hatıra Feed

Annem'in Resmiye Halası ile Hatıraları

55104_c002808d07

Son yazıdan sonra araya yakın bir akrabamızın vefatı, bizim dün bütün günü farklı bir sebeple hastanede geçirmemize sebep olan bir olay girince yazı yazmak ve araştırmak için sadece iş saatlerimi kullanabildim.  Yemek yapmaya çok zaman kalmadı, ben de ne yazsam diye düşünürken önceki yorumlarda yaşlıların hayatlarının okuyucuların ilgisini çektiğini okudum.

Birkaç ay önce annem ve ablamla annemin halası (sitede de adı arada anılan) Resmiye hala hakkında konuşuyorduk. Annem ev ve yemekle ilgili pek çok şeyi ondan öğrenmiş. Ablam onunla ilgili bu hatıraları kaleme almaya karar vermişti. İşte ben bu hikayelerin unutulmaması için yayınlamaya karar verdim. Hikaye biraz uzun ama benim gibi eskileri dinlemekten hoşlanıyorsanız muhtemelen seversiniz.

Ayşe Kıyıklık'ın kaleminden Annem'in Resmiye Halası ile Hatıraları

Annem, ortaokulu Kayseri'nin Tomarza ilçesindeki Resmiye Hala'sının yanında okumuş. Resmiye Hala'sı çocuğu olmayan, ikinci eşi ve onun çocukları ile birlikte yaşayan tam bir çerkez hanımefendisi. O kadar ince ve zarif bir hanım ki... Annem'in onunla pek çok güzel hatırası var. Hepsi de çok değerli. Bir gün konuşurken "Hadi anne bunları yazalım" dedik. Bu fikir hepimizin çok hoşuna gitti. Ve işte böylece annemin hatıralarını yazma maceramız başladı.

Resmiye Hala'dan benim hatırladıklarım; her sene Kayseri'ye yaptığımız ziyaretlerden kalma. Önceleri, halamız daha dinç iken 1 gecelik kalışlarımızdan ve daha sonrakiler de birkaç saatlik uğramalardan...

Önce benim çocuk gözümle halamızın evini anlatayım. Yaşlı ama bakımlı bir hanımefendi. Asla kendini bırakmamış, evi ve kendi üstü her daim tertipli ve temiz.

Evi bizim köylerde pek olmayan avlulu bir evdi. Kapının arkasında uzun tahta bir sopa vardı. Bu kapının kilidiydi. Geceleri böyle kilitlerlerdi. Duvarda ise ucu kancalı, demir bir çubuk monte edilmişti. Gündüzleri bu kanca kapıya takılarak kapı açık tutulurdu. Avludan girince sağ taraftaydı evi. Kapısı epey yüksekteydi. Evin altı ahırdı. Kapıdan girişte tam karşıda mutfak vardı. Mutfak L şeklindeydi. Ama ters bir L. L' nin kısa ucu dip tarafta kalırdı. Bu kısım onun kileriydi. Mutfağında kullandığı elbeziler hep kendi el emeğiydi. Mutfağından gül reçeli ve gül şerbeti eksik olmazdı.

Kapının sol tarafında misafir odası vardı. Bu odada bize şerbet ikram ettiği süslü bardaklarının durduğu dolabı vardı. Karşılıklı iki somya, bir masa ve sandalyeler. Kapının sağ tarafında ise kendi odası vardı. Yataklarının ve eşyalarının durduğu bir dolabı ve duvara dayalı bir yatağı. Yatak örtüsü müthiş muntazamdı. Yatağın kenarlarında beyaz, gül desenli örtüler seriliydi. Duvara yaslı, ince, çok uzun olmayan bir değnek dururdu. Ne olduğunu anneme sordum, yatağını örterken uzanamadığı yerleri bu değnek ile düzeltirmiş. Yatağının olduğu odada cam kenarında bir de somya vardı. Somyanın üzerindeki beyaz örtü ve yastıklarda el işi nakış desenleri. Hepsini gençken kendi yapmış. Kendi odasında bir de eğimli, taş bir bölüm vardı. Burası banyo yapmak için kullanılırmış.

Benim zihnimde şöyle kalmış, misafir odası eniştenin çalışma ve okuma odasıydı. Ziyaretlerimizde, babamla enişte bu odada oturur ve konuşurlardı. Halamın odası ise kendi çalışma ve kuran okuma odasıydı. Biz de annemle, halamla bu odada otururduk. Enişte, babamla dini konularda konuşmayı çok severdi. Hatta sene içinde babam gelecek diye aklına takılan, babamla konuşmak istediği konuları unutmamak için yazar ve o gelince de uzun uzun sohbet ederlerdi.

Avlunun sonunda ise o çok sevdiğimiz bahçesi vardı. Evine gidince hemen oraya gitmek isterdik. Kabak, salatalık, domates, çeşitli sebzeler ve gül ekmişti. Şerbeti ve reçelleri de bu güllerle yapardı. O bize yemek hazırlarken bizim de salata malzemesi toplamamazı isterdi. Bunlarla salatayı yapardı. Sebzelerin topraktaki hallerini ilk gördüğümüz yerdi burası. Kabağın çok güzel bir çiçeği olduğunu, bu çiçeğin sabahın ilk saatlerinde diri olup öğleden sonra sönükleştiğini burada öğrendim. Sabah ezanından sonra topladığı kabak çiçekleri ile dolma yaparmış halamız.

Enişte ticaretle uğraşırdı. Tam bilemiyorum ne işiydi ama Tomarza'nın çarşısında küçük bir dükkanı vardı. Tomarza'dan çıkıp köye giderken annem gösterirdi yerini. Ve kendi orta okulunu.

Enişte, halamdan önce vefat etti. Avluda kendi evlerinin karşısında kullanılmayan küçük bir ev daha vardı. Annem bu evin önceden ne için kullanıldığını söylemişti. Şimdi hatırlayamıyorum. Hala, eşinin vefatından sonra bu eve taşındı. Sanıyorum o da bu evde çok uzun kalmadı. Bir süre sonra da kendisi vefat etti.

Ama biz, bu son derece zarif ve becerikli halamızı iç unutmadık. Annemizin tam büyüme çağında, anne babasından ayrı, hiç çocuğu olmamış bu yaşlı halası ile ilgili anıları bizim için de çok değerli.

Şimdi başlayalım yazmaya...

Evde erzak eksildiğinde

Halamız başımdan iki evlilik geçmiş, hiç çocuğu olmamış, ilk eşi vefat edince bizim tanıdığımız enişte ile evlenmiş bir hanımdı. İki eşine de evde bir şey eksik olsa bile bunu kesinlikle direk söylemezmiş. "Hacı Bey, file ister misin?" diyerek bunu dolaylı ve nazik bir biçimde ifade edermiş. Enişte de bunun üzerine durumu anlar "Tabi Resmiye Hanım, ver" diyerek fileyi alırmış.

Bu güzel anı, o yaşlı ve köylü insanların aralarındaki nezaket ve mesafenin derecesini göstermek için küçük bir örnek... Birbirlerine hitap tarzları ve isteklerini ifade etmedeki güzel yöntemleri... Şimdiki karı-koca ilişkilerini düşününce onlardan öğrenecek ne çok şeyimiz var.

Erkek eve gelmekte geciktiyse

Enişte işi olup eve gelmekte geciktiyse halamız kesinlikle yatağını bozup yatmazmış. Bu enişteye karşı saygısızlık olur düşüncesiyle somyaya uzanır, o gelince yatağı açarmış.

Annem de halamızdan öğrendiği bu güzellikleri mutlaka uygulardı. Benim de annemden hatırladığım bir anı var. Bir gün babam eve geç gelecekmiş. Annem de bu sırada ütü yaparken gece yarısı olmuş ve babam gelmiş. Annemi ayakta görünce çok hoşuna gitmiş ve onu beklediği için teşekkür etmiş.

İşte bunlar evlilikte eşlerin birbirine saygısını göstermede ufak ama önemli detaylar.