Kırmızı Minder

İlk projemiz Kırmızı Minder yayında! Sitenin ilk yazısına göz gezdirip fikirlerinizi sunarsanız çok sevinirim.

İlk projemiz Kırmızı Minder yayında! Sitenin ilk yazısına göz gezdirip fikirlerinizi sunarsanız çok sevinirim.

Bu aralar internette karşıma çıkıp "bunu mutlaka bir yere not edeyim!" dediğim fikirleri Portakal Ağacı'na yazmaya karar verdim, böylece "nerede görmüştüm ben bu fikri?" sorunundan kurtulmayı ümit ediyorum...
üst sıra: Green Gate'in çaydanlığı, Goosewoman'ın mutfağı
alt sıra: Real Living Magazine'in kırmızı mutfağı, Cafe Grumpy'nin turuncu duvarları

üst sıra: Crate&Barrel'ın renkli kapları, Yvonne'in mutfak rafları
alt sıra: Mario Batali'nin renkli tencereleri, Tord Boontje'nin garland avizesi (fotoğraf defne koryürek'e ait )
Önümüzdeki aylarda bebekleri olacak pek çok arkadaşım var. İlk kez bebekleri olacak arkadaşlarımın büyük çoğunluğu da erkek bebek bekliyor. Ben de günlerdir bu bebekler için neler yapabileceğimi düşünüyorum. Doğrusu mağazalarda satılan hepsi birbirinin aynı şeyleri almak yerine kendi yaptığım şeyleri verirsem bu bebeklerin annelerine verdiğim değeri daha iyi gösterebileceğimi umuyorum. Yeğenimin doğumunu beklediğimiz zamanlarda bebek önlüklerine etaminle desenler işleyip ablama göndermiştim. Bu defa ne yapabileceğimi düşünürken bir sitede t-shirt transfer kağıdıyla hazırlanan bebek kıyafetlerini gördüm.
Önce internetten ütüyle t-shirt'e transfer yapmak için kullanılan kağıtları araştırdım. Açık renkli kumaşlar için kullanılan kağıtlardan sipariş edip gelmelerini beklemeye başladım.
Kağıtlar için beklerken bebek atletleri ve önlükleri aldım ve japon sitelerindeki çizgi film karakterlerinden sevdiklerimi bilgisayarıma kaydettim. Kağıtlar 3 gün sonra gelince inkjet yazıcı ile (yazıcının iron-on transfer ayarında) kaydettiğim karakterleri kağıda aktardım.
Her bir karakteri makasla çevresinde hiç beyaz bölge kalmayacak şekilde kestim. (Beyazlık kalırsa ütüyle aktardığınız zaman etrafında kirli beyaz bir bölge gözüküyor). Ütüyü 2. dereceye getirip buhar ayarını kapattım. (koton ayarı). Parkenin üstüne bir kumaş serip önlüğü bu kumaşın üzerine serdim. (Ütü masası yumuşak olduğu için kullanışlı olmuyor, masa veya karton gibi sert bir yüzey bulmalısınız.) Kestiğim deseni önlüğün üstüne yerleştirip (kağıdın arka tarafı bana doğru olacak şekilde) ütüyle üstüne sertçe bastırdım. Birkaç saniye bu halde tutup kağıdın arkasından desen görünene kadar ütülemeye devam ettim.
Daha sonra kağıdın soğuması için 1 dakika kadar bekleyip kenarından başlayarak kağıdı kaldırdım. Yıkama sırasında deseni gitmesin diye bir de fırın kağıdıyla (yağlı kağıt) aynı işlemi tekrarladım. (Bu bilgiler transer kağıdının arkasında yazılıydı ancak türkçesi olmadığı için detaylı anlatmayı tercih ettim.)
Her bir sete bir de renkli minik çoraplar eklemeyi düşünüyorum. Şimdi sırada 4 kırkyama (patchwork) bebek örtüsü var. Bakalım onları da bu kadar çabuk bitirebilecek miyim?

Sebze yemeklerim yazılmayı bekliyorlar ama ben bugün size odamın en sevdiğim köşesini göstermeyi tercih ediyorum. Ablamın evlenmeden önce kendi odası için aldığı rafın üstünde baktıkça gülümsememi sağlayan objeler duruyor. Camilla Engman'dan aldığım örgü oyuncak, Monica Calvo'dan aldığım bir çizim, sevdiğim -ama artık eskisi kadar görüşemediğimiz için üzüldüğüm- bir arkadaşımın etaminle işlediği minik bir yastık, Adige cumhuriyetinden gelen tahtadan yapılmış kadın ve babamın son gezisinden getirdiği matruşkalar. Dün bunların yanına bir de sevgili Banu'nun yapıp gönderdiği harika çanta eklendi. Banu geçen hafta bana bir çanta göndermek istediğini söyleyince çok sevinmiştim. Yabancı elişi sitesi yazarlarının en kıskandığım yönlerinden biri devamlı yaptıkları harika şeyleri kendi aralarında takas etmeleriydi. Hatta geçen aylarda birbirlerine yolladıkları çantaları görüp içimden "keşke!" demiştim.
Artık ne kadar içten dilemişsem sevgili Banu'nun el yapımı çantalarından birine kavuştum. Çantanın için fotoğrafta görülen beyaz üstüne portakal desenli kumaşla dışı ise kot kumaşla kaplı. Portakal ağacını ve piknik örtüsünü süet tarzı bir kumaş ile çalışmış. Çantanın iç gözünden ise fotoğrafın kenarından görülen şeker çıktı, yeğenim bize gelince şekeri görmesin diye dua ediyorum bu arada. Ben onun kadar maharetli olmasam da umarım Banu benim onun için yapacağım elişimi beğenir. Sevgili Banu, çanta ve şeker için tekrar çok teşekkür ederim! (Banu'nun web sitesi kısa bir süre sonra açılacak ama sorularınız olursa kendisine candybags@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.)

Yabancı elişi günlüklerinden Angry Chicken'ın sahibesi Amy'nin sitesinde "tie one on" adlı bir bölüm var. Bu bölümde her ay bir konu yayınlanıyor ve siz bu konuya uygun bir mutfak önlüğü hazırlıyorsunuz. Eylül ayının konusunun "mutfak havlusundan yapılmış önlük" olduğunu okuyunca ben de bu etkinliğe katılmak istedim. İstediğim boyutlarda bir mutfak havlusu arayışı içerisindeyken ablamın önerileriyle eskiden yaptığımız etamin mutfak havlularından işleyip önlük haline getirmeye karar verdim.
Bakırköy'deki etamin dükkanına gidip istediğim kumaşı ve işleyeceğim deseni seçmeye başladım. Uzun süren kararsızlık dakikaları sonucunda mevsimle uyumlu olması için açık kahve tonlarındaki bir kumaşı ve erikli desenleri seçtim. Akşamları işten geldikten sonra birer ikişer kareleri
tamamladım. Tüm kareler bitince önlüğün kemerini yapmak için krem rengi saten kurdale aldım.
Cuma akşamı annemi dikiş kısmını yapması için ikna ettim. Annemle önlüğe pile yapmaya karar verdiğimiz için ilk önce pile yerlerini belirledi. Kurdaleyi bel kısmına da dikeceği için iğnelerle önlüğe tutturdu. Daha sonra kurdaleyi ve pileleri ütüledi (herhangi bir kumaşı dikmeden önce mutlaka ütülemek gerekiyormuş) ve makine ile iğnelediği yerleri dikti. (kurdalenin düğüm atılacak yerlerini de v şeklinde dikti).

Önlüğün önü

Önlüğün arkası.
Camilla, benim ilgiyle takip ettiğim isveçli bir çizer. ara sıra sitesinde kendi ördüğü oyuncakları satıyor. ne zamandır bunlardan birini yeğenim için almak istiyordum. nihayet en sevdiğim renklerde ördüğü fluffy'i aldım. ne zaman gelecek diye merakla beklerken bugün gelen postaların arasında çıkan paketi görünce çok sevindim. ortadaki fotoğrafta fluffy Katrina M. Davenport'un yazdığı, portakal ağacı'nın başlıklarını da hazırlayan harika çizer Penelope Dullaghan'ın resimlediği Denise's Mold isimli kitabı okuyor. Denise's Mold annesinden gizli gizli fen deneyleri yapmaya çalışan küçük bir kızın öyküsünü anlatan harika bir kitap. Katrina, kitabı," to meryem, reach for your dreams!" diye imzalamış. son fotoğrafta da fluffy, mode torten kitabındaki zebra kek tarifini inceliyor. mode torten ve torten hits kitapları da hafta başında geldi. inşallah lisedeki almancam tarifleri denerken beni yarı yolda bırakmaz.
Camilla, thanks a lot! Katrina & Penelope, congratulations!

fotoğraftakiler, son günlerde yüzümü en çok güldüren şeyler. tatlı yeşil renkteki paketin içinden Zinnur'un amazon'daki kitap listemden aldığı flo braker'ın harika kitabı "the simple art of perfect baking" çıktı. son idealim bir pasta evi açmak! (babam okuyorsa muhtemelen gülümsüyordur, benim gibi ideali sürekli değişen başka biri var mıdır?)
sağ üsttekiler benim en sevdiğim çiçekler. şimdi yerlerini yapraklara bırakıyorlar ama birkaç haftalığına yaşattıkları mutluluk baharın gelmesini beklemek için yeterli bir sebep oluyor.
sol alttakiler bu sene ilk tohum maceramın sonuçları; su teresi, sarı domates ve tatlı kabak ilk yapraklarını açtı! mesclun salata & taze sarımsaklar açacak mı?
sağ alttaki ise yine Neşe'nin paketinden çıkanlardan. tavşan şeklindeki minik kumaşlar siz sofrayı hazırlarken pişirdiğiniz yumurtaların sıcak kalmasını sağlıyor! almanca kurabiye kitabı ise fotoğraflarına bakmak için bile yeter aslında ama mutlaka birkaç tarifini de deneyeceğim.
(çok fazla ünlem işareti kullandım biliyorum ama maalesef sevincimi başka türlü ifade edemiyorum...)

kötü bir gün geçirseniz bile akşam üzeri isveç'ten gelen bir paketin içinden çıkanları görünce gününüzün aynı şekilde devam etmesi imkansız hale geliyor. meryem'i, benim amonyak aradığımı, daim'i sevdiğimi ve daha pek çok şeyi düşünüp bir paket gönderen okuyucularımın olması benim için en kazançlı işlerden bile daha mutluluk verici.
meral hanım her şey için çok çok teşekkürler!
yarın hepimizde bir telaş olacağı için bayramınızı bugünden kutlarım. dostluk, kardeşlik ve muhtaç olana yardım etme duyguları ile dolu mutlu ve huzurlu bir bayram geçirmeniz dileğiyle...
yukarıdaki resim Allison Reuling'e ait, resimdeki kızın elbisesine çok benzeyen bir bayram kıyafetim vardı çocukken.
doğum günüm... 2004 çok güzel geçti, inşallah bundan sonrakiler de iyiliklerle, güzelliklerle geçer. bu arada bana çikolata aromalı kahve & kahve fincanı hediye eden sevgili arkadaşım feyza'ya, sürpriz yapıp amazon wishlist'imden kitap gönderen ankaralı tatlı okuyucumuz aslı'ya çok teşekkürler. (anneme söylemeyin ama ben de onun için yarına bir çiçek demeti siparişi verip, içindeki karta "canım anneciğim, geçen senelerin her günü gösterdiğin sevgi ve ilgi için teşekkürler" yazdım.)
resim: silvana langlois
geçen hafta porto riko'da yaşayan madeline'dan bir email aldım. madeline, porto riko'da aşçılık okuyor ve eşi türk. yaşadığı şehirdeki bir gazete okulundaki öğrencilerden bir yemek yapmalarını isteyince o da portakal ağacı'nın ingilizce versiyonunda bulunan hünkar beğendi tarifini biraz değiştirip uygulamış. tebrikler madeline!
not: hünkar beğendiyi ingilizceye madeline'ın eltisi olan betül akın çevirmişti. bu yüzden betül'e de teşekkür etmeliyim...
iyi ki doğdun meryem! sayende teyze olmanın ne kadar harika bir duygu olduğunu anladım.
seni çok seven teyzen...
ilüstrasyon: Christine Miller
bu haftasonu benim için çok güzel geçti. cumartesi günü kaybolan tatlar gurubu'nun toplantısı için kardeşimle birlikte kadıköy çiya'ya gittik. çiya; anadolunun unutulmaya yüz tutmuş lezzetlerini yeniden yaşatması ile ünli bir lokanta. sahibi musa bey de bu konu ile ilgili çok fazla emek harcayan bir isim. (amerikada bu temmuz ayında çıkacak bir dergide onunla ilgili bir makaleye ve yedi tarifine yer veriliyor. )
toplantının katılımcıları türk mutfağı için önemli çalışmalar yapan yazarlar araştırmacılar, bir de benim gibi bu işe merak duyanlardı. Yazar ve Araştırmacılardan bazıları: Ergun Baskan ('Kalbe Giden Yol'un yazarı), Ramazan Bingöl (Yeni Şafak Gazetesi Yazarı), Nazlı Türker Pişkin (Sofra Dergisi yazarı, Kitap Yayınevi Yemek Kitaplari Editörü), Sema Temizkan (Bizanslı Yemekler kitabı'nın yazarı), Ayfer Ünsal (uluslararası yerel yemek kitabı ödülünü alan Ayintab'dan Gaziantep'e Yeme İçme kitabının yazarı, aynı zamanda Sofra dergisine de yazıyor.) Gökçen Adar (Mutfakta Dört Mevsim, İlkbahar-Yaz'ın yazarı. Ayrıca çok iyi bir araştırmacı), Tijen İnaltong, (Bir Ot Masalı, Mevsimlerle Gelen Lezzetler, Mutfakta Zen, Tak Sepeti Koluna kitaplarının yazarı. Toplantı sırasında portakalağacı ile ilgili çok güzel sözler sözleyip beni mahcup eden, konuşmalarımız sırasında bana kitap yazmamı söyleyip moral veren insan), Tangör Tan (Lokanta'nın aşçılarından. kendisiyle bir iki dakika konuştuktan sonra benim önümde daha çok uzun bir yol olduğuna karar verdiğim kişi), Oya Kayacan (Açık Site yazarı), Nedim Atilla (Akşam Gazetesi yazarı. Aynı zamanda pekçok kitabı var. bunun yanısıra İzmir yemek kültürü ile ilgili de pek çok araştırmaları bulunuyor), Renan Yıldırım (Lezzet Dergisi Editörü)
toplantı için o kadar farklı ve çok sayıda yemek hazırlanmıştı ki sadece bir kaşık yememize rağmen yaklaşık 15 farklı lezzetle tanışmış olduk. (kardeşime bu tanışma işlemi kimi zaman zor geldi ama Musa bey'in ve garsonların ısrarları ile hepsini denedi.) sonuçta istesem belki ancak birkaçı ile karşılaşabileceğim pekçok kişiyi bir arada görmüş oldum.
cumartesi akşamı eve gelince beşamel soslu tavuklu börek ve bir yıl aradan sonra tekrar kokos kurabiyesi yaptım. börekler direkt buzdolabına gittiler gerçi ama ben bir şey yapmış olmanın mutluluğunu yaşadım.
pazar günü sabahını amcamlarla etrafında ördeklerin dolaştığı bir sitenin içinde kahvaltı yaparak öğleden sonrasını ise teyzemle ellerimize dikenler batarak çilek toplayarak geçirdim. teyzem çileklerinin fotoğrafını çekip kendi bahçesinden olduğunu belirtmemi söyledi ısrarla. akşam eve gelir gelmez de bu minicik çileklerle tart yaptım. (haftasonunun tariflerini önümüzdeki günlerde yazmaya çalışacağım) gerçi ben mutfağa girdiğimde etrafımdaki insanların aç olduklarını unuttuğum için biraz sorun çıkarmış oldum ama bir önceki günden yaptığım börekleri ve kokos kurabiyelerini önden servis yapıp ortamı yumuşatmaya çalıştım...
5 gün boyunca sadece balık, buharda pişmiş pilav, kuşkonmaz ve fuarda dağıtılan şekerlerden yiyince kendi yemeklerinizin ne kadar güzel olduğunu anlamak çok kolay oluyor.
tayvan'dan birkaç saat önce döndüm. bilgisayarı açmaya fırsat bulamadığım için boşuna götürmüş oldum ama annem sağolsun sitedeki yorumları benim için hergün okumuş. yokluğum sırasında yorum gönderen herkese çok teşekkürler. bu akşam hepsini cevaplayıp, tayvan'da olanlardan biraz bahsetmeye çalışacağım...

cuma günü amerika'ya; ablamı ve yeğenimi görmeye gidiyorum. eğer önümüzdeki haftaya kadar yazamazsam diye herkesin kurban bayramını şimdiden kutluyorum...
cumartesi günü üniversiteden diğer arkadaşlarımla beraber bizi ağırlayan vildan'a teşekkür etmek için hazırladığım paket. hediye seçmeyi pek başaramadığım için benim sevdiğim (onun da seveceğini düşündüğüm) şeylerden birer tane de vildan için aldım. paketin içindekiler; keri smith'in living out loud kitabı, 4 tane winnie the pooh kalemi, bir poşet tayvan'dan gelmiş yeşil çay, bir poşet almanya'dan gelmiş goran tea, bir poşet elma çayı, dünya konferansı için hazırlanan kitap ayraçları ve starbucks after coffee mints. kitap ve kalemler dışındakileri tabanına pottery barn kids kataloğundan limonata içen çocukların fotoğrafını yapıştırdığım metal bir kutuya yerleştirdim, kitap ve kalemleri de teşekkür kartıyla beraber ayrıca paketledim...
bu aralar yabancı sitelerde autumn delights diye bir olay var. bu sonbaharda sizi mutlu eden olayları bir fotoğraf haline getiriyorsunuz. benim sonbahar mutluluklarım da yandakiler; etamin, bitki çayları, seyahat planları, eski dostlar, yeni kitaplar, kuruyan çiçekler, elmalı tatlılar, eski tarifler.
yarın üniversite arkadaşlarım bize geliyor. onlara annemin 80'lerde tuttuğu yemek defterinden birşeyler yapacağım. biri tuba'nın isteği üzerine elmalı turta olacak. geçen haftaki elmalı pay'dan biraz daha farklı. diğeri kıymalı poğaça (annem gerçi deftere tuzlu pasta diye yazmış). sonuncusu da fondan. fondan kelimesi bana nedense çalıkuşunu hatırlatıyor. galiba feride yatılı okulda kalırken kamuran ona bir kutu fondan gönderiyordu. yoksa onlar bonbon muydu...
iki sene önce diktiğimiz nar ağacımız ilk meyvesini veriyor. önümüzdeki ay taze nar ile bir sürü yeni tarif deneyebileceğim demektir....
dün akşam hiçbir şey pişirmedim ama ilk mektup kartlarımı yaptım. amazon'dan aldığım kitabın gelmesini bekleyemedim ve kendi kendime denemeye başladım. ben en çok şehir haritasını iki tarafa yapıştırıp yolların kesiştiği noktaya post-it ile "follow your dream" yazdığım kartı sevdim. gece tüm kartları yapıp bitirdikten sonra aklıma saate bakmak geldi; 02:18. geceyarısına kadar bunlarla uğraştığımı görünce aklıma how much joy can you spend kitabında okuduğum cümle geldi;
then you happen to look up and notice that three hours passed and what you created is pretty damn great. and that's when you know bliss.
sitenin yeni adresi portakalagaci.com
iletişim adresi:
hatice@portakalagaci.com
Son Yorumlar