gezi

29/06/2010

Sünnet Gölü, Beypazarı ve Göynük

Suunetgolu_small

Pazar günü menüsündeki tarifleri yazmaya yarın başlayacağım ama önce geçen haftadan kalan fotoğrafları paylaşayım. Üstteki ve alttaki birkaç fotoğraf sünnet gölü'nden. Beypazarı ve Göynük'te daha çok yemek fotoğrafı çektiğim için önceliği göl ve çevresine veriyorum. Eğer üstteki fotoğrafı bilgisayarınızda masaüstü resmi yapmak isterseniz bu linki tıklayarak büyük haline ulaşabilirsiniz.

Sunnetgolu2

Sunnetgolu3

Sunnetgolu4

Beypazarı Taş Mektep'in Yemekleri:

Beypazari1

yaprak sarma

Beypazari2

etli güveç

Beypazari3

80 katlı baklava

Beypazarı'nda pazar tezgahından alıp iki hafta boyunca sayıkladığımız taze nohutlar:

Beypazari4

Göynük Paşazade Lokantası'nın Yemekleri:

Goynuk1

sebzeli güveç

Goynuk2

mantı

Goynuk3

piyaz

Goynuk4

ve Göynük'teki favorimiz güveçte kaynar halde gelen sarma...

Göynük ve Beypazarı'nın doğal güzellikleri ise birbaşka yazının konusu olsun...

22/06/2010

2 Çocuklu Tatil Notları, I.Bölüm: Mudurnu

Tatil

Geçen sofradaki tavuk göğsünün tarifini önümüzdeki günlerde yazacağım ama önce unutmamak adına tatilimizden biraz bahsetmek istiyorum. Hafta sonu tatiliniz nasıldı diyenlere şu cevabı veriyorum: Tatilin ilk akşamı 2 çocukla tatil yapamayacağıma karar verip ağustos ayı için rezervasyon yaptırdığımız yeri arattım ve rezervasyonumuzu iptal ettirdim. İkinci gün mükemmle anne diye bir şeyin olmayacağına kendimi biraz daha inandırınca tatil daha eğlenceli hale gelmeye başlamıştı. Tatilin son günü ise ağustos ayı için bir karadeniz rotası planlıyordum.

Benim için bu yolculuğun en güzel kısmı ana yoldan sapıp tabelasız, orman köylerinin içinden geçip üstteki fotoğraftaki manzaralarla karşılaşmaktı.

Park

Ayşe İkbal için en güzel kısımları Mudurnu'da kaldığımız konakta Mehmet bey ile şakalaşıp,mutfakta saatlerce Fatma ablaya yardım etmek ve gezi rotamız üzerindeki parklarda oynamaktı. Benim gibi yeni insanlarla tanışmakta bu kadar zorlanan birinin bu derece dışa dönük bir çocuğunun olması -her ne kadar başta temkinli de davransa- çok hoşuma gidiyor.

Gezi boyunca çektiğim karelerin sayısı çoğalınca bunları birkaç bölümde yayınlamaya karar verdim.

Haci_sakirler

İlk kareler Mudurnu'da kaldığımız Hacı Şakirler Konağı'ndan. Üstteki fotoğraf konakta kaldığımız oda.

Visne_alti

Bahçede bir yandan yemek yiyip bir yandan dut ve vişne topladığımız masa.

Haci_sakirler_

Ayşe İkbal'i mest edip "anne Fatma teyzelerin evi çok güzelmiş!" dedirten bahçenin masadan görünüşü.

Kahvalti

Konak sahipleri ile beraber yaptığımız kahvaltı ve

Ksapi

Fatma ablanın meşhur cevizli, keşli kaşık sapı. Gelecek bölüm, Beypazarı'na gidiyoruz!

12/10/2009

Diyarbakır-Mardin-Midyat

Db1

Geçtiğimiz cuma günü bir ilke imza atıp Ayşe İkbal'i babaanne ve anneanneye emanet ederek 3 günlük bir geziye gittik. Gezimizin ilk durağı en son 8 ay önce gittiğimiz Diyarbakır'dı. Yukarıdaki fotoğraf benim Diyarbakır'a her defasında gidişimin sebeplerinden biri. Bu manzaranın verdiği huzuru bir de boğaza bakarken yaşıyorum ben.

Mustafaninkahvaltisi

Cennettabagi

Bir diğer sebebi önceki yazımda da tanıttığım kahvaltıları. 3 gün boyunca her sabah güneşin ilk ışıkları ile otelden çıkıp gittiğimiz Mustafa'nın Kahvaltı Dünyasındaki sofra ve cennet tabağı.

Gezimizde bu defa öncekilerden farklı olarak Mardin ve Midyat da vardı programda. Malabadi köprüsünden, pek çok kilise ve camiye kadar farklı yerleri ziyaret etsek de bu blogun amacına uygun olarak yemek için alternatif yerleri göstermek hem daha doğru hem de daha zevkli geliyor bana.

Ebrar_mahalli_yemek_

Mardin'deki yemek durağımız Ebrar Mahalli Yemek Salonu oldu. Sembusek'ten içli köfteye, dolmalarından etli pilavına Mardin yemeklerinin tadına bakmak için doğru bir tercih olabilir burası.

Dunya_et_lokantasi

Ancak tüm gezi içinde benim için en özel yeri olan Midyat'tır şüphesiz. Annemin 30 yıl önce Malatya öğretmen okulunda beraber okuduğu ve bana bulmam için yıllarca bahsettiği arkadaşı Nilgün hanım, Portakal Ağacı sayesinde annemi bulmuş ve Midyat'ta olduğundan bahsetmişti. Midyat'a ayak basışımızdan itibaren beni 30 yıldır görmediği arkadaşı gibi kucaklayan, yeni atlattığı rahatsızlığına rağmen mükemmel bir ev sahipliği ile bizi Dünya Et Lokantası'nda ağırlayıp, çarşıyı bizimle gezen Nilgün hn bizi hem macup etti, hem de eskinin dostluklarının, Anadolu insanının kıymetini daha iyi anlamamızı sağladı.

Hem Diyarbakır ve Midyat'taki dostlarımız hem de yolculuğumuz sırasında tanıştığımız ekip arkadaşlarımız aslında tüm gördüklerimizden ve yediklerimizden daha değerliydi benim için. İyi insanların ve güzel dostlukların var olduğuna ve yenilerinin kurulmasının da mümkün olduğuna inandırdılar beni...

02/09/2009

Kıyıköy ve Tek Karelik İftar

Kiyikoy_1

Ayşe İkbal pazartesi günü okula başlayınca bizde de tüm düzen değişti. Ben yeni düzene alışacağım, her şeyi hayalimdeki gibi organize edeceğim derken siteye yazı yazmak çarşamba gününü buldu. İlk fotoğraflar bizim 3 kişilik gezgin grubumuzun "oruç tutmak hayata engel değil" sloganıyla başlattığımız Ramazan'daki gezi turlarımızdan ilkine ait.

Kiyikoy_3

Planımız Ramazan'ın 4 pazarı farklı bir yeri görmeye gitmekti. İlk pazarki durağımız ise Kıyıköy oldu.

Kiyikoy_2

İkinci pazarda grup elemanlarımızdan biri arkadaşlarıyla kısa bir yurt dışı iş gezisi (bkz. tatili) yapınca planlarda revize oldu. Ancak diğer elemanlar olarak biz kaldığımız yerden devam etmeye kararlıyız. Kıyıköy İstanbul'dan 3 saat kadar uzakta kendinizi bambaşka bir dünyada hissetmenizi sağlayan bir yer. Gezilebilecek yakın yerler planlarına mutlaka eklenmesi gereken bir rota.

Tek_karelik_iftar

Son fotoğraf benim ev sahibi olduğum tüm iftarlarda başıma gelenin yansıması. Eğer misafirsem tüm konuklara sadece hurma yedirip fotoğraf çekebiliyorken, ev sahibi olunca tek bir kareyle sınırlı kalıyorum. Yine de fikir vermesi açısından menü şöyle:

  • İftariyelikler
  • Domates Çorbası
  • Zeytinyağlı Bamya
  • Zeytinyağlı Semizotu
  • Ev Yapımı Közlenmiş Patlıcan ve Biber Salatası
  • Çoban Salata
  • Hasanpaşa Köftesi
  • Pilav
  • Dondurma ile Servis Yapılan Elmalı Turta

08/04/2009

Kısa Bir Ara

A

Benim yolculuğa hazırlanma hızımı göz önüne alırsam nonu sofrasının tariflerini yazmam maalesef pek mümkün gözükmüyor. Ama en çok istenen tarif olan dondurmalı pastayı yaklaşık 4 yıl önce yazmıştım siteye. Şimdilik hepiniz hoşça kalın ve lütfen geçen sene Ayşe İkbal 8 aylıkken yaptığımız yolculuğun minik bir versiyonu olan yolculuğumuzun sorunsuz geçmesi için bize dua edin. Benim de tüm yolculuğum boyunca sizleri anacağımdan emin olabilirsiniz...

not: gelene kadar yazılan tüm yorumlar, yolculuk sonrası yayınlanacaktır

07/02/2009

Diyarbakır Gezisi

Bu hafta sonu Cumaertesi'ne yazdığım yazı.

Geçtiğimiz hafta sonu yolumuz Diyarbakır'a düştü. En son 4 yıl önce gördüğümde doğrusunu söylemem gerekirse şehir, gelişmişliği ve modernliği ile beni şaşırtmıştı. Bu defa kafilemizdeki Diyarbakır'ı ilk kez görenlerde aynı hisleri uyandırdı. Ama 4 yıldan bu yana Diyarbakır'da değişmeyen tek bir şey vardı; insanlarının samimiyeti. Ev sahiplerimizden sokaktaki çocuklarına, satıcılarından restoran sahiplerine kadar tanıştığımız herkes sanki uzun zamandır tanışıkmışız gibi bizleri en güzel şekilde ağırlamak için ellerinden geleni -hatta daha fazlasını- yaptı. Yolculuk öncesi internette 'Diyarbakır'da nerede ne yenilir?' diye bir araştırma yaptığımda çok da istediğim tarz yerler bulamamanın derdiyle yazı için gerekli malzemeleri toplayamayacağımı düşünmüştüm. Ancak farklı yerler ve birbirinden lezzetli tatlar ile dolu bir yolculuk geçirince bu yerleri paylaşmak da şart oldu. Bu leziz mutfaklar kadar Diyarbakır insanının ve yörenin güzelliklerini keşfetmemizi sağlayan ev sahiplerimize ve Diyarbakırlılara teşekkürlerimi sunuyorum.

Mustafa1

Mustafa'nın Kahvaltı Dünyası:

 Diyarbakır'a ilk adımımızı attığımızda her ne kadar uçakta kahvaltı yaptığımızı belirtsek de ev sahiplerimizin ısrarlarına dayanamadık. Gazi Caddesi'ndeki tarihî Hasanpaşa Hanı'nın dik merdivenlerini tırmanıp geniş bir sofanın ortasındaki yer sofrasının etrafına oturduk. Kahvaltı tepsisi geldiğinde ise ilk düşüncemiz "İyi ki ısrar etmişler!" demek oldu. Sac kavurmalı yumurtadan soğuk güvece, çeşit çeşit peynirlerden

Mustafa2

"cennet tabağı" adını verdikleri meyve tabağına kadar Diyarbakır kahvaltı sofrası bir sabah vakti şehir sınırlarının içine adımınızı attığınızda ilk uğramanız gereken yer haline geliyor.

Tabier

 

Tabier Lahmacun&Pide Salonu

İkinci gün kahvaltı sonrası Diyarbakır gezimizin ardından nelerle karşılaşacağımızı az çok tahmin ettiğimiz için günlük öğün sayımızı ikiye düşürmeye karar verdik. Gerçekten de bunun ne denli doğru bir karar olduğunu Tabier'e girdikten sonra fark ettik.

Tabier2


Diyarbakır'ın Yenihal, Dağkapı ve Çamlıca gibi semtlerinde şubeleri olan bir restoranda önce size bakır bir kap içinde ayranlarını ikram ediyorlar. Ardından da isteğinize göre gelen incecik lahmacunlar ve lezzetli pideler.

Gazi Köşkü:
4 yıl önce geldiğimde ayvalı kebabı ile dilime dolanan Gazi Köşkü'ne bu defa bahçesinde yer alan Şark Evi'nde cumartesi akşamları yapılan 'eyvan gecesi'ne katılmak için gidiyoruz. Sıra gecelerinin Diyarbakır versiyonu olan bu gecelerde benim en çok hoşuma giden, ailenin en yaşlıları olan babaanne/dedelerden ile en küçükleri olan minik bebeklere kadar tüm ailenin toplanıp eğlenmeleri oldu. Günümüzde tanımadığınız insanlarla, size ait olmayan bir kültürün motifleri eşliğinde eğlenmeniz empoze edilirken gerçek Anadolu kültürünün güzelliği ve tüm aileyi eğlenme aracıyla bir arada tutuyor olması belki de kaybetmemeniz gereken gerçek bir değerimiz.

Selimamca

Kaburgacı Selim Amca:

 Dönüş öncesi son durağımız Kaburgacı Selim Amca. İstanbul'un çeşitli semtlerinde adına rastladığım ancak asıl kökeninin burası olduğunu bilmediğim bir restoran burası. Kaburga dolması dendiğinde aklıma hep içi üzümlü, fıstıklı iç pilavlı, bol yağlı bir pilav gelirdi. Ancak bunun tamamen bir önyargı olduğunu Selim Amca'nın spesiyalini yediğimde fark ettim. Her ne kadar öncesinde gelen mumbar dolmasını mevcut önyargılarımla deneyemesem de peşinden gelen minik içli köfteleri ve leziz kaburgası ile Kaburgacı Selim Amca da Diyarbakır'da mutlaka görülmesi gereken yerler listesine girdi.

21/08/2008

Tatil Bitti...

Nesos1

Tatil bitti, evimize döndük nihayet. Bir sonraki gezi için planlar yapmaya başladık bile, sadece bu sefer içinde çamaşır makinesinin olduğu bir araba bulmak istiyorum. İlk hafta annane, büyükbaba, dayı teyze ve Meryem abla karmasıyla kendinden geçen Ayşe İkbal'in mutluluğu, ikinci hafta babanne, dede ve amca üçlüsüyle iyice arttı.

Cunda'da annanelerle Lezzet Durakları kitabına yeni eklenen bir mekana gittik ilk hafta, ama hayal kırıklığına uğrayınca ikinci hafta babaannelerle gene Cunda'nın yolunu tuttuk. Bu sefer Nesos yerine Bay Nihat'a gittik.

Nesos2

kabak çiçeği dolması

Nesos4

lor böreği

Ayvalık'a yolunuz düşerse mutlaka uğramanızı tavsiye edeceğim bir yer daha var, Kürşat Zeytinyağları. Çarşının hemen girişindeki çok güzel bir dükkanda özenle seçilip hazırlanmış zeytin ve zeytin ürünleri satıyorlar. Oraya kadar gidemiyorsanız bir yerleri de Nişantaşı'nda varmış, ama ben her sene Ayvalık'a gitmeyi tercih ediyorum.

Sahintepesi1

Altınoluk tarafına geçince yine her sene uğradığımız Şahin Tepesi'ne gittik. Körfez'e bakan harika bir manzaraya sahip bu mekanda bize tuzda levrek önerdiler.

Sahintepesi2

Levrek kaya tuzuna sarılarak fırında uzun bir süre pişiyor, daha sonra tuzu kırıp servis yapılıyor. Tuzun yakılmasının gereği yok ama aksiyon oluşturması açısından güzel oluyor.

10/08/2008

Çanakkale

2

Ön not: gazete yazılarımın son ikisi burada & burada

Sitenin adını Portakal Ağacı, Günlük Gezi Maceraları olarak değiştirsem mi?  Bu ara keşifler yapmak yemek yapmaktan daha keyifli gözüküyor. Bu yazıyı da önemli bir düğün için hafta sonu İstanbul'a döndüğümüzde yazıyorum. Bir de ben Ayşe İkbal rahatsız olur diye korkarken onun benden daha çok keyif aldığını görünce bizim keşifler de arttı. Geçen ayki keşif yerimiz Çanakkale idi. İş için yapılan bir seyahate biz de anne-kız dahil olup ilk kez Gelibolu'yu gezdik.

1

3

Portakal Ağacı'na yazabileyim diye biraz araştırma yapıp yolumuz üzerindeki Keşan'dan geçerken meşhur satır eti denedik. Biz Kavaklık'ta durduk. Yemekten sonra doğruca savaş alanlarını görmeye gittik. Çanakkale'de çektiklerimiz:

4

Yaralı düşman askerini taşıyan Türk askeri

5

Avusturalyalı askerlerin mezarları

6

Anzak koyu

8

Türk şehitlerinin mezarları

10

11

Çanakkale'deki balık lokantası Yalova Restaurant

12

Küçük otellerden bulduğumuz Kervansaray Oteli

13

Son durak: Aynalı Çarşı

Bir sonraki rotamız Ayvalık-Edremit bölgesi!

24/07/2008

Kartalkaya

1

Ben bir önceki hafta sonumuzun anılarını yitirmeye başlamadan fotoğraflarımı paylaşayım. Ailemi peşimden sürükleyerek Köroğlu dağlarına çıkardım o iki günde.

3

Yurdaer Mutfak Sanatları merkezine gidip Yurdaer bey ile yaptığımız sohbetin eşliğinde Kaz Seridini denedik. (yufkanın içinde kaz, pilav yerleştirip pekmezle yapıştırın, şekere batırıp yiyin - kulağa garip geliyor ama nefis!)

4

vişneli yaprak sarma

5

etli borani

6

ve cevizli erişte'yi denedik.

2

Şirin bir küçük otelde kalıp hep beraber kahvaltılar yapıp akşam yemekleri yedik. Ayşe İkbal diğer misafirlerin arasında koşuşup dururken nezaketine ve tavrına hayran kaldığım Münevver hanım "Ayşe İkbal'in annesinin adı Hatice mi? Portakal Ağacı'ndan değil mi?"diyerek hayatımın unutulmaz anlarından birini yaşamamı sağladı. Kısa ama çok güzel bir hafta sonuydu. O heyecanla geçen hafta sonu da Çanakkale turu yaptık. Bu hafta sonu evdeyiz ama gelecek hafta sonu için bize önerebileceğiz yakın ve kalabalık olmayan yerler varsa duymaktan çok memnun olacağım...

04/01/2008

Döndük biz...

Yolculuk

Yolculuğumuzdan çok şükür sağ salim döndük. Çok yorulduk ama Allah'tan Ayşe İkbal bizi hiç üzmedi. Yemek fotoğrafından çok yemek yiyen bebek fotoğrafımız olduğu için tek yemek karesi dönüşte kayınvalidemin bizim için yaptığı Japon Güneşi'ne ait. Tarif ve yolculukla ilgili detaylar sonraki yazıda inşallah...

istek üzerine not: soldaki fotoğraflar Kerem Tülün'e ait...

22/11/2007

2,5 Gezginin Yeni Maceraları

Macera

En son söyleceğimi en başta söyleyeyim: 17 gün sonra bebeğimizle beraber hacca gidiyoruz! Ayşe İkbal daha doğmadan nasılsa o 3 yaşına gelene kadar ancak bize sıra gelir deyip kayıt olmuştuk. Birkaç ay önce ise yedeklere kaldığımızı ve gidebileceğimizi öğrendik.

Bebekle gitmek delilik gibi gözüksede gerek doktorlarla -hatta anabilim dalı başkanlarıyla- yaptığımız görüşmeler, gerek geçen yaz dere tepe gezip onu habersizce gezmeye alıştırmamız + bu fırsatı bir daha yakalama şansımızın düşüklüğü ve bebekten ayrılmayı göze alamayışımız sebebiyle birlikte gitmeye karar verdik. Bu yüzden 1 Ocak'ta dönene kadar yazılar bir müddet daha seyrekleşebilir. Şimdiden hakkınızı helal edin ve 8 aylık bir bıdıkla yapacağımız bu yolculuk için lütfen bize dua edin...

02/09/2007

Biz bir küçük cezve setiyiz, köşe bucak gezmeyiz...

Safranbolu

İki günde 1000km. yapıp Safranbolu, Ilıca ve Amasra'yı gezip geldik. Allah'tan kızımız da bize ayak uydurmaya başladı da akşam uykusunu geciktirmediğimiz sürece bizi zorlamadı. Safranbolu'daki durağımız küçük oteller arasında adını duyduğumuz Gülevi idi.

Safranbolu_detay

Ben Gül hanım ve İbrahim bey'in detaylara  gösterdiği özene hayran kalırken

Gulevi2

Ayşe İkbal de İbrahim bey'in tavan arasında bulup yeniden kullanıma geçirdiği bebek salıncağına bayıldı. (ben fotoğrafı çekerken o da sallanmakla meşguldü.)

Selale

İlk gün benim trekking hayallerimi gerçekleştirebilmek için Küre Milli Parkındaki Ilıca Şelale'sine ve hepimizin hayran kaldığı Amasra'ya gittik. (Ben ıssız ormanda yabani hayvan uyarısını gördüğümden korkudan titremekle meşgul olduğum için şelalenin bu kadar yakınına baba-kız yaklaşabildiler...)

Cesmicihan_salata

Amasra'daki yemek molamız salatası,

Cesmicihan_balik

balıkları ve

Yogurttatlisi

ballı cevizli yoğurt tatlısı ile meşhur olan Çeşm-i Cihan'dı.

Yemek_detay

Akşam geç saatlerde Safranbolu'ya dönünce bizi ev sahiplerimizin Safranbolu yemeklerini tanıtmak için hazırladığı sofra bekliyordu. Ekonomiden yemeklere kadar pek çok konuda konuşarak -arada da bebeği uyutmaya çalışarak- geçirdik akşamı. Dönüş günü demirciler çarşısı, cumartesi günü kurulan pazarı gezip, köşe başında bulduğumuz bir antikacıdan kelepir fiyata bir servis kaşığı ve çatalı alıp dönüş yoluna koyulduk. Benim için bu yazı en güzel şekilde kapatmış olduk. Dilerim gelecek yaz da bunun gibi geçer. (İbrahim bey'in gönderdiği tariflerle yöresel yemekler bir sonraki yazıda...)

20/08/2007

2,5 Gezginin Keşif Notları

Img_38421

Son günlerde 2,5 kişilik keşif grubumuzla gezip yeni yerler, yeni şeyler keşfediyoruz.  Aslında keşfettiklerimiz daha çok yeni mekanlar olsa da dünkü gezinin sonunda uğradığımız mağazadan alıp gece yarısı astığımız resimler benim için en güzel keşiflerden biriydi. 1 senedir istediğim gibi bir şey bulamadığım için boş duran mutfak duvarımız  nihayet dolmuş oldu bu sayede.

Her ne kadar kendi kameram yanımda olmadığı için istediğim gibi çekememiş olsam da hafta sonunun diğer keşif noktaları:

Kalendertepe

Kalendertepe'nin kahvaltısı
(Kalender Üstü, Atadan Sok, Yeniköy'de, Secret Garden'ın yanında, Secret Garden tarafından işletiliyor olsa da ondan hem daha sakin hem de daha güzel bir manzaraya sahip...)

Adapazari

Pazar sabahı erken saatlerde yola düşüp kahvaltı için vardığımız Adapazarı'ndaki bir Abaza köyündeki Alaşara restaurant

Sapanca

devamında Sapanca gölünü gezerken minik bir kahve molası verdiğimiz Erze's'in manzarası

Yayla

ve günün son keşfi Yayla'nın alabalığı...

09/08/2007

Tatilden geriye kalanlar...

Ayvalik1

Tatil dönüşleri tekrar eski düzene alışmam ancak bugünü bulunca kalan bir iki fotoğrafı da yayınlayıp sofra ve yemek fotoğraflarına geçmeye karar verdim. Yukarıdaki fotoğrafta tüm hafta boyunca yaptığım gibi dondurma yerken yakalanmışım.

Adatepe1

Adatepe'deki Dut Dibi Kahvesi'nin üzümleri ve

Adatepe2

gözlemeleri eşliğinde tüm aile yapılan sohbetler

Cunda1

Son gün Cunda Nesos'un etrafında yine ailecek buluşmamız. Belkide çekmem gereken en önemli kare Sarıkız'da kayaların üzerinde, annemler, kayınvalidemler, ablamlar ve teyzemlerle yaptığımız piknik olmalıydı ama maalesef onu çekemedim. Yine de en eğlenceli seyahat anımız olarak hatıralarımdaki yerini aldı.

Artık kaldığımız yerden devam edebiliriz...

05/08/2007

Sebzeli Güveç, Et Haşlama, Çiğ Börek

Guvec1

Ethaslama1

Cigborek1

Bu yaz Ege'deki yeni keşif yerlerimiz ve tattığımız lezzetlerden bazılarının tarifleri bu haftaki cumaertesi'nde...

10/07/2007

Edirne

Eskicamii

Hafta sonu Ayşe İkbal'i babasının halası ve babaannesi ile tanıştırmak için Çerkezköy'e gitmeye karar verdik. Hazır Trakya tarafına gitmişken de önce Edirne'de minik bir tatil yapalım dedik. Cumartesi günümüz işte bu vesile ile Ayşe İkbal kanguruda, başında kocaman bir şapka ile Edirne sokaklarında geçti. Yukarıdaki fotoğraf Eski Camii'den. Belki Selimiye kadar muhteşem bir mimariye sahip değil ama çocukluğumda yaptığımız Edirne gezisinden aklımda en çok kalan görüntü bu.

Park_kofte

Edirne'deki ilk durağımız Selimiye'nin karşısındaki Park Köftecisi oldu.

Edirne_kapalicarsi

Yemekten sonra çarşılarından birine girdik. Geçmiş zamanın doğal klimalı alışveriş merkezi olan kapalıçarşıları.

Meyve_sabunu

ve bu çarşıların yegane hediyelik eşyası olan meyve sabunları.

Meric

Çarşı ve camii gezisinden sonra Meriç kenarında verdiğimiz çay molası.

Bademezmesi

Akşama planladığımız ciğer tava faslı minik hanımın gece uykusuna yatması ile gerçekleşemeyince geriye kalan saatleri eskiden han olarak kullanılan otelin odasında bizden önce buralardan gelip geçen insanlar hakkında fikir yürütmekle geçti. Sabah da önce meyve sabunları ile Keçecizade'nin hediye badem ezmelerinden sonra da

Bademlikurabiye

Arslanzade'nin bademli ve fıstıklı kurabiyelerinden adık. Çerkezköy'de akrabalarımızla harika bir piknik yapıp geri yola koyulduk. Şimdi elimde Küçük oteller ile Lezzet durakları kitapları bu hafta sonunun gezi hayallerini kuruyorum...

09/08/2005

edremit, ayvalık, boğaziçi

Adatepe

Çapa İlkokulu'na gittiğim yıllarda öğretmenimiz Nasuh Kaya Karcı her yeni dönemin başında "Tatilde neler yaptınız çocuklar?" diye sorardı. Bu soruyu her duyduğumda "Allahım, inşallah öğretmen beni kaldırmaz." diye dua ederdim. Tatil anılarını anlatmak bana o yıllarda bile zor geliyordu. Halbuki şimdi düşününce çocukken geçirilen tatillerin tadını bir daha asla tadamayacakmışım gibi geliyor.

İlkokulda içine kapalı, sınıfta söz almak için minimum çaba harcayan bir çocuk olmasaydım muhtemelen ablamla oynadığımız oyunları, anneannemleri ziyarete gittiğimizde her gördüğüm ilginç eşya için "Annane! bu benim olabilir mi?" diye sormamı -şimdi aynısını yeğenim yapıyor-, komşumuzda toplandığımız her cuma akşamı bıkmadan usanmadan ranzalardan gemi yapıp, uzun yolculuklara çıkışımızı, tatil boyunca her cuma küsüp ertesi hafta birşey olmamış gibi yeniden oynamamızı, annemin bizi ev işine alıştırmak için ne kadar çaba harcadığını, "Hatice, sen o kitabı sırf işten kaçmak için okuyorsun!" deyişini, babamın bizleri eğlendirmek için değişik şehirlere götürme çabalarını, gittiği her şehirde işle ilgili bir uğraş bulmasını anlatabilirdim. Bunları anlattığımda arkadaşlarımın bana garip garip bakmalarından korkuyordum herhalde.

Doğrusu beni az tanıyanlar hala içine kapalı olduğumu söylüyor, iletişim kurmak için asgari çaba sarfettiğim günler de oluyor ama en azından artık ilkokuldaki gibi ilginç olmayan tatilimi anlatmamak için köşe bucak saklanmıyorum.

Cuma günü Edremit'te her yaz kaldığımız eve yerleştikten sonra ilk civar gezimizi pazar günü Adatepe köyüne yaptık. Geçen sene bu köye gittiğimizde fazla birşey yapamadan geri dönmüştük. Bu defa ilk önce köyün meşhur oteli Hünnap Han'ın bahçesinde hünnap çayı içtik, ardından yine geçen sefer gittiğimiz meydandaki Dut Dibi Kahvesine uğradık. Bahçeye girdiğimizde annemi yaşlı bir teyzeyle sohbet ederken bulduk -ben yeni biriyle tanışmaktan ne kadar çekiniyorsam annem de tam tersi büyük keyif alıyor-. Geçen defa ya bizim yorgun oluşumuzdan ya da Kahve sahiplerinin iyi günlerinde olmamasından dolayı servisten pek memnun kalmamıştık ama bu defa herkes güler yüzlü olunca keyifli dakikalar geçirdik.

Pazartesi günü işyerine yurtdışından çok önemli bir misafirimizin geleceğini ve yanında eşi ile kızını da getireceğini öğrenince ortaya "ben de gelip onlara İstanbul turu yaptırabilirim!" diye bir teklif attım. Bu teklifim hemen kabul gördü ve akşama kadar İstanbul'da olmam gerekti. Gitmeden önce hazır yeğenim de uyurken ablam ve kardeşimle beraber Zeytinbağı'na minik bir ziyaret yaptık.

Zeytinbagi_2

Zeytinbağı'nı geçen sene anlatmıştım. O zamanlar başkasının yanında fotoğraf çekmekten çekindiğim için makinemi götürmemiştim. Bu defa makinemi yanıma aldım bir de Menend Hanım "Zeytinbağı'nı Portakal Ağacı'ndan okuyup gelen misafirlerimiz oluyor" deyince ben ağzım kulaklarıma varmış bir halde fotoğraf çekmeye başladım.

Butterfly

Yemeğin gelmesini beklerken de bol bol kelebek fotoğrafı çektim.

Zeytinbagi_1

Çok az zamanımız olduğu için bu sefer lor köftesi, köy eriştesi ve zeytinyağlı çağlayı deneyebildik. Lor köftesi benim çok hoşuma gitti. İçine lor, yumurta, ekmek içi, biraz tuz koyup pane harcına bulayarak pişirmişler. Evde denenecekler listesine girdi hemen.

Cerrahi_tesisleri

Pazartesi akşamı yola çıktık. Bazı aksaklıklardan dolayı Susurluk'ta beklememiz gerekince Ulusoy, Cerrahi Tesislerine uğradık. Tesislerinde çok geniş bir yemek seçeneği vardı ama ben en ilginç görünen tavuk dolmasını seçtim. Etli dolma içini tavuk etine sarıp pişirmişlerdi. Bunu da ilk gelen misafirlerde denemesi için annemi ikna etmem lazım.

Istanbul_days

Salı sabahı saat 4'te İstanbul'a vardık. İşe gidip akşam eve dönünce hızlıca bir sofra hazırlayabilmek için paçanga böreği, köfte ve afrika salatası hazırladım. Ertesi gün Tayvanlı konuklarımıza saray, müze, vb. yerleri gezdirdikten sonra akşam boğaz gezisine katıldık. Ben bir yandan konuşup bir yandan da fotoğraf çekmeye çalışırken makinede gerekli ayarı yapmayı unuttuğum için ilk fotoğraflar biraz garip çıktı.

Dolmabahce

Hatamı çabuk farkedip ayarı düzelttim, böylece silik olmayan bir Dolmabahçe fotoğrafım oldu. Misafirlerimize her geçtiğimiz ışıklandırılmış binanın hikayesini anlattım. Ama en çok Kız Kulesi'nin hikayesini sevdiler.

Ayvalik_marti

Perşembe akşamı tekrar Edremit'e dönünce dolaşmak için sadece bir günümüz kaldı, o gün de Ayvalık'a gittik. Ben her ne kadar bayi ziyareti yapmayı sevmesem de gittiğiniz yeri bilen birinin olması çok iyi oluyor. Ayvalık'a gidince babam yine bir bayiye uğradı, oranın iyi restoranlarından birini öğrenip geldi. Böylece geçen olduğu gibi Ayvalık'tan aç dönmek yerine bu defa Martı lokantasında güzel bir yemek yedik. Biz Martı'nın en çok zeytinyağlılarını sevdik, zaten lokantanın içindeki bir panoda yer alan "Türkiye'nin en iyi zeytinyağlı yemeklerini yapan yerler" başlıklı gazete sayfasında ismin görünce bu fikrimize başkalarının da katıldığını anladık. Yemekleri beklerken lokantanın karşısındaki eski eşyalar satan dükkana göz attık, annem ve ablam benim beğendiğim fincanları çok modern buldular, ben onların beğendiklerini çok klasik buldum, böylece birşey alamadan çıktık.

Ayvalik_guler

Annemler çaylarını beklerken kardeşimle ben Güler pastanesine gidip kurabiyelerinden ve lorlu tatlılardan aldık. Kardeşim pastanede bana yavaşça ama kendisinden hiç beklemediğim bir ciddilikle "abla bahsetsene sitene yazmak istediğinden!" dese de ben her zamanki gibi çekinip "pastanenizin dışarıdan fotoğrafını çekebilir miyim?" demekle yetindim. Yeğenim 1,5 tatlıyı bir yandan "çok güzelmiş bu!" diyerek tek başına bitirdi.

our garden

Cumartesi günü tekrar yola düştük, bu defa İstanbul'a dönmek yerine Bursa üzerinden Yalova'ya uğradık. Bursa'da yine babamın işi için bir fabrika gezisi yapıp Yalova'da bizi bekleyen büyük ve küçük dayılarımın ailelerine ve büyükbabamlara kavuştuk. Hafta sonunu da dayımlar ve amcamlarla geçirdikten sonra pazartesi sabahı erkenden İstanbul'a ve işe döndük. Aslında benim için devamlı yollarda geçen bir tatil olduğu için sızlanıyordum ama şimdi yazınca ne kadar güzel geçtiğini daha iyi anlama fırsatım oldu...

not: Ben tatildeyken benim için önemli olan 2 olay gerçekleşmiş, birincisi Portakal Ağacı, Focus dergisinde anılmış, diğeri de Evcini ilk etkinliğimiz için şirin bir logo yapmış. Matilda'ya haber için, Evcini'ne de logo için çok teşekkür ediyor, kendilerine bir pasta sözü veriyorum!

31/05/2005

diyarbakır & urfa

Cuma akşamı yorucu bir yolculuktan sonra Urfa'ya varışımız ile başlayan gezimiz, pazar akşamı Diyarbakır'dan ayrılmamız ile son buldu. Doğu'nun zengin topraklarını ve fakir insanlarını görmek, onlarla 2 gün geçirmek benim için çok etkileyiciydi. Önümüzdeki günlerde Diyarbakır'daki çocuklarla ilgili sizlerin yardımınıza başvuracağım ama şimdilik size çektiğim fotoğraflardan örnekler sunuyorum.

(fotoğrafların üzerine tıklarsanız her birine ait fotoğraf albümüne ulaşabilirsiniz.)

Urfa ve çevresi fotoğraf albümü

Urfa yemekleri fotoğraf albümü

Diyarbakır fotoğraf albümü

Diyarbakır yemekleri fotoğraf albümü

18/08/2004

adatepe

adatepe

adatepe sokakları o kadar boştu ki sanki köy ahalisi aslında sizin orada bulunmanızdan rahatsız olmuşta evlerine kapanmış hissine kapılıyordunuz. geçen senenin aksine bu defa köye giden yolun başındaki küçük kahvede durmak yerine meydandaki yeri tercih etmiştik. ama oradaki hizmetten memnun kalmayınca kardeşimi zar zor ikna edip sokakları dolaşmaya, seslerin geldiği tarafa doğru yol almaya koyulduk.

dog2

bu küçük gezimiz boyunca bize köyün siyah beyaz köpeği eşlik etti. sokakları dolaşmayı bitirip meydana tekrar vardığımızda ise başka bir kafileye rehberlik yapmak üzere yeni gelen turistlerin yanına yöneldi...

museum

neyseki gezinin bir bölümünde annemleri adatepe zeytinyağı müzesini ziyaret etmeye ikna ettim. bu sayede geçmişten bugüne zeytinyağının yapım öyküsünü bir parça öğrenmiş oldum...

11/08/2004

bozcaada ve izmir

ruzgar_gulu

pazartesi günü kardeşimle birlikte bozcaada'ya giden bir tura katıldık. ayazma'da kardeşim sahile inince ben de onu beklediğim çay bahçesinden ablamı aramaya karar verdim. meğer benim feribotta olduğum dakikalarda siteye bozcaada'daki rengigül pansiyon ile ilgili yorumlar gelmiş. turun asıl programında rüzgar güllerini ve bozcaada kalesini ziyaret vardı aslında ama biz rüzgar güllerinden sonra guruptan ayrılıp bozcaada sokaklarında rengigül'ü aramaya koyulduk. bize tarif edilen sokağı bulmaya çalışırken bir kapının üzerinde ümit hamlacıbaşı yazdığını farkettim. ümit hanım kala afiyet isimli yemek kitabının yazarı. kendisiyle aynı mail guruplarına üyeydim ve ben onun ada ile ilgili gönderdiği mailleri okumaktan çok keyif alıyordum. birkaç gün önce tijen hanım'a gönderdiğim mailde bozcaada'ya gideceğimi söylemiş ve "kimbilir belki ümit hanım'la karşılaşırım" demiştim. bu yüzden arka arkaya gelen tesadüfler beni çok mutlu etti. o sırada yoldan geçen ümit hanım bizi kapıda görünce fotoğraf çektiğimizi sanmış. yardımcı olmaya çalışınca birbirimizi bulmuş olduk. kendisiyle ayak üstü ama çok keyifli bir sohbet yaptık.

sakizli_enginar

Kabak_cicegi

ümit hanım'dan ayrılınca rengigül'e gittik ama yemek servisleri olmadığını öğrenince farklı bir yer aramaya başladım. sonunda küçük ama güzel gözüken lodos'ta durmaya karar verdik. lodos'ta sakızlı enginarı ve kabak çiçeği dolmasını denedim. bir ara tarifini bulup evde denemem gerekenler listesine girdi sakızlı enginar.

kizarmis_dondurma

turun ayrılma saati yaklaşınca çınaraltı'na yöneldik. bir kızarmış dondurmayı paylaştıktan sonra kardeşim annemler için bozcaada'nın meşhur üzümlerinden aldı. ben de kendime domates reçeli aldım. otobüsteki teyzeleri daha hiç denemediğim reçelin güzel olduğuna ikna etmeye çalıştım. onlarla yöresel yemek sohbeti yaptım. teyzeler yöresel tatlara benden çok daha fazla meraklıydılar. bu yüzden akşam dokuzda eve dönerken otobüsü ezine'de durdurup bir peynirciye girdiler. biz de onlarla birlikte biraz peynir alıp geldik.

dünkü rotamız ise izmir yönüneydi. işleri dolayısıyla bir günlüğüne izmir'e gidecek olan babamı bir önceki akşam beni de götürmesine ikna ettim. izmir benim 5-10 yıl gördüğüm izmir'den çok daha farklıydı ve çok güzeldi. melda'nın tavsiyesi üzerine güzelbahçe'ye gittik. hatta giderken yolu şaşırıp turkuaz'ın yanından geçtik. güzelbahçe'den alsancak'a döndükten sonra portakal ağacı'nın izmirli okuyucusu burçak seçil ile buluştuk. burçak seçil ile birlikte reyhan pastanesine gidip istanbul'da bulamayacağım sakızlı ve karadutlu dondurmalarından yedik. burçak seçil ile 15-20 dakikalık sohbetimiz sırasında bu sitenin bana en büyük faydasının böyle insanlarla tanışmam olduğuna karar verdim. burçak seçil hem ev sahipliğin hem de misafirperverliğin için çok teşekkürler!

yarın istanbul'a geri dönüyorum ama 3 seneden beri en güzel tatili yaptığımı söylemeliyim...

(not: biriken tüm yorumlara ve maillere cuma gününden sonra cevap yazmaya başlayacağım...)

10/08/2004

izmir

birazdan izmir'e dogru yola cikacagiz. izmirli okuyucular isterlerse bugun bir yerde toplanabiliriz...

08/08/2004

ege'nin lezzet durakları

zeytinbagi

güre'de kaldığımız bu küçük evde birkaç tatlı ve salata yapmak umuduyla getirdiğim mikserim ve baharatlarım ilk günkü denememizden sonra yerlerinden çıkmamaya karar verdiler. çünkü bu evin minik mutfağı ve elektirikli ocağı patatesli patlıcan yemeği girişimimizi bir kaç saatte ancak pişirebildi. biz de benim geçen hafta kaybolantatlar grubu'nun gezi notlarından okuduğum yerleri keşfe çıkmayı daha yerinde bulduk.

ilk durak; zeytinbağı. asıl planımız tijen inaltong ile orada bir kahvaltı yapmaktı. planlarımız uymayınca maalesef gerçekleştiremedik bunu. ama portakal ağacı okuyucularından sayın sezgi demir de zeytinbağı'nı tavsiye eden bir mail gönderince gitmeye karar verdik. aktör tuncel kurtiz ve kimya mühendisi eşi menend kurtiz'in çamlıbel köyü'nde kurdukları bu butik otel aşağıdaki gürültülü şehir hayatından çok daha sessiz ve sakin bir ortam vaad ediyor. menend hanım'da uzun yıllar özel sektör'de çalışması dolayısıyla yaşadığı istanbul'un karmaşasından kaçmak için buraya geldiklerini anlattı bize. zeytinbağı tam bir aile işletmesi. bizim sadece yemek bölümüne şahit olduğumuz otelin mutfağını menend hanım'ın kardeşi erhan şeker ve annesi ayten hanım yönetiyor. otelin arkasındaki bahçede adaçayları, kekikler, rokalar, domatesler, enginarlar yetişiyor. yemekler de mümkün olduğunca bahçede yetişenler ile hazırlanıyor. zeytinbağı'nda çok güzel ve daha önce hiç tatmadığımız lezzetler ile tanıştık geçen akşam. bunlardan ilki kabak çiçeği dolması. rahmetli anneannemin de eskiden yaptığı bir yemekmiş bu. taç yaprakları henüz açık olduğu için sabahın erken saatlerinde toplanan çiçekler yıkanıyor ve içlerine dolma içi konuluyor. pişince minyatür dolmalar elde ediyorsunuz. ardından karnıyarık yemeğinin uzun bamyalarla yapılmış versiyonu. benim gibi mink bamyalara alışkın biri için oldukça enteresan bir yemekti bu. menüdeki bir diğer yemekte arasına sanırım ıspanak ve benzeri otların doldurulduğu çupra balığıydı. ayrıca yemeğin sonunda otelin kendi üretimi sabunları ve reçelleri sattığı dükkanı gezerken menend hanım bize akasya reçeli'ni hediye etti. ege'nin leziz zeytinyağlılarını, lorlu böreklerini ve tatlılarını nezih bir sunumla denemek isteyenlere zeytinbağı ideal bir mekan.

ikinci durağımız ayvalık güler pastanesi. güler pastanesi'nin lor tatlısının ve sakızlı kurabiyesi'nin ününü duyduğum için sadece bunları denemekle yetindik. lor tatlısı şerbetine rağmen hafif ve güzel bir tatlıydı. sakızlı kurabiye'de ise benim geçen ay yaptığımdan daha az sakız tadı hissediliyordu ve daha fazla pişirilmişti. gelecek sefere ben de öyle deneyeceğim. güler pastanesinden çıktıktan sonra cunda adasına gittik ama orada aklımda bir isim kalmadığı ve diğer taraflardaki kadar iyi rehberlik yapamadığım için edremit'e dönmeye karar verdik. edremit'te neyseki ismini aldığımız bir yer vardı: cumhuriyet lokantası. biz sokaklar arasında büyük bir lokanta ararken beldiye binasının yanındaki küçük dükkanın aradığımız yer olduğunu anladık. hem güler pastanesi hem de cumhuriyet lokantası anneme göre eski kayseri dükkanlarını yansıtıyordu. cumhuriyet lokantası'nda zeytinbağı'ndaki gibi zeytinyağlılar yoktu ama onların salatalarında kullanılan malzemeler aynı tazelikteydi. edremit taraflarına gelecek olanlara cumhuriyet'i rahatlıkla tavsiye edebilirim.

bugünkü planım ise akçay pazarı'na gidip kabak çiçekleri, upuzun bamyalar satın almak ve akçay'daki istasyon lokantası'nı bulabilmek...

not: fotoğraf, zeytinbagi.com'dan alınmıştır.