duyması mümkün değil belki ama inşallah onun etrafı da sevdiği insanlarla dolu olur ve o da onlar için sofralar kurup paylaşmaktan mutlu olur... 

Bu sene babasının doğum gününde kendisi için de bir pasta kestiği için ikinci bir pasta almadım. Ama çükolatalı pastayı sevdiği için ona Hershey’s'in çikolatalı pastasını yapıp, "Pony'li pasta!" ısrarları üzerine de üstüne oyuncak pony'lerini yerleştirdim. Meğer bu kadarcık emekle de gayet mutlu olabiliyormuş.

Ben üzerine krema sürmedim ama siz sürmek isterseniz krema tarifini ekliyorum:

Çikolatalı Pasta
Kaynak: Hershey’s 
1 su bardağı yaklaşık 236 ml.
Malzemeler:
Kek:
  • 2 su bardağı toz şeker
  • 1+ dörtte üç su bardağı un 
  • dörtte üç su bardağı kakao
  • 1,5 tatlı kaşığı (silme) karbonat
  • 1,5 tatlı kaşığı (silme) kabartma tozu
  • 1 tatlı kaşığı (silme) tuz (ben daha az kullandım)
  • 2 yumurta
  • 1 su bardağı süt
  • yarım su bardağı sıvıyağ
  • 2 tatlı kaşığı vanilya
  • 1 su bardağı kaynar su

Krema:

  • yarım su bardağı tereyağı
  • üçte iki su bardağı kakao
  • 3 su bardağı pudra şekeri
  • üçte bir su bardağı süt
  • 1 tatlı kaşığı vanilya

Hazırlanması:

  1. Fırını 175C'ye ısıtın. Dikdörtgen borcamı yağlayın. 
  2. Şeker, un, kakao, karbonat, kabartma tozu ve tuzu karıştırın. Yumurta, süt, yağ ve vanilyayı ekleyin. Orta hızda 2 dakika karıştırın. Kaynar suyu ekleyip karıştırın. (Karışım çok yoğun olmayacak)
  3. 35-40 dakika (batırdığınız kürdan temiz çıkana kadar) pişirin.Tamamen soğutup kalıptan çıkarın. Krema ile kaplayın.
  4. Krema için tereyağını eritin. Kakaoyu ekleyin. Şeker ve sütü dönüşümlü olarak istediğiniz kıvama gelene kadar ekleyin. Gerekirse azar azar süt ilave edebilirsiniz. Vanilyayı karıştırın.
  5. İki katlı pasta için 2 adet 23 cm'lik kalıpta 30-35 dak. pişirin, 10 dak. soğutun.
  6. Üç katlı pasta için 3 adet 20cm'lik kalıpta 30-35 dak. pişirin, 10 dak. soğutun.
  7. Kapkek için kapkek kalıplarına kağıtları yerleştirip kalıpların üçte ikisini dolduracak kadar karışım dökün. 22-25 dak. pişirin, tamamen soğutun. (30 kapkek)

İrmikli Toplar

Irmikli_toplar

Sitedeki en sevdiğim tariflerden biri sultan lokumu. Ama itiraf etmeliyimki bu günlerde 3 minikle sultan lokumu yapmak çok zoruma gidiyor. Onun yerine aynı görüntü ve tadı veren irmikli topları yapmak bu şartlarda çok daha kolayıma geliyor. Geçen haftalarda sevgili Ece (Hassas Anne) kahvaltıya geldiğinde ona bu toplardan hazırladım.

İrmikli Toplar:

Malzemeler:

  • 3 su bardağı süt
  • 7 yemek kaşığı irmik
  • 7 yemek kaşığı toz şeker
  • 1 poşet krem şanti
  • üzeri için hindistan cevizi & çiğ badem

Hazırlanması:

  1. Tencereye sütü, irmiği ve toz şekeri alın. Muhallebi kıvamına gelene kadar karıştırarak pişirin. Pişince ara sıra karıştırarak soğutun.
  2. Soğuyunca bir poşet toz krem şantiyi kaşık ile karıştırarak muhallebiye yedirin. Yanınıza bir kase su alın. 
  3. Muhallebi karışımından elinizle toplar yaparak hindistan cevizine bulayın. (Elinizi arada su ile ıslatabilirsiniz.) Topları tabağa yerleştirip üzerlerine badem batırın.

Cheesecake

Cheesecake

Son zamanlarda ne zaman bir davet olsa annemden bu cheesecake'i yapmasını istiyoruz. Tabanı fındıklı, arası labne ve krema sayesinde yoğun peynir tadı vermeyen, üzeri limon soslu nefis bir tarif bu.

Cheesecake

Önemli not; tüm malzemeler oda sıcaklığında olsun.

Tabanı;

  • 1.5 paket Ülker başak büskivi
  • 100 gr tereyağı
  • 1 su bardağı fındık

Tereyağını eritip büskivileri ve fındıkları rondodan geçir hepsini harmanla.

22 cm lik kelepçeli kek kalıbının altına yuvarlak yağlı kağıt kesip koy.

Malzemeyi kek kalıbının altına ve kenarlarına elinizle bastırarak döşe. Buzdolabına koy.

Fırını 175 dereceye ısıt.

Krema malzemesi

1.) 2 paket (400 gr) labne peyniri
2.) 1 kutu krema
3.) 3/4 sb şeker (şeker oranını kendi arzunuza göre ayarlayabilirsiniz.) 
4.) 2 yemek kaşığı nişasta
5.) 1 paket vanilya
6.) 1 limonun suyu
7.) 1 limon kabuğu
8.) 3 yumurta

Kremanın yapılışı

Labne peyniri ve şekeri çırp. Sonra yumurta hariç tüm malzemeleri ekle. Biraz daha çırp. (Kek gibi uzun süre çırpmıyoruz.) yumurtaları teker teker kırıp teker teker karıştır. Buzdolabındaki kek kalıbına kremayı boşalt. Kalıbın altına büyük bir alüminyum folyo serip etrafını kapla ve içinde iki parmak su olan fırın tepsisinin içine oturt.

Önceden ısıtılmış fırında 45 dakika üzeri beyaz kalacak şekilde pişir. Pişme süresini ısı derecesini düşürerek de tanamlayabilirsiniz.

Fırının kapağı yarı açık olacak şekilde soğumasını bekliyoruz.

Sosu

  • 1 limonun suyu 
  • 1 portakalın suyu
  • 2 yemek kaşığı nişasta 
  • 2 yemek kaşığı şeker

Sosun Yapılışı

Portakal ve limonu sıkıp bir bardağa koy. Üzerini suyla tamamlayarak 1.5 su bardağına tamamla. Bütün malzemeyi küçük bir tencereye al ve cırpma telıyle karıştıra karıştıra pisır. Koyu olacak olursa bır mıktar su ılavesıyle acabılırsınız. Sosun kabuk bağlamaması için kek bir yandan soguyana kadar ara ara sosu karıştır. Keki fırından çıkar ve sosu üzerine dök. Buzdolabına kaldır. Üzeri tamamen soğuyana açık kalsın. Sonra üzerini örtebilirsiniz. Ertesi gün servis yapabilirsiniz.


Otizmi Fark Et, Yaşamı Paylaş

Takip ettiğim yabancı blog arasında otistik çocuğa, yeğene, kardeşe sahip pek çok yazar var. Otizm ile gerçek anlamda ilk onlar sayesinde tanıştım; her gün bu çocuklar için verdikleri mücadeleleri, önlerine sunulan imkanları okudum yazılarından. Bugün Dünya Otizm Farkındalık Günü. Bu yüzden bugün siteyi bir Otizm Aktivisti olan İrem Afşin'e bırakıyorum... Otizm'in daha çok farkında olma umuduyla...
2 NİSAN DÜNYA OTİZM FARKINDALIK GÜNÜ…
                     NİSAN DÜNYA OTİZM FARKINDALIK AYI….

Otizmgorseli2



ORTAK YAYIN YAZISI – M. İREM AFŞİN                                    2 Nisan 2013
Otizm… Yaşamın farklı bir penceresi…

Nisan… Aylardan bahar. Havada baharın müjdecisi kokular, yavaş yavaş açan çiçekler, cıvıltıları ile hayatımıza neşe katan kuşlar, güneşin sıcak ışığına kavuşan dünya. Nisan, ruhumuzu aydınlık günlerde ferahlattığımız ay.

Nisan, 2008 yılından bu yana, dünya üzerinde yaşayan milyonlarca çocuk ve aileleri için çok başka bir anlam daha taşıyor: OTİZM.

2 Nisan, tüm dünyada otizm konusunda farkındalık yaratarak otizmden kaynaklanan sorunlara çözümler yaratmak amacıyla, 2008 yılında Birleşmiş Milletler tarafından “Dünya Otizm Farkındalık Günü” olarak ilan edildi. Her yıl, “Otizm Farkındalık Ayı” olan Nisan ayı boyunca dünya genelinde otizmin sorunlarını ve çözümleri konuşuluyor, araştırmaların teşvik edilmesi ve erken teşhisle tedavinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.

Oğluşum Nazım Özgün ile otizm labirentine adım attığımız o ilk günden bugüne 8 yıl geçti. Otizmin karmaşık fırça darbeleri yüzünden, hayatımızın yol haritasını yeniden tanımladık. Bazen düşününce sanki otizmden önce bir hayatımız yokmuş gibi hissediyorum. Çok eskiden kendini fanusuna kapatmış ruh bebeğimin, şimdi benimle hayatı paylaşması nasıl bir mucizedir, çok iyi biliyorum.
Otizm, doğuştan gelişen, genetik altyapıya dayanan, karmaşık nörolojik-biyolojik tabanlı bir gelişim bozukluğu. Başkalarıyla etkileşimde bulunmayı engelleyerek bireyin kendi iç dünyasıyla baş başa kalmasına yol açan otizm, genellikle 3 yaştan önce ortaya çıkarak çocukların sosyal iletişim, etkileşim ve davranışlarını olumsuz olarak etkiliyor.

Amerikan Sağlık Bakanlığı verilerine göre bugün dünya genelinde okul çağındaki her 88 çocuktan biri otizm teşhisi alıyor. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklara oranla 3-4 kat daha fazla görülüyor, her 54 erkek çocuktan biri günümüzde otizm riski taşıyor. Dünyada son yıllarda şeker, kanser ve AIDS dahil olmak üzere bir çok hastalıktan daha fazla sayıda otizm teşhisi alınıyor.

Ülkemizde sağlıklı istatistikler olmaması nedeniyle, Otizm Platformu’nun öngördüğü verilere göre, tahmini olarak 550.000 otizmli birey ile 0-14 yaş grubunda 150.000 civarında otizmli çocuk bulunduğu “varsayılıyor.” Otizmli bireylerin ebeveynleri, kardeşleri, yakın akraba ve çevreleri de hesaba katıldığı zaman, Türkiye’de her ile yayılmış durumda otizmden etkilenen 2 milyondan fazla vatandaşımızdan bahsedebiliriz.

Otizmin kapısını açmak için ilk önemli adım, erken teşhis. Otizm, yaklaşık bir yaş civarında ilk belirtilerini gösteriyor. Annenin sesi ve gülümsemesi gibi sosyal uyaranlara bebeğin tepkisiz kalması veya tepkilerinde yavaşlık olması, göz teması kurmada zorluklar, motor gelişmede ve taklit becerilerinde gecikme, uyku ve yemek düzeninde sorunlar ilk belirtiler arasında sayılabilir. Çok yaygın bir yanlış kanı, özellikle erkek çocukların geç konuştuğu veya anne/babası geç konuşan çocukların da geç konuşacağı düşüncesi… Ve erken teşhis, otizmli çocuğun gerekli eğitim ve tedavileri alarak hayata katılması için ilk önemli adım.

Eğer çocuğunuz;
Ø  Sizinle ve başkalarıyla göz kontağı kurmuyorsa,
Ø  İsmi söylendiğinde veya çağrıldığında dönüp bakmıyorsa, söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,
Ø  Konuşmada yaşıtlarının gerisinde kalmışsa, başkaları ile söyleşiyi başlatma ya da sürdürmede belirgin bir bozukluğu varsa, basmakalıp, yineleyici (ekolali) ya da özel bir dil kullanarak garip konuşuyorsa veya konuşması hiç gelişmemişse,
Ø  Gözleri sık sık bir şeye takılıp kalıyorsa,
Ø  Anlamsız gülme veya ağlama krizleri varsa,
Ø  Parmağıyla istediği şeyi işaret ederek göstermiyorsa,
Ø  Oyuncaklara amacına uygun oynamayı beceremiyorsa, yaşıtlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,
Ø  Ellerini kanat gibi çırpma, parmak uçlarında yürüme, kendi çevresinde veya eşyalar etrafında dönme, sallanma, çırpınma şeklinde garip ve yineleyici hareketleri (stereotipi) varsa,
Ø  Bir şarkının bir bölümünü tekrar tekrar söylemek, dolapların kapaklarını sürekli olarak açıp kapatmak, ayak parmaklarının ucunda odanın bir ucundan öbür ucuna koşturmak, bazı eşyaları döndürmek veya sürekli sıraya dizmek gibi çeşitli ilgi ve davranış takıntıları varsa,
Ø  Günlük yaşamındaki düzen ve program değişimlere aşırı tepkiler veriyor ve uyum sağlayamıyorsa,
Ø  Kendisine ve çevresine yönelik zarar verici davranışlara sahipse,

vakit kaybetmeden teşhis için uzmanlara başvurmak gerekiyor.
Otizmin tedavisi var mı? Otizm, beş bilinmeyenli bir denklem gibi: Nedenleri tam olarak saptanamadığı gibi tek bir kesin tedavisi de günümüzde “henüz” mevcut değil! Otizm, toplumsal fark, ırk, dil, din gözetmiyor, çocuk yetiştirme biçiminizle veya sosyo-ekonomik koşullarınızla da ilgilenmiyor. Genetik faktörlerin yanı sıra, çevresel koşulların – yanlış beslenme, çevre kirliliği, kimyasal maddeler, yanlış ilaç kullanımı, ağır metaller, aşılarda bulunan bazı koruyucu maddeler vb.- otizmi tetiklediği düşünülüyor.
Otizmde biyolojik tedaviler ile ilgili çalışmalar devam ederken, bugün için kabul edilen en önemli tedavi aracı, erken yaşta verilmeye başlanan yoğun bireysel özel eğitim. Doğal gelişim gösteren her çocuğun kendiliğinden öğrendiği her şeyi, otizmli bir çocuğa özel eğitim yardımı ile öğretmek zorundasınız. Bu durum bazen iğneyle kuyu kazmaya benzese bile, her otizmli çocuk kendine göre bir öğrenme biçimine sahip. Önemli olan, kapıyı açacak doğru anahtarı bulmak.

Bilimsel olarak erken yaştaki çocuk için kanıtlanmış yoğun eğitim süresi haftada bireysel ve grup eğitimi olarak 40 saat. Oysa ülkemizde sosyal güvenlik kapsamında “otizm özel eğitim raporlu” çocuklar için aylık 6- 12 saat olan özel eğitim süreci, dünya genelinin oldukça gerisinde kalıyor. 
Otizmli çocukların mutlaka eğitim sistemi içinde yer almaları gerekiyor. Çünkü eğitim, otizmli birey için her şeyden önce “tedavi” anlamına geliyor. Otizmi diğer engel gruplarından ayıran en önemli fark;  erken tanı ve erken bireysel/kaynaştırma eğitimiyle otizmli çocukların sorunlarının büyük bir kısmını aşmaları.

Oysa yaşamın gerçeği hiç de böyle söylemiyor size! Oğlum Nazım Özgün ile okul öncesi eğitim, ilkokul ve ortaokul süreçlerinde yaşadıklarımız, ayrımcılık hikayelerinden ibaret.  Otizmli/Aspergerli çocuk, genellikle bilgi eksikliğinden kaynaklanan dirençleri nedeniyle, okul yönetimleri, öğretmenler ve diğer veliler tarafından okulda “istenmeyen çocuk” ilan ediliyor. Kaynaştırma raporlarına rağmen, okul idareleri otizmli kaynaştırma öğrencisinin kaydını almak istemiyorlar. Okul yaşamı esnasında yaşanan sorunların büyük bir kısmını hoşgörü, anlayış ve bilgi yetersizliğinin giderilmesi ile çözebiliriz, yeter ki toplum tarafından yaşamın her anında bizlere dayatılan en büyük “engel” olan ayrımcılığı yok edelim!

Otizmin oldukça karmaşık yapısı, otizmli bireyle birlikte ailesi başta olmak üzere yakın çevresindeki herkesi hayatın tüm evrelerinde etkiliyor. Otizmli bir çocuğun ilerlemesinde en büyük sorumluluk ailelerde, en ağır yük de annelerin omzunda! Otizmden etkilenen bireyin ve ailesinin her şeyden önce yalnız ve ötelenmiş bir hayata mahkum edilmemesi için, özellikle doğal gelişim gösteren çocuk ebeveynlerinin toplumsal yaşamı bizimle paylaşmayı öğrenmeleri gerekiyor.

Oğluşum, benim uğur Böcüğüm, aldığım her nefesin anlamı, yaşam öğretmenim! O’nunla birlikte otizmle mücadele ederken, mutluluğun tek bir bakış veya tek bir kelimeden ibaret olduğunu görme fırsatım oldu. Seslenince dönüp bakması, ağzından tek bir kelime çıkması, ağlayıp öfke krizleri geçirmeden bir tam gün geçirmesi, benimle gezmeye, markete, restorana, sinemaya gidebilmesi, kendini hayatın gündelik akışında veya okul hayatı içinde idare edebildiğini görmek için… yıllarca sabırla bekledim. 
Biz ikimiz,  çok başka bir yerden, büyük bir boşluktan, hiçlikten, sessizlikten, kapalı bir fanusun içinden geliyoruz. Yoku çok, azı fazla, yaşam sevincinin dibine vuran, hayatı farklılıkları ile yaşamayı öğrenmek zorunda kaldığımız bir uçurumun taa en dibinden geliyoruz. Öyle bir yerden geliyoruz ki, “gelmez, düzelmez, hayata katılmaz, konuşmaz, kendini seslendirmez, hayatı anlamaz, anlatamaz, asla paylaşamaz, duygularını gösteremez, hissedemez, arkadaş olamaz, okuyamaz, hiçbir zaman tam öğrenemez, hatta sevemez” demişlerdi… Hepsinin ne kadar boş olduğunu yaşama sımsıkı tutunmasıyla gösteren oğluşumun annesi olmak kadar beni hayatta tanımlayan bir şey yok!

Son 8 yılda ailemiz haline gelen otizm topluluğunun içindeki her otizmli çocuk benim de çocuğum, otizmli anne-babalar ise yoldaşım. Onlardan sadece biri olarak diyorum ki, gündelik hayatın içinde karşılaştığınız ağlayan bir çocuğu yargılayıp, annesine laf etmeden önce bir an düşünün. Çocuğunuzun sınıfında otizmli bir çocuğun da olmasının, farklılıkları yaşayarak öğrenecek kendi çocuğunuza da faydası olacağını lütfen unutmayın. 

Her yıl Nisan ayı, Türkiye’de otizm adına yeni umutlar, yeni adımlar demek… Eğer siz de “Otizmin farkındayım, ama fark etmek yetmez, yaşamı paylaşmak gerek!” diyorsanız,  otizmli çocukların ve anne-babalarının seslerine kulak verin, sesimize ses katın, otizmin bilinirliği ve sorunların çözümü için gönüllü destek verin ki, çocuklarımız hep beraber büyüsün J  
Çünkü her çocuk farklılıkları ile yaşamda yer almayı hak eder!
Nisan Dünya Otizm Farkındalık Ayı’nda yaşamı paylaşan herkese yürek dolusu selam olsun! 

M. İrem Afşin
Nazım Özgün’ün Annesi
Gönüllü Otizm Aktivisti