hayat

31/10/2011

Kasım'la Gelenler...

PA_kapak22 yıl önce bir Kasım ortasında haber vermişim kitap yazmaya başladığımı... Mus'ab'ın doğumu, iki çocuklu hayata alışmak derken nihayet yine bir Kasım ayında raflarda yerini alıyor Portakal Ağacı kitabı... Ben heyecandan doğru dürüst sayfaları açıp bakamıyorum bile...

Bu kitap, eğer desteklenirse bir insanın hayallerini gerçekleştirebileceğinin yegane örneği.

Her birinize binlerce kez teşekkür ediyorum, aslında sizin bıkmadan siteyi takip etmenizin, yorum yazmanızın eseri. Bu yüzden sadece benim değil hepimizin kitabı gibi geliyor bana. Bir teşekkürü de Kaknüs Yayınları'na borçluyum. Sözleşmelerinde 3 ay sonra telif ücretlerini ödeyeceklerini belirtmelerine rağmen tüm geliri Van'a bağışlayağımı yazdığım gün ödeme yaptıkları için. Cumartesi günü Ayşe İkbal ve Musab ile gidip hepimizin adına bağışımızı teslim ettik.İnşallah bundan sonra daha nice Sosyal Sorumluluk Projeleri yapmaya çalışacağım.

Ama galiba en büyük heyecanı kitabı D&R veya Remzi kitabevi gibi bir kitapçıda elime alınca yaşayacağım... Sizlere ne kadar teşekkür etsem az demiştim değil mi?

15/08/2011

Portakal Ağacı 8 yaşında!

Final_2

Üstteki çizim, Portakal Ağacı için ilk yaptırdığım çalışmalardan biri... O zamanlar üniversiteden yeni mezun olmuş, iş dışında kendiyle ilgili uğraşlar arayan biriydim. Doğrusu çizimi yaptırırken ilerideki hayatımla ilgili hiç bir öngörüm yoktu ama geçen 8 senede tıpkı çizimdeki gibi kızım ve oğlumla yemek yapar oldum...

Bu siteyle ilgili çok fazla eleştiriler aldım. Egomu tatmin etmek, eş bulmak, hava atmak gibi nedenlerle yazdığımı söyledi pek çok insan. Bilmedikleri Portakal Ağacı bir genç kızın hayata daha umutla tutunmasını sağladı. Kendisini okuyup geleceğe karşı umut dolduğunu yazan insanlarla daha mutlu oldu, üzüntülerini yazdığında kendi acılarını paylaşan insanlarla hala dünyada samimi duyguların kaldığına inandı.

Hayatınızın bir döneminde karşınıza geçip başarısız olacağınızı söyleyen, hayallerinizi ve hayal kurmanızı küçümseyen insanlarla karşılaşıp dursanız da Allah'a çok şükür hayallerin bile gerçek olabileceğini kanıtladı Portakal Ağacı bana...

Dün Sosyal Medya'da "doğum günümüzde bir hediye versek ne olmasını isterdiniz?" demiştim. En çok istenen buydu:

PA_kapak2

Kitap inşallah Eylül sonunda raflardaki yerini alıyor ama en çok kitap istenince Eylül'de elime geçecek ilk baskılardan birini bir okuyucuya hediye etmeye karar verdim. Tek yapmanız gereken yorumlarda içinizden geçen herhangi bir şeyi yazmanız. Portakal Ağacı ile ilgili bir anınız olabilir, içinizden geçen minik bir dua/dilek olur.

Benim hayatımdaki ne kadar büyük bir etkiniz olduğunu inşallah biliyorsunuzdur. Dilerim her birinizin hayalleri de bir gün gerçekleşir ve burada hep beraber kutlarız...

21/07/2011

Buralarda yokken...

Kitap2
Geçen 3 ay içinde insanın umudunu kaybetse bile sonradan yeniden umutlanabileceğini, hiç bitmez sandığım işlerin bir gün bitebileceğini...

Araogun2

bir yemeğin güzel olması için en az 2 paket yağa ihtiyacı olmadığını, önemli olanın o yemekle kimleri bir araya getirmiş olabildiğimi, iki gün önce gülüştüğüm bir insanla 2 gün sonra sonsuza dek vedalaşabileceğimi...

Tosbaga
"sen benim annemsin, bana yemekler yapıyorsun!" sözü ile yemek yapmaya olan hevesimi yeniden kazanabileceğimi, duymaya alışık olduğumu zannetsem de bir başkasından ilk kez "anne!" sözcüğünü duyduğum anda yüreğimin yerinden çıkabileceğini, sosyal medyaya sanal desem de en çok burada kendim gibi davrandığımı, belki de en çok bu yüzden burayı ve buradaki sohbetleri özleyebileceğimi öğrendim.

Yazacak anlatacak o kadar çok şey var ki, siz neler yaptınız bu üç ayda, neler öğrendiniz... 

09/03/2011

29 Hediye & Limonlu Sütlaç

Limonlu_sutlac

 

İtiraf etmem gerekirse hafta başındaki yazımı yazıp "yayınla!" tuşuna basınca üzerimi bir korku bulutu kapladı. "İnsanlar buraya yemek tarifi okumaya geliyor Hatice! Kimse senin şımarık ümitlerini, hayallerini merak etmiyor! 10 yıl önceki defterinde öğretmen olmak istediğini yazıyordun. Bu akademik merakın da ondan değil mi hanımefendi, ama bak noldu geçen sene aldığın yüksek lisans sınavı kitabını açmadın bile! yemek kitabını fotoğraflaman bitti ama yazılara dokunmadın hem daha!" diyordu nefes bile almadan hızlı hızlı konuşan iç sesim.

 

Bir insanın ümitlerle ilgili bir yazı yazıp bir anda ümitsizliğe düşmesi mümkün olabilir mi? Gelecek tepkilerin korkusuyla yorum onay sayfasını açamadım bir süre. Öğlene doğru gelen yorumları okudukça iç sesimin haksız olduğunu hissetmeye başladım. Gelen tepkilerden aldığım enerjiyle kitabın yazılması gereken iki bölümünü 1 günde bitirdim! Bir türlü elimi süremediğim forum kısmıyla uğraşmaya bile başladım. 

 

Bu arada "29 hediye" isimli bir kitaba rastladım. Kitabın ana fikri 29 günde vereceğiniz 29 hediye ile (para, yiyecek, sevdiğiniz bir kıyafetiniz, minik bir muhabbet veya en azından bir gülücük, bir selam) ile hayatınızı nasıl değiştireceğiniz idi. Dün bütün gün kadınların önemini vurgulayan konuşmaları dinleyince neden hep karşı cinslerden önemimizi duyma ihtiyacı hissettiğimizi düşündüm. Başarılarımızı onlara onaylatmaya çalışıyor, bugün bir erkekten duyduğum gibi "erkek gibi kadınlar!" olmak için çabalıyoruz. Bir kadına aslında en çok ihtiyaç duyanlar hayatındaki diğer kadınlardır. Benim hayatıma yön veren, mutluluğumu, derdimi paylaştığım kadınlar olmasa bugün çok farklı bir hayat sürüyor olabilirdim.

 

29 hediye fikri ile bu düşünceler birleşince beni ben yapan üç kadına; anneme, teyzeme ve ablama birer çiçek yolladım. Normalde çok ağlamam ama bu hafta iki kez, birincisi yorumları okurken, diğeri çiçeği aldıklarında sevdiklerimin sevinçlerini duyunca gözlerimin dolmasına engel olamadım. Ne kadar basit aslında değer verdiğiniz bir insana bunu hissettirmek. Bir telefon açıp "Benim için çok değerlisin, iyiki hayatımdasın veya Allah seni başımızdan eksik etmesin" demek. İnanın o insandan kat kat fazlasıyla siz mutlu oluyor, huzur doluyorsunuz.

 

Üstelik İstanbul bugün yağan karlarla daha da huzuru aşılıyor insana. Huzuru ve pencerenin karşısı geçip bir eline kitabı diğer eline minik bir tatlıyı alıp saatlerce o köşeden kalkmamayı hatırlatıyor. O minik tatlı bir de limonlu sütlaç ise yüzdeki gülümseme sanki birkaç milim daha da genişliyor...

 

Limonlu Sütlaç

 

Tarifin aslında pirinç unu yoktu, ekleyince daha da güzel bir kıvam oldu.

 

Malzemeler:

 


  • 1 litre süt

  • yarım çay bardağı pirinç

  • yarım su bardağı toz şeker

  • 1 su bardağı su

  • 2 küçük poşet pirinç unu (ikisi toplam 70gr)

  • 1 adet limonun kabuğu, rendelenmiş

  • 1 paket vanilya

 

 Hazırlanması: 

 


  1. Sütü, pirinci ve şekeri bir tencereye alıp karıştırarak kaynatın. Kaynayınca 1 bardak suda erittiğiniz pirinç ununu ve limon kabuğunu ekleyin. pirinçler yumuşayana kadar pişirin. 

  2. Tencereyi ocaktan alın ve vanilyayı ilave edin. Kuplara paylaştırıp tarçın ile süsleyin.

07/03/2011

Fincan böreği & Yeni umutlar

Fincanboregi

Geçen hafta her şeyin iyice üzerime gelmeye başladığını hissettiğim bir akşam, oğluma ayakkabı alma bahanesiyle kendimi dışarı attım. Kaçırılan sapaklar, dönülemeyen yollar sanki ulaşmak istediğim yerden beni adım adım uzaklaştırmaya çalışsa da vazgeçmeyip yoluma devam ettim. Bir iki dükkana bakıp aradığımı bulamayınca "üçüncü dükkana da girip geri evin yolunu tutarım" diye düşündüm.

Üçüncü dükkana adımımı atar atmaz üniversiteden çok hoş sohbet ve kendisiyle konuşmaktan hep mutluluk duyfuğum bir arkadaşıma rastladım. İkimiz de çocuklarımızı bahane edip aslında düşüncelerimizi dağıtmak için o akşam aynı dükkana girmiştik. İşimizi bitirip kahve eşliğinde kısa ama benim için çok doyurucu bir sohbet gerçekleştirdik.

Sizi zihnen besleyecek, hayallerinizi konuşabileceğiniz, beraber birşeyleri gerçekleştirebileceğiniz insanların arasında bulunmanızın ne kadar önemli olduğunu onunla konuştuktan sonra da farkettim. Hepimiz gündelik hayatın sorumlulukları, mecburiyetleri ile öyle meşguluz ki, okuldan ilk mezun olduğumuzda ya da büyüklerin dünyasına anne/baba/eş sıfatıyla ilk adım attığımızda ne hayallerimiz vardı hatırlamıyoruz bile. Sadece hangi engeller yüzünden istediklerimizin olmadığını net bir biçimde biliyoruz. 

Ansızın karşıma çıkıp içimdeki umutları yeşerten arkadaşımla beraber dün de hiç tanımadığım bir hanımefendi silkelenmemi sağladı. Kadınların girişimciliği ile ile ilgili bir toplantıda yanıma oturan, konuşmaya en çok katılan ve 55 yaşında olduğunu söyleyen hanımefendi kendisinin de bir zamanlar doktoraya başladığını ama yarım bıraktığını anlattı. "Her şey zamanında güzel" derken kendime son zamanlarda ne kadar çok "10 sene öncesine dönebilsem daha doğru adımlar atardım" dediğimi hatırladım. 2021 senesinde "keşke 2011'de iken o adımı atsaydım"  dediğim konular olmasın,birbirlerimizin hayallerine ve ilerisinde başarılarına katkımız olsun istiyorum. çünkü farkettim ki kendi hayallerimden çok başkalarınınkine yardımcı olunca mutlu oluyorum ben.

Son birkaç gün kendi açımdan bu yüzden daha umut dolu geçti. Şimdi önemli olan bu umudun solmamasını sağlayıp çevremdekilere de bu umuttan dallar vererek onların da kendi köklerini salmasını sağlamak. Yıllar önce bir blog okuyucusuyla konuştuğumuz, ilgi alanlarımı, hayallerimizi ve her birimizin bunlara yapabileceği katkıları belirten, çeşitli projelerimizi hayata geçiren bir veritabanını bile oluşturabiliriz belki bir gün...

Buraya kadar okumayı başarıp "tüm b unların tarifle alakası var" diyenler için... fotoğraftaki minik kızarmış börekler de bana üstte anlattığım umut duyguları gibi duygular yaşatıyor. O tabak, sanki bir pazar sabahı 1 saat daha fazla uyumaya söz vermiş ama gene başaramayıp mutfağa girmiş anneyi, çıplak ayaklarını parkede sürüyüp bir yandan gözlerini oğuşturan, erkenden kalkan annesini görünce gözleri ışıldayan çocuğu, ve uykusunu almış olsa da kendisini 1 saat daha rahatsız etmesinler diye dualar eden babayı hatırlatıyor bana...

Fincan böreği

6-8 kişilik

Tarif Sofra'nın ocak 2011 sayısından. 

Malzemeler:

  • 2 su bardağı un
  • 1 çay bardağı ılık su
  • 1 adet yumurta
  • tuz

iç harcı:

  • 500gr pazının yaprağı
  • 1 adet soğan
  • 2 yemek kaşığı tereyağı
  • tuz
  • karabiber
  • kızartmak için: sıvıyağ

Hazırlanması:

  1. Unu bir kaba alıp ortasını havuz şeklinde açın. Tuzu ekleyin. Ilık suyu azar azar ekleyerek yoğurun. Yumurtayı ilave edip, pürüzsüz bir hamur elde edinceye dek yoğurmaya devam edin. Hamuru dörde bölüp üzerine un serpin. Nemli bir bezle örterek 30 dakika dinlendirin. 
  2. Pazıyı yıkayıp doğrayın. Tereyağını bir tavada eritip, yemeklik doğranmış soğanı rengi dönene dek kavurun. Üzerine pazıyı ekleyin. Suyunu iyice çekene dek ara sıra karıştırarak pişirin. Tuz ve karabiber ekledikten sonra ocaktan alın ve ılınmaya bırakın.
  3. Dinlenen hamur parçalarından birini düz bir zemine alın ve un serperek servis tabağı büyüklüğünde açın. Yufkanın yarısına aralıklarla pazılı harçtan koyun. diğer yarısını üzerine kapatın. Bir kahve fincanı ile harçlı kısımlar ortada kalacak şekilde hamuru kesin. Kalan 3 parça hamuru da aynı şekilde hazırlayın. Bol yağda kızartın ve fazla yağını almak için kağıt havlu üzerine çıkartın. Birkaç dakika sonra servis yapın.

18/01/2011

Önemli olan salonların değil, yüreklerin metrekaresi

Annemin_sofrasi

Günlerdir ne yazacağımı düşünüp durup sözcüklerin etrafında dolaşıyorum. Aklımın kıvrımlarında paylaşmak için can attığım, belirli bir zaman içinde yazmazsam buharlaşıp uçacak tüm sözcükler. Her yazmak için durduğumda da "insanlar tarif bekliyor asıl" düşüncesi çıkıyor karşıma. Doğrusu, daha öncede yazmışımdır, bu ara en çok yemek yaptığım dönemden geçiyorum. Ama hepsi yayınlanmak için artık kapıya dayanmış kitabın içeriği olduğundan siteye ekleyemiyorum. Her fotoğraf çekişimde bunu hemen paylaşamıyor olmak üzüntü verirken, çekimin heyecanı mutluluk veriyor.Hafta sonu hazır annem bizleri bir sofranın etrafında toplamış ve onun "yeterince güzel değil çekme!" ısrarlarına rağmen masayı çekmişken yazayım istedim sözcüklerimi. 

Kitap dışında bu ara en çok arkadaşlarımla yeniden bir araya gelebilmemin mutluluğunu yaşıyorum. Her ne kadar kendi evim stüdyodan daha geniş olsa da geçen cumartesi küçük bir ortak alana 12 çocuk, 8 anne 20 kişi sığabilmeyi başardık. Hatta başlıktaki sözü kendime slogan yaptım. Ne kadar çok sevdiğiniz insan bir araya gelirse bulunduğunuz alan da o ölçüde genişliyor gerçekten.

Bunca zaman sanal olarak iletişimde çağ atlamış olsak da yüz yüze görüştüğümz insan sayısı giderek azalıyor. Bana soracak olsaydınız "kimseyle görüşemiyorum" der, beni aramayan arkadaşlarımı suçlardım bilinçaltımda. Çocuklarını, onlar aramasalar bile, her gün bıkmadan usanmadan arayıp hatırlarını soran babama nasıl bıkmadığını sorduğumda "ben sizin ihtiyacınız olduğu için değil, kendi ihtiyacımdan dolayı telefon açıyorum" cevabını almıştım. Gerçekten de son 1 ayda insanlardan beklemek yerine kendim aramaya başladım görüşmek istediklerimi. Ya da buluşmayı arzu edenlerin hepsini bize davet etmeye başladım. Bir aydır yaşadığım mutluluk son 5 senedeki bahanelerimin ne kadar yersiz olduğunu gösterdi bana. Özlediğimi göstermek için aranmaya ihtiyacım yok, arayıp söyleyebilirim o insana. Veya annemi ne kadar sevdiğimi anlatmak için çok büyük ritüellere, Allah gecinden versin onu kaybetmeme gerek yok. Dün öğlen onu evden alıp beraber içtiğimiz bir kahve onun sohbetine, sözcüklerine, sesini duymaya ne kadar ihtiyacım olduğunun bence en güzel göstergesiydi. 

İnsanların sürekli bizi anlamasını bekliyoruz. 4 yaşındaki kızımdan bile kardeşi dolayısıyla anlayış bekliyorum. Halbuki kucağımdaki kardeşine saldıran kızımın tek istediği onu da kucağıma almam. Bunu yaptığımda normalde kendini sevdirmeyen bir çocuğun gelip annesini öpmesi onu anlamış olmamın kendisini ne kadar mutlu ettiğinin en açık göstergesi. 

Buraya kadar okumayı başarıp hala tarif bekliyorsanız en azından umutlu bir haber vererek ve aklımdakilerin bir kısmını yazmış olmanın iç huzuruyla bitireyim cümlelerimi. Perşembe günü minik oğlum 1 yaşına giriyor, inşallah onun sofrasından tarifler yazacağım...

23/12/2010

Portakal Ağacı Stüdyosu

2 ay önce Kırmızı Minder'de bahsettiğim Hayal Evi'mize nihayet taşındık. Evin en büyük özelliği Portakal Ağacı stüdyosuna ev sahipliği yapması. Zaman zaman Ayşe İkbal'le yemek videoları çekeceğimiz (ilk videoyu dün çektik!), zaman zaman okuyucularla beraber yemek yapmayı planladığımız bu yer benim 7 yıldır hayalini kurduğum bir mekan. Bu mekanın hem hayalini kurmamda hem de hayata geçmesinde sizlerin desteği çok büyük, bu yüzden inallah benim kadar siz de seversiniz...

Portakal_agaci_studyo

Portakal_agaci_studyo2

Portakal_agaci_studyo3

Mekanın diğer bölümleri daha çok ev dekorasyonunu ilgilendirdiği için onları Kırmızı Minder'e yazacağım gelecek haftalarda.

Bu vesileyle bu hayale sponsor olan Tantitoni'ye, Kütahya Porselen'e, Gürallar Art Craft'a, evimitasarla.com'a ve mekanı hayata geçiren mimarlık ofisine teşekkürlerimi sunuyorum.

11/12/2010

2011'in Anahtar Kelimeleri

2011_3
Geçen yıl bu zamanlar takip ettiğim yabancı bloglardan birinde yazar her yıla bir anahtar kelime atadığından bahsediyordu. Yazar bütün yılı o anahtar kelimeler üzerine inşa etmeyi planlıyordu. Doğrusu 2010 için benim o zamanlar tek düşündüğüm kelime "sağlık" idi. Elbette bunda en büyük etken oğlumun yılın başlarında dünyaya gelecek olmasıydı. O hayata gözlerini açtığında ise anahtar kelimem bu defa benim için etkili olmuştu. Onu beklerken aldığım 20'nin üzerindeki kiloyu 2010 yılı içerisinde vermeye çalışacaktım. Tüm yıl boyu sabrederek, zaman zaman pes etme noktasına gelsem de vazgeçmeyerek, bana faydası olmadığına inandığım tüm yiyecekleri hayatımdan çıkardım. Bir yemek yazarının bunu söylemesi garip belki ama 1 yıldır her ne kadar tariflerini yazsam da hiç pasta-börek-hamurişi-tatlı vs. yememeyi başardım.

Şimdi tüm bunları neden yazdığımı sorarsanız 2011 için kendime odaklanacağım iki kelime seçtim: şükretmek ve paylaşmak. Geçen bir yıl boyunca gerek benim gerekse yakınlarımdan birinin hasta olacak olması ihtimalinden korkup durdum. Bunda muhtemelen yaşadığımız bazı hastane durumları etkili olsa da ben korkudan mevcut halime şükretmeyi yeterince düşünemedim. Veya bir anne olarak ne kadar yeterli olduğumu sorgulamaktan sağlıklı ve mutlu çocuklarım olduğuna odaklanamadım. Ancak tüm bu süreçte kendilerini izlediğimden hiç haberleri olmasa da pek çok blog yazarının paylaştıkları bana çok yardımcı oldu. Örneğin Mehtap'ın yazıları beni her pes edişimde yeniden devama zorladı. 

Her birimizin odaklanmak istediği kelimeler bambaşkadır elbette ama ben bu yıl beni sağlıklı kılan yemekleri, hayatı, hatta artık kullanmadığımız ama başkasına faydası olacak eşyalara kadar (örneğin oyuncaklar ve çocuk kıyafetleri!) pek çok şeyi paylaşmak istiyorum. Sizden ricam maddi/manevi neleri paylaşmak istediğinizi bana yazmanız, belki böylece hep beraber şükrümüzü arttırıp daha çok iyiliğin paylaşılmasına vesile oluruz.

Gene haberleri olmadan yazıyorum ama anne ve bebişi ile anne cafe bu yazının ilham kaynakları oldular, teşekkür ediyorum kendilerine... 

28/06/2010

Dedem ile Pazar Kahvaltısı

Pazar

Şimdi fotoğrafa baktığımda çok basit görünen bu sofrayı yazmak da nedense aynı derecede zor geliyor bana. Tarifleri vermek, uykusuz bir gecenin sabahında 2 saatte 3-4 çeşit yapıp sofra hazırladığını anlatmak zor değil elbette ama sofrayı dedem (babamın babası) ve amcam için hazırladığımı düşündükçe yazı yazmayı bırakıp sadece dedemi düşünmek geliyor içimden.

Dedem

İlerleyen yaşına rağmen hala espri yeteneğini yitirmemesi, hala Ayşe İkbal'i oyunlarıyla güldürebilmesi... İnsan yaşlanınca ben de dedem gibi olmak istiyorum diye ağlamamalı değil mi?

02/12/2009

...

Ayse Ikbal ile beraber grip oldugumuz icin son bir haftadir hayata ara vermis durumdayiz. Onumuzdeki hafta insallah tamanen iyilesirsek yazilara tekrar baslayacagim...

01/10/2009

mecburi ara

Yazarimiz nezle oldugu icin tat alamamakta, bu sebeple de yeni tarif deneyememektedir. Iyilesince yazilarina donecektir...

Muduriyet

10/08/2009

Dönüş Yazısı

Birds

Geri dönüş yazısı nasıl yazılır emin değilim. Doğrusu yazmamak için bahane bulmak konusunda daha iyiyim. Ama pazartesi sabahının altısında henüz beni oyalayacak bir şey yokken bahane de bulamıyorum.

Öncelikle bu sürede çoğunluğuna cevap yazmaya çalışsam da bir türlü tamamlayamadığım e-posta cevapları için yazarlarından özür dilerim. Hepsini okuduğumdan ve hala cevaplamaya çalıştığımdan emin olabilirsiniz. Yazmadan geçen dört aydan fazla sürede fotoğraf makinamla çektiğim tek tük karelerden biri yukarıdaki. (önümüzdeki günlerde kırmızı minder'e yazarım diye çekilmiş projem) Bu yüzden buralarda yokken yaptıklarımı çok fazla anlatamıyorum. Ama herkesin hayatı gibi üzüntüler ve sevinçlerle dolu günler geçti.

Yazdıklarım ayrılığım için yeterli bahaneler sayılmazsa inşallah şubatta aramıza sağlıkla katılmasını beklediğimiz minik mavi patikleri suçlayabilirsiniz.

Dilerim bundan sonraki fotoğraflar hep güzel günlere, mutlu sofralara ait olur...

11/02/2009

Fatıma bebek

Ftm2

Fatıma ve anneannesinin elleri...

Fatıma bebek dün dünyaya gelerek bana teyze olmanın ne kadar güzel bir duygu olduğunu tekrar hatırlattı! Hoşgeldin güzel yeğenim...

03/11/2008

Dün sabah ormanda...

Ormanda1

Ormanda2

Ormanda5

Ormanda3

Ormanda6

Ormanda4

Ormanda7

Bu sabah "Yeni yaşında neler hissediyorsun?" diye sorsalar, "Ayşe İkbal havada iken ne hissediyorsa o" derdim herhalde. İnşallah bundan sonrakilerde de aynı cevabı verebilirim...

11/04/2008

Günlerin Getirdiği

Cilekkivi

(arşivden bir fotoğraf)

Gün bitip akşam olunca siteye yeni bir yazı eklediğimi hayal ediyorum çoğunlukla. Zaman zaman yazıların seyrekleştiği dönemler olmuyor değildi elbette, kimi okuyucular "bıktık aynı tariften diyordu", annem veya babam arayıp "anasayfadaki yemek koktu!" diyordu gülerek. Ben de hemen savunma kalkanlarımı kaldırıp "geçen ay çok sık  yazarken kimse dinlen biraz demiyordu ama" diyordum. Diyordum demesine de yazmıyorsam içimden başka birşeyler yapmaya karşı istek gelmemesindendi bu çoğunlukla.

Bugünlerde durum biraz daha farklı, yazım seyrekleşti ama heyecanımı kaybettiğimden değil bu. Hatta fazla heyecanlı olmaktan, yeni işimdeki heyecanımdan korkmaktan, başarısız olacağımdan korkmaktan, yapacaklarımın beğenilmemesinden gitmiyor elim yazı ekranına. Bu yazı bu yüzden minik bir hasbihal sizlerle. Son günlerde yorum aralarında sorduklarınıza, e-postalarınıza bir cevap olma amacında.

Yeni işimi, neler yaptığımı, bebeği merak ediyorsunuz haklı olarak. Evlenmeden önce  bir bilgisayar şirketinin web departmanından ve yapılacak reklamların gözden geçirilmesinden sorumluydum. Bugün ise masanın karşı tarafındayım. Okul bittikten sonra  Reklamcılık Vakfının STEP eğitimine devam ederken gün gelip benim de bir reklam ajansında çalışacağım hiç aklıma gelmemişti. Kartvizitimde yazan ünvan "Interaktif Medya Koordinatörü". Hergün blogların içindeyim hala. Hatta eskisinden daha çok yeni blog keşfediyorum. İlk işim ise çok sevdiğim bir konuda yeni bir blog projesi başlatmak. Gündüzleri çalışmakla, akşam işe dönüşleri "ya olmazsa"ları düşünmekle, akşamları da annem, babam veya eşimle "her şeyin iyi olacağı"nı konuşmakla geçiriyorum. Bir de arada yeni tarifler topluyorum.

Ayşe İkbal'e bulduğum çözümü de siteye yazmayı istemiyorum, çünkü herkes bir başkasının bulduğu çözümü kendince farklı yorumluyor. Sonuçta her akşam onun çok mutlu olduğunu, her gün daha da geliştiğini bilmek ve benim de içimin rahat olması ikimize de yeterli geliyor.

Bugünlük bu kadar inşallah haftaya yeni bir tarifle, daha sakinleşmiş bir vaziyette görüşmek üzere...

16/02/2008

...

Yumurta

not: gezi yazılarının ikincisi "bebekle hacca gideceklere öneriler" burada...

22/03/2007

Portakal Ağacı Tatilde...

Chi10lg

Portakal Ağacı, zaruri sebeplerden dolayı kısa bir süreliğine tatile giriyor. Bu süre içinde mevcut tarifleri okuyabilir ve yorum yazabilirsiniz. Anlayış ve sabrınızdan dolayı hepinize teşekkürlerimi sunuyorum...

not: yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanacaktır...

(çizim: allison reuling)

06/02/2007

İnsanlık adına küçük, kendi adıma büyük bir adım

Gub_a_te

Dün aslında başka bir amaçla çıkarıp sonradan kullanmaktan vazgeçtiğim patatesleri görünce tüm cesaretimi toplayıp gubate yapmaya karar verdim. Hani anneniz bir yemeği çok iyi yapar da "nasılsa benimki asla onunki gibi olmayacak, en iyisimi hiç yapmayıp kendimi rezil etmeyeyim" dersiniz ya, işte bu yiyeceklerden biri gubate idi. Benim şahsi yorumum gubatelerin gayet ümit verici oldukları, eşimin yorumu "anneninkiler kadar olmasa da süper oldukları" idi. En harikası da telefonla arayıp "ben gubate yaptım!" dediğim babamın "gubate tek başınayken yenen bir şey değildir!" yorumuydu:)

07/07/2006

Teşekkür

Duguncicegi_2

Aylar süren hazırlıklar, telaşlar nihayet geçen cumartesi son buldu. Bu zaman zarfında e-postalarıyla iyi dileklerini, öğütlerini ileten, düğün günü değerli zamanlarını bize ayıran, sonrasında da yorumlarıyla sevincimizi paylaşan herkese teşekkürlerimi sunuyorum.

not: yorumlara bir süreliğine onay sistemi getirdim, yazılanlar tarafımdan onaylandıktan sonra yayınlanacak, bu yüzden yeni yorumların gözükmesi biraz yavaşlayabilir...



26/12/2005

2005'in Son Davet Sofrası

Sofra_1_1

Dün akşam yine bir misafir grubunu ağırladık. Çok sayıda önemli misafiri konuk edeceğimiz için annemle 2 gün öncesinden hazırlıklara başladık. Teyzem ve ablam da yardım edince kısa sürede içimize sinen bir sofra hazırlamamız kolay oldu.

Menümüz:

Dün gece tüm bunlardan sonra bir de


Soz_ sözlendim....

Hayatımın son 20 günü çok hızlı geçti ama inşallah bundan sonra bizi bekleyen günler de en az geçen günler kadar güzel olur...

06/09/2005

10 küçük mutluluk

Mutluluk_

Son günlerde bloglarda dolaşan mutluluk listesinde Tuhfe ve Sibel beni, Dilara da ablamla ikimizi seçmiş. Ablamla listeyi paylaşıp beşer madde yazmaya karar verdik.

Hatice'nin 5 küçük mutluluğu

  1. Eski mutfak eşyaları koleksiyonu yapmak: İlk parça Heidi'nin sitesinde görüp aldığım ölçü kaplarım
  2. a. Annemin söylediğim bir söz karşısında kendisini tutmaya çalışması, sonra da dayanamayıp gülmeye başlaması
    b. Babamın yoğun toplantı trafiğine rağmen yurt dışından dönerken bana birşeyler getirmesi: Rusya'dan matruşkalar, İrlanda'dan Kilkeny cookbook kitabı
  3. Sabahın erken saatlerinde panjurdan dolaba vuran güneşi seyretmek
  4. Yeğenimle birlikte tek başımıza bir yerlere gidip onun tatlı konuşmalarını dinlemek:
    En son diyaloğumuz;
    H- Teyzecim, ketçap yeme, acı birşey o.
    M-Ben acı şeveyim! (severim)
  5. Uzun zamandır giymediğim ceketlerimden birini giyip cebinde para bulmak (çok ufak bir para bile olsa hazine bulmuş gibi oluyorsunuz)

Ayşe'nin 5 küçük mutluluğu

  1. Meryem'e sarılmak
  2. Annemlerle vakit geçirmek
  3. Dışarıda yemeğe gitmek
  4. İnsanların yaptığım işlerden faydalanması ve yaptıklarımı takdir etmeleri
  5. Sabahları Hatice'nin iş yerimize yiyecek birşeyler getirmesi

Tuhfe, Sibel ve Dilara'ya bizi seçtikleri için teşekkür ediyorum. Ben de okuyucuları seçiyorum, sizin küçük mutluluklarınız neler?

11/07/2005

the cook next door!

050612buttontcnd Ortaokul yıllarımdan beni beni tanıyan biri bugün karşılaştığımızda "hayırdır hiç sesin çıkmıyor?" dedi. Ona göre İstanbul'un havasından dolayı kimsede konuşacak hal yokmuş bugünlerde. Aslında bu sabah hafta sonumu, gördüklerimi, beni susturmak için çabalayan dayımın sonuçsuz kalan girişimlerini, Yelena'nın tarifiyle yaptığım pastayı anlatmayı istiyordum. Baktım söyleyecek söz bulanmıyorum fotoğraflarla idare etmeye kadar verdim. Ama şimdi konuşmaya mecburum çünkü Dilek yazmam için beni seçmiş! Aslında mim'deki sorulara 2 yıl boyunca değişik ortamlarda cevap verdim ama kendi sitemde yazınca sanki Dilek gibi ben de bir sürü şey hatırlayacakmışım gibi hissediyorum. Bakalım ne kadar doğru.

Ilk mutfak maceran neydi? Neler hatirliyorsun?

5 yaşıma kadar kaldığımız Ankara, Keçiören'den aklımda hiç mutfak macerası kalmamış. Ankara'dan kalanlar mutfakla ilgili olmasa da yemekle ilgili. Annemin ablamla beni yemek zamanı balkona çıkartıp bir yandan ağzımıza kaşıkları uzatırken diğer yandan komşularla sohbet edişi, A.O.Ç'ye her gidişimizde yediğimiz süt kokulu dondurmalar ve kocaman davul fırınımız kalmış aklımda. İstanbul'a geldiğimizde başlıyor benim maceralarım. Sarılı, turunculu fayanslarla döşeli mutfağımızda annem ya turuncu masanın ya da sarı fırının başında olurdu. (Aynı fayansları 20 yıl sonra geçen ay D.bakır'daki bir dükkanda görünce çok şaşırdım!) Biz de devamlı onun ayağının altında dolaşıp dururduk. En sevdiğim şey annem elmalı kurabiye yaparken yanındaki sandalyede oturup hamuru şekilden şekile sokmaktı. Anneme "n'olur benimkileri de pişir!" diye yalvarırdım. Benim pişirdiğim kurabiyemsi şeyler hep balkon camının önündeki kuşlara sunulurdu. (Portakal ağacı'nın logosundaki kuş & küçük kız da o günleri anlatıyor zaten) Fındıkzade'deki elmalı kurabiyelerin ve annemin sıcak sütün içine attığı ekmeklerin tadı bence herşeyden daha güzeldi.

Yemek yapma stilini en cok etkileyen kimdi?

Annem'den hem yemek yapma stilini hem de mutfağı sevmeyi öğrendiğimi düşünüyorum. Yanında iki küçük kızla birlikte pazara gitmesi gerektiği zamanlarda bile bunu eğlenceli bir hale getirmeye çalışırdı. Her ikimize de birer minik sepet aldığını, limonları sepetlerimizde taşımamıza izin verdiğinde çok mutlu olduğumuzu hatırlıyorum. Anneannemden az malzemeyle çok lezzetli yemekler yapılabileceğini, sevdiklerin için sabah erkenden kalkıp mutfakta birşeyler pişirmenin onları çok mutlu edeceğini, büyükbabamdan misafirlere karşı hep elibol olmam gerektiğini (5 kişilik misafir grubuna 20 tane pide alıp gelmişti), babamın halasından misafir habersiz gelmişse bile mutfağa dalıp velibah pişirmenin o kişiye verdiğin değeri gösterdiğini, yengemden ve halamdan köyde ateşte pişen her şeyin daha lezzetli olduğunu, diğer yengelerimden misafirperverliğin önemini, babamdan ise erkeklerin de yemekten anladığını öğrendim. Annemin mutfak alışkanlıklarında ortaokulu yanında okuduğu halasının çok büyük katkıları olmuş. Ondan bize kadar gelen çok değerli bilgileri var. Teyzemden de değişik tarifleri denemek için açık olmayı ve yeğenlerine bildiğin herşeyi aktarmanın değerini öğrendim.

Teyze gezmelerini de unutmamak lazım! Onların mutfaklarını keşfetmek benim için en eğlenceli aktivitelerden biriydi. Yan apartmanımızdaki komşularımızdan birinin fotoğrafımı çekmek isteyince buzdolabının önündeki tabureye çıkıp poz verdiğim günler çok uzak ama çok tatlı bir anı benim için! Lise yıllarında ise en çok yemek dergilerinden etkilendim. 2000-2002 yılları arasındaki her Sofra sayısını biriktirmek için çabalayıp durmuştum.

Yemege ve yemek dünyasina olan ilgini kanitlayan bir resmin var mi? Bize göstermek ister misin?

Yemek dünyasıyla ilgili küçüklükten kalan tek fotoğrafımda ablamla birlikte önümüzde meyve suyu şişeleri ile duruyoruz. Doğrusu keşke 6 yaşlarımda iken Konya'da annemleri kaybedince ilk bulduğum simitçinin yanına oturup onları beklediğim zaman bir fotoğrafımı çekselermiş. Aylar önce bir yazı için, ocağın başında tencereyi karıştırırken çekilmiş bir fotoğrafım var sadece...

Mutfakta kendisine karsi fobin olan birsey var mi? Yaparken seni/avuclarini terleten bir yemek mesela?

Halen daha her mutfağa girişimde endişeleniyorum. Kesinlikle bir şeyler ters gidecek diye korkuyorum. Ama bu aralar en çok yumurta aklarının sonradan ilave edildiği keklerden çekiniyorum.

Mutfakta hangi yardimcini vazgecilmez buluyorsun? Alipta cok gereksiz buldugun nedir mutfakta?
Karıştırma kabı, mikser ve spatula; benim için çok kıymetli. Bulamazsam hep sorun çıkıyor çünkü. Gereksiz alet de un ve margarini birbirine yedirmek için aldığım alet. İtiraf ediyorum sırf şirin diye aldım!

Bir kac garip belki de komik yemek cesidi söyle, senin cok sevdigin ama senden baska kimsenin sevmeyecegini düsündügün bir yemek.

Değişik içecekleri seviyorum, gazpacho'yu bizim ailede sadece ben içmiştim örneğin ya da bir lokantaya gittiğimizde eğer menüde varsa ahududulu meyve suyu istiyorum. Bir de ailemin bir türlü sevemediği cheesecake'ler var, bazen evde sadece ben yiyorum. Aslında kardeşim değişik yemek çeşidi konusunda benden daha uzman.  Biraz önce Mine'yi okurken hatırladım. Ortaokulda yatılı kaldığım zamanlarda en iyi arkadaşlarım Esra ve Soulafah ile her sabah kantine gidip simit ve cips alırdık. Simitleri kesip içlerini cipsle doldurup yerdik! Cips yemeyeli yıllar oluyor...

Hangi 3 malzemeden veya yemekten vazgecemezsin?

herhangi bir çorba, zeytinyağlı bir yemek ve bir sütlü tatlı ile yaşayabilirim sanırım.

Üc kisa soru daha
En cok sevdigin dondurma cesidi...

Kakaolu, sade, çilekli, fıstıklı

Asla yemegi düsünmedigin sey...

Limonlu sahanda yumurta (kardeşimin favorisi!), içmeyi düşünmediğim şey ise boza!

Özel bir yemegin/ spesiyalin var mi?
Spesyalim mi bilmiyorum ama pasta ve kurabiye yapmayı çok seviyorum. Bir de ana yemekler hala annemin sorumluluğunda olduğu için diğer türlere fazla dalmıyorum. Ama ana yemek yap deseler muhtemelen oturup saatlerce yaprak sararım.

Seni sobeleyen ebeleyen asci:
Dilek!

Sobeledigin Ebeledigin 3 asci:
Annesiyle ilişkisini benimkine benzettiğim için Kim, muhteşem pastalar yaptığını bildiğim için Gülşen ve hikayesini merak ettiğim için Zeynep