kahvaltılık Feed

Krep Tarifi

IMG_0028

Ayşe İkbal ve Musab'a tatil sabahı kahvaltılarında ne istediklerini sorduğumda cevap genelde hep aynı "kreeep!" Bu cevabı duyacağımı bile bile sormak çok hoşuma gidiyor, çünkü krepleri havaya fırlatmayı babaları benden iyi becerdiği için kahvaltı onun üzerine kalıyor :) Aylardır her pazar farklı bir krep tarifi deniyoruz. Ama bu sabah yaptığımız şimdiye kadarkiler arasında en beğendiğimiz oldu. Tarif williams sonoma'ya ait. Biz genelde aşağıdaki tarifi 2 ölçü yapıyoruz.

Krep Tarifi:

5 adet krep için

Malzemeler:

  • Yarım su bardağı su
  • Yarım su bardağı süt
  • 1 su bardağı un
  • 2 yumurta
  • bir tutam tuz
  • krep tavasını yağlamak için tereyağı

Hazırlanması:

  1. Tüm malzemeyi blendıra (ya da rondoya) koyup özleşene kadar karıştırın. Bu karışımı en az 1 saat (dilerseniz akşamdan da yapabilirsiniz) buzdolabında bekletin.
  2. Isınmış ve yağlanmış krep tavasının ortasına 1 çorba kepçesi karışımdan döküp tavayı çevirerek karışımın tüm tavaya yayılmasını sağlayın. Her iki tarafını yaklaşık 2-3 dakika pişirin. Afiyet olsun!

Kolay Kahvaltı Tartı

Kahvaltitarti

Yeni dergimiz Lokma'nın Aralık'taki ilk için tüm ekip aylardır çalışıyoruz. Aylardır o kadar çok yemekler pişiriyor ve fotoğraflanıyorki atölyede, eve gidince mutfağa maksimum seviyede yeni şeyler deneme isteği, minimum enerji ile giriyorum. Bu sabah kahvaltıya özendiğim belli olsun, bayat ekmekleri de değerlendireyim ama çok da zamanım gitmesin istediğimden bu tartları yaptım. Bir de tartları bizim 2 yaşındaki ufaklığa kaptırmamanın yolunu bulsaydım her şey harika olacaktı! 

Kahvaltitarti2

Kolay Kahvaltı Tartı

2 kişilik

2 dilim bayat ekmek

Küçük bir parça eski kaşar, rendelenmiş

3 yumurta

Biraz maydanoz

Tuz

Hazırlanması:

  1. Fırını 200C'ye getirin.
  2. Küçük tart kalıplarınızın alt kısımları çıkıyorsa içlerine yağlı kağıt serin, çıkmıyorsa fırça ile yağlayın.  Ekmekleri küp küp kesip kalıplara paylaştırın. Üzerlerine rendelediğiniz peynirleri yayın.
  3. Yumurtaları, maydanoz ve tuzu bir kasede çırpın. Bu karışımı da kalıplara pay edin. Isınmış fırında üzerleri kızarana kadar pişirin. 

Deniz Ülke Arıboğan: "Çorba pişiyorsa orası evdir."

Screen shot 2014-01-02 at 8.34.32 PM

 

Portakal Ağacı Dergisi, Ekim 2013 sayısı
Röportaj: Halenur Çalışan Gürbüz Fotoğraflar: İbrahim Usta

Deniz Ülke Arıboğan deyince akla “âkil” bir fikir insanı, iyi bir yazar, aktif bir akademisyen, meşhur bir twitter fenomeni ve çok güzel bir kadın geliyor. Aramızda kalsın: O aynı zamanda son derece evcimen bir ev hanımı, çocuklarından bahsederken gözleri parlayan bir anne ve eşi Lütfü Arıboğan’a duyduğu aşk dillere destan bir kadın. İşte, “diğer” Deniz Ülke Arıboğan…

Deniz Ülke Arınboğan’la, ülke meseleleri, siyaset ve akademik konuların uğramadığı bir sohbet edeceğiz. Hem de lezzetli bir Antep kahvaltısının eşliğinde. Bu satırların yazarı, Deniz Hanım’a sormak için “gündelik” sorular hazırlamış. Hazırlamış hazırlamasına ama kafasında kocaman bir tereddüt… Ne de olsa misafirimiz, hayatı koşuşturma içinde geçen bir entelektüel. Çalışmaktan kendisine de, ailesine de zaman bulamıyordur muhtemelen. Hem zaten ev işlerini halleden yardımcıları vardır, o ise eve bile uğramıyordur. Gündelik hayata dair sorularımıza cevap bulur muyuz acaba? Bu röportaja hiç kalkışmasa mıydık?

Yanlış tahmin! Oturuyorum, sıfır! Siz ise buyurun, Deniz Hanım’la “kız kıza” sohbete başlayın.

Baş döndürücü ritm

Deniz Ülke Arıboğan Bilgi Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve mütevelli heyeti üyesi. Aynı zamanda Denizbank Bağımsız Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Türkiye Gazetesi köşe yazarı. Bitmedi, ayrıca madalyaları olan bir sporcu. Eşi Lütfü Arıboğan ile anlatırken gözlerinin parladığı müthiş bir evlilikleri (bu kısımda maşallah diyoruz) ve iki çocukları var. Bir bakıyorsunuz yurtdışında iş seyahatinde, bir bakıyorsunuz televizyon ekranında gündemi değerlendiriyor, bir bakıyorsunuz Suriyeli mültecilerin kışı sokakta geçirmemeleri için çırpınıyor, bir de bakıyorsunuz evine misafirler dolup taşmış, büyük bir davet var!

Peki, nasıl oluyor da oluyor?

İnsanın aklına hemen bu geliyor haliyle. Nasıl eşine, çocuklarına, anne babasına, kayınpederi ve kayınvalidesine, kardeşlerine, arkadaşlarına, komşularına ayıracak vakit buluyor? Hem de onca meşguliyet arasında… Hiç mi uyumuyor? Hiç mi tatil yapmıyor? Hiç mi bir köşeye çekilip, “Ben yokum, bugün bana kimse ilişmesin” demiyor? Yoo, belki de bunların hepsini yapıyor. Ancak, o kadar enerjik, hayatla barışık, sorunları çözme konusunda mahir ki, vaktini her şeye bölüştürebilecek bir sistem kurmuş hayatına.

Screen shot 2014-01-02 at 8.39.46 PM

Önce çocukluğa inelim

Kastamonulu, yüksek tahsilli, maliye kökenli ve en önemlisi muhteşem yemek yapan bir anne. Babası Mahir Kaynak, yazı yazan, öğrenci yetiştiren, seyahat eden, hasılı her zaman meşguliyeti olan bir devlet adamı. Bu meşgul anne babayı çocuklarıyla bir arada tutan şey ise sofra. Resim ve heykele düşkün olan annesi, sofraya koyduğu salatayı bile resmedermişcesine tasarlamak alışkanlığına sahip olduğundan, Deniz Hanım’ın çocukluğunda “sofra” önemli bir yer tutuyor. Et yemeklerine düşkün, daha doğrusu et olmadığında sofrada yemek olmadığını düşünen ve aç kalkan babası Mahir Kaynak Gaziantepli. Deniz Hanım’ın Kastamonulu annesi Antep yemeklerini Antepliler’den daha iyi yapacak kadar öğrenmiş olduğundan, yemek yapmak ve güzel sofra kurmak onların ailesinde genetik bir miras. 76 yaşındaki annesinin, hâlâ hiç kimseyi alelade bir sofraya oturtmadığını anlatıyor Deniz Hanım. Bu yüzden, “Anne, patlıcan dolması yapsan da gelsek” diyerek, çoluk çocuk, gelin damat, torun tosbağa büyükannenin evinde toplanmak âdeti sürüyor. Ancak şimdilerde annesi daha az yorulsun diye Deniz Hanım aile toplantılarını kendi evinde düzenliyor. Bu toplantılar için anneanne ve dedeyi evlerinden alma görevi, Deniz Hanım’ın geniş aileyle vakit geçirmeyi çok seven oğluna ait.

Misafirsiz pazar olmaz

Deniz Hanım’ın evinde, pazar günleri, eğer geniş aile yoksa arkadaşlarından oluşan misafir grupları ağırlanıyor mutlaka. Biri İtalya’dan peynir mi getirmiş? “Denizciğim, evde tek başımıza yemeye kıyamadık, size geliyoruz.” Birinin canı Deniz Hanım’ın meşhur hamur çorbalarından mı çekmiş? “Çorbayı yapıver, 1-2 saate oradayız.”

Biri beşamel soslu ıspanak istiyor, bir başkası balık… Buna karşın, cuma yahut cumartesi akşamları ve pazar sabahları mutlaka “çekirdek” Arıboğan Ailesi’ne ait. Dışarıda da olsa akşam yemeği beraber yenmeli, pazar kahvaltısı beraber yapılmalı.

Screen shot 2014-01-02 at 8.45.40 PM

“Yorgunluktan bayıldığım oluyordu”

Çocuklar büyüdükten sonra koşuşturmak, okumak, yazmak ve çalışmak daha kolay sayılabilir. Bir kadın, 50’li yaşlarda artık çocuklarını büyütmüş, çalışıyorsa emekli olmuş, çocuklarını evlendirmişse torun sevme faslına geçmiş bulunur. O vakit kendisinden mazi sorulduğunda genelde bulutlanan gözlerle şöyle der: “Ne çektim be…”

Deniz Hanım’a aynı soruyu, yani çalışma hayatının içinde, koşuştururken çocuklarını nasıl büyüttüğünü soruyoruz. Aynı “Ne çektim be” iç geçirişini ondan da beklerken, o beklenmedik bir cevap veriyor: “O kadar da zor değildi aslında, benim avantajlarım vardı. Akademisyen olduğum için akşam 4’te okuldan çıkıp 5’te eve gelebiliyordum. Yazın okula gitme zorunluluğum yoktu. Evde çalışabiliyordum.”

Onu duyan, neredeyse çocuklarını başkasının büyüttüğünü, ilk annelik yıllarının güllük gülistanlık geçtiğini zanneder. Fakat işin aslının Deniz Hanım’ın her konuya bakışındaki iyimserlikten ibaret olduğunu anlamak çok sürmüyor. Zira biraz daha konuşunca, gece uykusunun ne olduğunu bilmeyen, hiçbir şey yemeyen, çok sık hastalanan bir oğul; o oğulu aşkla seven ama Deniz Hanım eve girer girmez hemen evden çıkan bir bakıcı; vapurda, trende uyuklayan, yorgunluktan ve uykusuzluktan eli ayağı titreyen, birkaç defa derste bayılmışlığı vaki genç bir anne çıkıyor hikayenin altından. Deniz Hanım o günleri bile gülerek ve özleyerek anlatıyor. Bizim açımızdan durum şu: Deniz Ülke Arıboğan’ın bardağının yarısı hep dolu, hiç boşalmıyor!

“Yemeği seven hayatı sever”

“Yemek yemekten ve pişirmekten zevk alan insanlar, hayattan da zevk alan insanlardır genellikle. Bu zevke sahip olanların, ağaçlara, çiçeklere bile başka bir gözle baktığını düşünüyorum. Hayatın lezzeti sadece gıdayla alınmaz ama zevk haline gelmiş bir yemekle alınabilir. Tabii müzikle, görsellikle, şefkatli bir dokunuşla birlikte…”

Screen shot 2014-01-02 at 8.48.09 PM

Bu cümleler Deniz Ülke Arıboğan’a ait. O, bahsettiği hayattan zevk alma halinin kendi kuşağında daha çok olduğunu, gençlerin kendilerine o zevki yaşayacak kadar zaman tanımadığını düşünüyor. “Etrafta uzun uzun, tadını ala ala yemek keyfi yapan genç göremiyorum. Çok aceleleri var. Üstelik, çocuklar üzerinde müthiş bir diyet baskısı var.

Gazetelerde, dergilerde, sürekli servis edilen 20’li yaşlarında, bakımlı, zayıf, güzel bir kadın prototipi var. Diğer yanda da zayıf ve fit olmak için ameliyatlar geçiren, debelenen meşhurlar, sanatçılar, mankenler… Böylece ortaya bir endüstri çıkıyor. Selülit kremleri, zayıflama ürünleri, kozmetik… Bize, ‘Siz 50 yaşında bile olsanız 20 yaşında görünmeniz lazım’ diyor. ‘Yoksa erkekler sizi bırakıp sizden daha güzel olana yönelirler.’ Bize bunları söylerken erkeklere de zengin olmaları ve en iyi arabalara sahip olmaları gerektiğini, güçlü olmazlarsa o güzel kadınlara sahip olamayacaklarını öğütlüyor bu işin endüstrisi. ‘Hangi ahlaki değer seni engelliyorsa ondan vazgeç ve o Ferrari’yi al!’ diyor. Böyle bir paniğin içinde gençler nasıl hayattan zevk almaya vakit bulsun ki? Güzel bir şarkı söylemek, güzel bir şiir okumak öğütlenmiyor kimseye. Varsa yoksa para ve yüzeysel bir güzellik. Zargana balıkları gibi sürekli suyun üzerinde, hiç derine dalmayan bir toplum haline geldik. Çocuk doğuran, çocuk bakan, pişiren, taşıran bir kadın istemiyor kozmetik endüstrisi. Benim 76 yaşındaki annem de 80 yaşındaki babam da şimdiye dek sağlıklı yaşam için herhangi bir şey yapmış değil. Hepimizden de sağlıklılar.”

Screen shot 2014-01-02 at 9.02.38 PM

Fotoğrafların üzerine tıklayarak büyük boyutlarına ulaşabilirsiniz.

Screen shot 2014-01-02 at 8.59.12 PMScreen shot 2014-01-02 at 8.59.24 PM

Screen shot 2014-01-02 at 8.59.32 PM

Screen shot 2014-01-02 at 8.59.40 PM

Screen shot 2014-01-02 at 8.59.55 PM

Screen shot 2014-01-02 at 9.00.01 PM


Teyzemlerle Kahvaltı

Teyzemlekahvalti

İbrahim Yusuf'cuk aramıza katıldığından beri geniş ailemizde sürekli yeni heyecanlar yaşayıp durduk. Önce canım teyzemin kızı Elif'imiz nişanlandı, bugün de daha birkaç saat önce eltim Özlem'in oğlu dünyaya geldi. Ben ekran başında eşimin gönderdiği fotoğrafı sevip yarın sabah yeni doğmuş bebek kokusunu içime çekeceğimi hayal ederken sitede daha fazla bizim minik beyin fotosu kalmasın istedim. Ne de olsa 2,5 aylık bir abi o artık!

Bu sofrayı dün teyzemler için hazırladım. Düğün telaşı içindeki insanlar onca uğraşlarının arasında bize gelmeye zaman ayırabildiler diye de biraz özendim sofraya. 

 

Teyzem3

İlk önce herkesin tabağına diş kirası (minik hediye) olarak paşabahçe'nin kalpli buzdolabı mıknatılarını koydum.

Teyzemlekahvalti7

peynir tabağı

Dereotlupogaca

annemin dereotlu poğaçası

Ispanaklikis

sevgili cahide jibek'in sitesindeki tarifle yaptığım ıspanaklı kiş -nefisti!-

Teyzemlekahvalti6

bal-reçel tepsisi

Teyzemlekahvalti9

annemin kurabiyeleri ve ayrıca

benim yaptığım kefirli ekmek

sucuklu, patatesli kavurma

teyzemin mercimek köftesi

ve ablamın revanisi vardı...Kurabiyeleri, poğaçayı ve ekmeğin tarifini sırayla yazacağım inşallah! 


Pazar Kahvaltısı

Kahvalti

Pazar sabahı ne zamandır davet etmek istediğim Elif Ayşe ve ailesini ağırladım. Arkadaşım sağolsun, "her gün kendinize hazırladığınız kahvaltılardan fazlasını yapma!" dediği için kendimize hazırlıyor olsak en çok neleri pişirmek isterdim diye düşündüm... Bu yüzden menümüz sade, basit ama benim en sevdiklerimle doluydu...

Önce alacalı kek yaptım, çocukların sevmesi garanti olduğundan... Sonra ablamın Amerika günlerinden kalan soğanlı fransız ekmeği tarifini sade yapıp, kepek ve çavdar unu ilavesiyle saç örgüsü şeklinde yaptım. En son da elmalı turtaları muffin kalıbında pişirdim. (kalıpları iyice yağladım, bir parça hamurla çanak yapıp iç harcı suyunu iyice sıkarak koydum, üzerlerine de daire şeklinde yaptığım ve ortasını ilaç kapağıyla kestiğim hamurları yerleştirdim.) Misafirlerimizin de getirdiği Antakya'nın katıklı ekmeği ile benim çok sevdiğim bir sofra oldu...