07/03/2014

Yeni Ev Hediyesi

Yeni Ev Hediyesi

En çok sevdiğim şeylerden biri, arkadaşlarım için hediye sepetleri/kutuları hazırlamak. Dün yine çok sevdiğim bir yakınımın yeni evine giderken ona nasıl bir hediye hazırlayabileceğimi düşündüm. 

Yeni Ev Hediyesi

Sonunda her birinin bir duayı temsil ettiği minik şeylerden oluşan bir sepet hazırladım. İşte sepetim ve içindekilerin anlamları:

Yeni Ev Hediyesi Sepeti:

  • Kahve: Dostluklariniz yillarca surmesi
  • Zeytinyagi: Sevginizin ölümsüz olmasi
  • Nar eksisi: Yuzunuzu eksiten tek sey olmasi
  • Recel: Hep tatli dilli olmaniz
  • Kuruyemis: Yuvanizin bereketli olmasiSabun & Bez: Tum sıkıntılarınızın kolayca gecmesi
  • Kek kaliplari: Agzinizin tadinin hic bozulmamasi DUASIYLA....

Yeni Ev Hediyesi

03/03/2014

Pırasalı Çıtır Börek

IMG_7945

 

Geçen yayınladığım sofraya annem bu börekleri yapıp getirmişti. Ben de herkese annemden tarifini alıp yazacağıma dair söz vermiştim:) Bugün sözümü tutuyorum!

Pırasalı Çıtır Börekler:

1 tepsi

İç malzemesi:

  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1,5 kg pırasa, ince doğranmış
  • 3 havuç, mümkünse jülyen bıçağıyla kesilmiş yoksa rendelenmiş
  • 200gr sert beyaz peynir, ezilmiş

Ayrıca:

  • 1 paket baklavalık hazır yufka
  • 200gr tereyağı, eritilmiş
  • 1 yumurtanın sarısı + 1 yemek kaşığı su

Hazırlanması:

  1. Pırasa ve havucu zeytinyağında yumuşayana kadar kavurun. Tuz (peynir tuzluysa eklemeyin), karabiber, pul biber ekleyip soğumaya bırakın. Soğuyunca peyniri ekleyip harmanlayın. 
  2. 2 adet yufkayı alıp tezgaha yayın. Üzerine fırça ile eritilmiş yağdan damlatın. Tekrar üzerlerine 2 yufka daha koyup yağdan damlatın. 2 kat daha ekleyip onun da üzerine yağdan damlatın. (toplam 6 kat olmalı)
  3. Kısa kenarına (uzuna koyunca ince oluyor) yaklaşık 2 dolu yemek kaşığı harçtan koyup rulo şeklinde sarın ve tepsiye alın. Aynı işlemi iç harcı bitene kadar tekrarlayın. (börekler kabarmadıkları için tepside aralık bırakmanıza gerek yok)   
  4. Bütün börekler bitince üzerlerine yumurta sarısı, su karşımını sürün ve her birini 4 parmak genişliğinde kesin. (pişirmeden kesin yoksa pişince kesmeye çalışınca çok dağılıyorlar) 180C fırında üzerleri kızarana kadar pişirin.

24/02/2014

Elif'in Doğumgünü ve Mini Cheesecake

Elif1

Geçtiğimiz hafta teyzemin kızı Elif'in doğumgünü'nü kutladık. Elif'imiz için teyzem ve kızkardeşi Feyza çok güzel hazırlıklar yapmışlardı. Yanımda sadece İbrahim Yusuf'cuk olduğu için bu defa rahat rahat eski günlerdeki gibi fotoğraf çekebildim :)

Elif2

Teyzem ve annem maharetlerini konuştura dursunlar ben işin kolayına kaçıp en basitinden köstebek pasta yapıp götürdüm.

Elif5

Elif'imiz inşallah çok yakında anne olacağı ve ailecek inşaat işinde olduklarından inşaatçı legolarla süsledim pastayı. 

Elif3

Hediyesi için de bir sepete bebek ihtiyaçları koyup kenarına inşaat ikaz levhaları tasarımında kendi tecrübelerimi yazdım.

Elif4

Sofrada en çok tarifi sorulan tat, Elif'in arkadaşları Merve ve Tuğba'nın yaptıkları minik cheesecakeler oldu. Hal böyle olunca ilk önce onun tarifini aldım ben de. 

Mini Cheesecake:

Malzemeler:

  • 1 paket yulaflı bisküvi
  • 50gr tereyağı
  • 200gr labne peyniri
  • 50ml çiğ krema
  • 60gr toz şeker (3 yemek kaşığı)
  • 1 tatlı kaşığı mısır nişastası
  • 1 paket vanilya
  • 1 yumurta
  • 1 yemek kaşığı rendelenmiş limon kabuğu rendesi
  • 1 yemek kaşığı limon suyu

Üzerine: arzuya göre böğürtlen taneleri ve nane yaprakları ekleyebilirsiniz

Hazırlanması:

  1. Muffin kalıplarına kağıt yerleştirin. Bisküvileri mutfak robotunda çekerek un haline getirin. Tereyağını eritip ekleyerek iyice karıştırın ve kalıplara paylaştırıp kaşığın tersiyle üzerlerine bastırın. 
  2. Labne peyniri, vanilya, krema ve şekeri mikserle çırpın. Nişasta, limon kabuğu, limon suyu ve yumurtayı ekleyip iyice karıştırın. 
  3. Karışımı bisküvi tabanının üzerlerine paylaştırarak 160C'ye ayarlanmış fırında 20-25 dk. pişirin.

Sosu

  • 1 limonun suyu 
  • 1 portakalın suyu
  • 1,5 yemek kaşığı nişasta 
  • 2 yemek kaşığı şeker

Sosun Yapılışı

Portakal ve limonu sıkıp bir bardağa koy. Üzerini suyla tamamlayarak 1.5 su bardağına tamamla. Bütün malzemeyi küçük bir tencereye al ve cırpma telıyle karıştıra karıştıra pisır. Koyu olacak olursa bır mıktar su ılavesıyle acabılırsınız. Sosun kabuk bağlamaması için kek bir yandan soguyana kadar ara ara sosu karıştır. Keki fırından çıkar ve sosu üzerine dök. Buzdolabına kaldır. Üzeri tamamen soğuyana açık kalsın. Sonra üzerini örtebilirsiniz. Ertesi gün servis yapabilirsiniz.

04/02/2014

Melike Günyüz: Çocuk edebiyatı "iyi yemek" gibidir.

Screen shot 2014-02-03 at 11.56.55 PM

Deneyimli bir yayıncı, başarılı bir iş kadını, disiplinli bir anne ve pek çok genç meslektaşına yol gösteren bir abla… Melike Günyüz, bir koltukta epeyce fazla karpuz taşıyan bir isim. Üstelik MÜSİAD Yönetim Kurulu’nun ilk ve tek kadın üyesi.

 

Melike Günyüz, Erdem Yayınları ve Sedir Yayın Grubu’nun Genel Yayın Yönetmeni, çocuk edebiyatınınsa her kesimce kabul gören yetkin bir ismi. Kitapları yurt dışında en çok satılan çocuk kitabı yazarlarından biri olan Günyüz, aynı zamanda MÜSİAD’ın ilk kadın yönetim kurulu üyesi. Bu kadar değil; çok önemli ve prestijli bir vasfı daha var: O, biri 10 biri 14 yaşında iki çocuğun annesi…

Melike Hanım’ı, Portakal Ağacı’nın kahvaltı sofrasında konuk ettik. Portakal Ağacı mutfağının leziz ikramları, Melike Hanım’ın su gibi akıp giden sohbeti ve kızı Lamia’nın “büyümüş de küçülmüş” demeçleriyle epey doyurucu bir kahvaltı oldu. Siz de konuk olmak isterseniz, yediğimiz içtiğimiz bizim olsun, dinlediklerimizi size anlatalım:

“Arkadaşlarımın çocuklarına hediye götüremeyeceğim kitabı basmam”

Melike Günyüz’ün çocuk yayıncılığı konusunda epeyce deneyimli, bir o kadar da bilgili olduğunu söylemeye gerek yok. Ama bu derya bilgi, öyle “malumat” türünden değil. İşini seven, bilgisini okuyarak, sorarak, yorumlayarak kazanmış, bildiği doğrudan başkasıyla amel etmeyen bir iş kadınından söz ediyoruz. Bu ameliyenin en büyük göstergesi, onun bir kitabı basıp basmayacağına karar verirken kıstas aldığı şu kritik ölçü: “Ben bu kitabı gönlüm rahat bir şekilde bir arkadaşımın çocuğuna hediye edebilir miyim? Bizim kitabımız derken iftiharla söyleyebilir miyim?” Cevap evet ise o kitap basılabilir demektir. Ayrıca, bir kritik ölçü daha var ki ondan sonraki satırlarda söz edeceğiz. Bizi izlemeye devam ediniz!

“Kitabı, iyi bir yemek gibi şık sunmak lazım”

Melike Günyüz’e göre sadece çocuk kitaplarının değil, bütün kitapların içeriği kadar kapağı, illüstrasyonları, kağıt kalitesi, göze hitabeti de önemli. Ne çok karman çorman ne de çok hareketsiz… Ne israfa sebep olacak kadar pahalı malzemeden mamül ne de âdi, ucuz bir şekilsizlik içinde… Tıpkı güzel bir yemek yapar gibi herşey kararında olmalı. Şık bir servis tabağında sunuluyormuş gibi, daha uzaktan bakıldığında göreni kendine çekmeli, davet etmeli.

Sonra, bir kokusu olmalı kitabın, gördüğünüzde aldığınız o kokudan, neyle karşılaşacağınızı az çok tahmin etmelisiniz. Elinize alıp sayfaları okumaya başlayınca da enfes bir lezzet... “Evet” demelisiniz, “İşte vakit ayırmaya değecek güzellikte bir kitap!”

Melike Hanım, bu kaliteye ulaşmak için oldukça çaba veren bir yayıncı. Bilhassa muhafazakar camiada henüz hiç kimse bu yola başvurmuyorken o, bir sanat yönetmeniyle çalışmaya başlamış. Sanat yönetmeninin olurundan geçmeyen kitaplar çocukların önüne çıkarılmamış. Elbette bir yayının iyi olabilmesi için tek ölçü iyi bir tasarım değil. Kitabın içeriği herşeyden önemli! Melike Hanım çalıştığı yazarlarla genelde proje odaklı çalışıyor. “Bana gelen dosyaları okuyup beğenirsem basmak gibi bir adetim yok. Dosya, o yazarın kaleminin hangi yönde iyi iş çıkarabileceğini gösteriyor bana sadece. Eğer o yazarla çalışmak istiyorsam, ona altından kalkabileceğine inandığım bir proje öneriyorum. Bu projenin vücuda gelişinin her aşamasında da yazarla görüşüyorum. Böylece ortaya iki kat emek verilmiş, kamil bir iş çıkıyor” diye anlatıyor bir kitabın yazılış öyküsünü. En çok hangi yazarları mı tercih ediyor? İşte şimdi yukarıda bahsettiğimiz ikinci önemli kıstasa geldik!

Screen shot 2014-02-03 at 11.57.32 PM

“Lamia ile Ali Kerem’in beğendiği kitaplar onay almış demektir”

Melike Günyüz, yabancı bir eserin yayın hakkını satın alıp almamaya karar vereceği zaman, kitabı eve getirip yemek masasının üzerine bırakıyor. Çocuklardan biri kitabı evirip çevirmeye, merak edip sayfalarını karıştırmaya başlarsa, bingo! Gerekli alaka kuruldu demektir! Alakadar arkadaş kitabı iyice karıştırıp okumaya çalıştıktan sonra annesinin yanına gelir: “Anne, bu kitap çok güzel. Yayın hakkını alıp Türkçe’ye çevirtsenize!”

Aynı durum Melike Hanım’ın yayınevine transfer etmeyi düşündüğü yazarlar için de geçerli. Diyelim ki bir yazarı çok beğendi ve ona yeni bir proje teklif etmeyi düşünüyor. Sadece kendisinin beğenmesi yeterli değil. Yazarın kitapları önce Lamia veya Ali Kerem’in elinden geçiyor. Bilhassa Lamia çok sıkı bir okur. Çok da dürüst bir eleştirmen! Beğenirse tam beğeniyor, beğenmezse “Üff çok sıkıcı bu” diyor. Lamia’dan söz açmışken, onun da söyleyecekleri var! Çünkü kitaplar konusunda en az annesi kadar duyarlı, annesinin izinden yürüyecek kadar da kültürlü. Lamia’ya göre, anne babalar eğer çocuklarına kitap okumayı sevdirmek istiyorlarsa, çocukların önüne kocaman kocaman klasikleri yığmamalı. Onun yerine daha eğlenceli, zevkli kitaplar konmalı. Bu arada, çocuklara zarar verecek kadar geniiiş bir içeriği olan kitaplara anne babalar izin vermeyebilir. Söz gelimi Lamia’nın annesi “çok sevgilili” kitaplar okumasına müsaade etmiyor ama “az sevgilili” olanlarda sorun yok.

Melike Hanım, ikisi de kitap okumayı çok seven çocuklarını yetiştirirken “Alın bunları okuyun” dememiş hiç. “Evimizde zaten hep kitaplar oldu. Bebeklerken, kütüphanenin alt kısmında onlara birer raf tahsis ettim ve ‘Bu kitaplar senin, istediğin gibi döküp saçabilirsin’ dedim, hepsi bu. Gerisi kendiliğinden gelişti. Çocuklar kitap okunan bir evde büyüdükleri için kitap okuma eylemini zaten hayatlarının doğal bir parçası olarak buldular” diye anlatıyor evdeki bu alışkanlığı. Çocuklarının okuma zevklerine güvenmesinin sebebi de bu; her ikisi de iyi kitapla kötü kitabı ayırabilecek kadar gelişmiş duyulara sahip.

“Çocuk sorumluluk alarak büyümelidir”

Gelelim ev hayatına… Zira, bir koltuğa bir kamyon kasası dolusu karpuz sığdıran bir hanım var karşımızda. Yayın dünyası, yöneticilik, yazarlık, MÜSİAD Yönetim Kurulu üyeliği, iş dünyasının bilhassa kadınlar için epey çetin olan şartları derken, acaba evine ve çocuklarına ayıracak vakti bulabiliyor mu? Bulabiliyorsa nerede buluyor? Biz de arıyoruz, bulamıyoruz. Yerini söylese de biz de gidip alsak…

Merak buyurmayın, bütün bu soruların cevaplarını kendisinden biir bir aldık. Meğer aranan vakit “disiplinde” gizliymiş. Meğer bizim uzaktan baktığımızda hep meşgul, hep yoğun, hep hareketli gördüğümüz Melike ablamız, akşam saatlerinde ve haftasonları (özellikle pazar günleri) ailesi dışında hiç kimseye vakit ayırmazmış. Meğer her sabah saat 7 buçukta iki eli kanda da olsa çocukların kahvaltı sofrasını kurar, onlara yiyecek özel bir şeyler hazırlar, bu vakti mutlaka birlikte geçirmeye özen gösterirmiş. Kolay mı? Elbette değil, hiç değil. Ancak, Melike Günyüz’e göre annenin çalışması, evde bu çalışma düzenine göre bir disiplin oluşturması, çocukların daha sorumluluk sahibi ve daha tatminkar insanlar olarak büyümelerine vesile oluyor. Nasıl mı? Şöyle:

Screen shot 2014-02-04 at 12.05.13 AM

“Evin kuralları değişmez”

“Mutlaka akşam 7 buçuğa kadar bizim evde sofra kurulur, çocuklar yemeklerini yer. Ayrıca bu vakte kadar okul ödevlerini de yapmış olurlar. Üstelik ben ödev yapmaları konusunu hiçbir zaman önemsemediğim halde…”

“Sonra oturur, birlikte bir şeyler seyrederiz. Sohbet ederiz. Kitap okuruz. Hasılı kelam, benim onlarla başbaşa geçirdiğim o saate hiç kimse giremez. Bir tek yurt dışı iş seyahatlerinde ayrı kalıyoruz ki, yakında çocukları da götürmeye başlayacağımı düşünüp teselli buluyorum bu duruma.

“Pazar günleri ise benim mutfağa girme ve aile bireylerinin keyfine göre yemekler yapma günüm. Çocukların ve eşimin sevdiği fırın yemekleri, balık, mantı, et yemekleri genellikle Pazar günü yenir bizim evde. Sabah kahvaltıları da hep birlikte yapılır. Böylece bir aile olduğumuzu, hafta içi herkes kendi işine ve okuluna gitse de birbirimize ait olduğumuzu hiç unutmamış oluruz. Hem, böylece eşime verdiğim sözü de tutmuş olurum. Gündüz istediğim kadar koşuşturabilirim ama akşamlarım aileme aittir.”

“Ödevler çocukları zorlamamalı”

Melike Günyüz, Erdem Yayınları’ndan pek çok okul kitabı yayınlamış bir yayıncı. Dolayısıyla müfredatı çok iyi biliyor. Bu sebepten, söz gelimi Lamia elinde haddinden zor bir ödev konusuyla gelip annesinden yardım isterse şu cevabı alıyor: “Kızım, üçüncü sınıfın matematik müfredatında bu konu yok. Size gerekenden fazla bilgi yüklemişler. Bu ödevi yapamazsın, öğretmenine benden selam söyle…” Lamia da öğretmenleri de buna alışmış artık.

“Asla ama asla israf olmaz!”

Melike Günyüz’ün mutfakla ilgili üzerinde en çok durduğu konu israf. Günyüzlerin evinde bir dilim ekmeğin bile çöpe gitmesi mümkün değil. Bayatlamış ekmekten yalancı pizza gibi bir şey yapılıyor ve muhakkak yeniyor. Akşam yemekleri, ev halkının bir seferde yiyebileceği miktarda, az az yapılıyor. Eğer yine de artar ve ertesi güne kalırsa Melike Hanım’ın eşi sofrada şöyle diyor: “Bana dünden kalan yemeği ver, zayi olmasın”. Zaten evde israf konusuna en çok dikkat eden o. Çocukların giyim kuşamında da bu kural geçerli. İki çift ayakkabısı olan bir çocuk üçüncüyü sırf “güzel” olduğu için talep edemeyeceğini biliyor. Melike Günyüz, “Ali Kerem kıyafette marka diye bir şey olduğunu daha yeni öğrendi” diyor.

“Evde olmasanız bile çocukların beslenmelerine özen gösterilebilir”

Lamia ve Ali Kerem farklı farklı yemeklerden hoşlanıyor. Melike Günyüz akşamları her ikisinin de seveceği şeyler pişirmeye dikkat ediyor. Bir gün etli yemek pişirildiyse, ertesi günün menüsü muhakkak sebze, sonraki gün ise bakliyat. Biri bamya seviyor biri yemiyor; biri taze fasulyeye düşkün diğeri ağzına sürmüyor. Olsun, her ikisinin de gönlü muhakkak alınıyor. Bir de tabii annelerinin elinden yağlı ballı ekmek yemeye, ve üzerine tarhana serpilmiş fırında kaşarlı ekmeğe bayıldıkları kahvaltıları var çocukların. Kahvaltı, hem her sabah bir arada olmalarını sağlıyor hem de iyi beslenmelerini.

Screen shot 2014-02-03 at 11.57.58 PM Screen shot 2014-02-03 at 11.58.09 PM

Screen shot 2014-02-03 at 11.58.18 PM Screen shot 2014-02-03 at 11.58.29 PMScreen shot 2014-02-03 at 11.58.35 PM

 

30/01/2014

Cookplus Çekilişi Sonucu

Cookplus Karaca Bird pasta takımı çekilişini kazanan Döndü İlçin. Bize mail yoluyla ulaşırsa kendisine hediyesini yollamaktan mutluluk duyacağız. Katılan herkese teşekkürler!

22/01/2014

Karaca Bird Pasta Takımı Çekilişi

Bird

Bu ayın çekilişinde Cookplus ile 23 Parça Karaca Bird Pasta Takımı Hediye ediyoruz! Yapmanız gereken Cookplus twitter hesabını takip etmek ve kış sebzelerinden birini içeren en leziz tarifinizi bu sayfanın altındaki yorumlara yazmak. Son katılım tarihi 29 Ocak, 22:00. 

07/01/2014

İpek Hanım Çiftliği

Ipek-hanim

 

Yazar: Zeynep Sevde Paksu Fotoğraflar: Zeynep Turanlı

Pınar Kaftancıoğlu İstanbul’da iş hayatının kirli dünyasından bunalır, Şirince’ye hayalindeki kafeyi açmaya gider. Şirince’de de aynı kirli düzenin yürüdüğünü farketmesi uzun sürmez. Sonra halıcılık, su fabrikası vs derken çok para kazanır ama huzuru bulamaz. Gerçek hayatın bütün yalanlarından kaçıp kendine küçük bir çiftlik evi yapar. Çiftlikteki komşuları, yedikleri lezzetli meyveler sebzeler, tadına doyulmaz sohbetler... O kadar mutlu olur ki, bu mutluluğu İpek Hanım Çiftliği markasıyla herkesle paylaşmaya karar verir.

“8 yaşındaydım. Babam elime bir bavul dolusu tommiks ve teksas çizgiromanlarını tutuşturdu, ‘götür bunları pazarda sat, haftalık harçlığın olacak kazandığın’ dedi. Gittim pazara satabildiğim kadar sattım geldim, ilk paramı kazandım. Eve geldim, ‘kasaba git bir kilo kıyma çektir gel’ diye gönderdi. Gittim, kıymayı aldım geldim. ‘Yanlış söylemişim, bir kilo kuşbaşı al diyecektim. Bu kıymayı iade et, kuşbaşı al’ diye geri gönderdi. ‘Baba nasıl yaptırayım, kasap yapmaz’ desem de dinlemedi. Kasap epey kızdı, ben ağladım derken ikna edip kuşbaşıyı yaptırdım tabii” diye başlıyor anlatmaya Pınar Kaftancıoğlu. Soru ticarete nasıl atıldığıydı.

Screen shot 2014-01-06 at 10.52.10 PM

Ders 1: Gerçek hayatın kodları

“Nasıl yani?” diyorum hayretle. El bebek gül bebek büyütülmüş bir şehir çocuğunun, plazalar ve metropol karmaşasından sıkılıp kendini Ege’de bir kasabaya atmasının masalsı hikayesini dinlemeyi bekliyordum. Minicik çocuğun pazarda işportacılık yapmasını tuhaf buluyorum. Pınar Hanım şaşkınlığımı gidermek için gülümseyerek devam ediyor sözlerine: “Başımıza gelecekleri biliyordu ve bizi güçlü yetiştirmek istiyordu. Küçük yaşta pazarda, mahallede insanlarla iletişim kurarak, gerçek hayatın kodlarını öğrenerek büyümemizi arzu ediyordu. Beni pazara gönderir, uzaktan izlerlermiş bir yandan. İyi ki öyle yapmış. Hayatın acımasızlıklarına rağmen, başarılı, kendi işinin sahibi, güçlü bir kadın olmamı babama borçluyum.”

Screen shot 2014-01-06 at 10.52.26 PM

Baba gidince…

Sultanahmet’te bir konakta mürebbiyeler tarafından büyütülmüş, edebiyat fakültesi mezunu bir anne ve meşhur bir gazetecinin kızı Pınar Kaftancıoğlu. Tabii böyle haşin bir eğitim söz konusu değil ilişkilerinde. Birlikte saatlerce sohbet eden, kahkahalar eşliğinde oyunlar oynayan bir baba kız iletişiminden bahsediyoruz. Ümit Kaftancıoğlu, yoğun iş hayatına rağmen çocuklarıyla vakit geçirmeyi, onlara doğru ve doyurucu bir eğitim vermeyi ihmal etmeyen, çoğu sabahlar kızını okula elinden tutup götürecek kadar ilgili, müşfik bir baba. Bir gün yine Pınar’ı okula götürmek için evden beraber çıkarlar. Kızının elinden tutar, konuşa konuşa evlerinin önündeki sokakta yürürler. Sene 1980. Bir silah sesi duyulur. Ümit Bey, 12 yaşındaki Pınar’ın kollarında hayata gözlerini yumar. “Babamın ölmesi beni sadece yetim değil aynı zamanda öksüz de bıraktı. Duygusal olarak aile birbirinden koptu. Ağabeyim, annem ve ben, acıyı göstermeyeceğiz, hayata devam edeceğiz falan derken herkes kendi acısını içine gömdü. Birbirimizden çok yakın olmamıza rağmen çok uzak ve hiç konuşmayan insanlar olduk.“

Hayata devam etmek

O dönem gerçekleşen binlerce fail-i meçhulden biridir babasının ölümü. Kabullenmek ve hayata devam etmenin bir yolunu bulmaktan başka çare bulamazlar. Anne edebiyat öğretmenliği yapmaya başlar. Bu arada Pınar da yaşına başına bakmadan bir şekilde para kazanmanın yollarına bakar. Bir gün annesiyle beraber Yenikapı Tren Garı’nın önünden geçerken, soğuk su satan insanları görür. “Ben de yaparım bunu” der. Bir bidonun yanlarına buz koyar, suyu doldurur, iki bardakla çıkar yola. 12 yaşında “soğuk suuuu” diye bağıran bir kız düşünün. Bütün bunları, maddi sıkıntılar çeken yetim bir çocuğun acı hatıraları gibi değil de başarılı ticaret anıları nevinden, gururla anlattığı için artık yüzümdeki hüzün dağılıyor, heyecanla bu başarı hikayesini dinlemeye koyuluyorum: “O buzlu su satarken kazandığım parayı her zaman özlerim. Bir yaz boyunca kazandığım parayı zannetmiyorum bir üniversitenin dekanı bir ayda kazansın. Parayı o yaşta sevdim heralde. Annem korkuyormuş halimden ama durdurmak da istememiş. Büyük kuzenlerimi görevlendirir, beni izlettirirmiş. Gardaki su işinden kazandığım parayı cebime koyar, eve dönerken Laleli’den iç çamaşırı alıp onları da komşulara satardım. Herkes anlamış benim ticarette ilerleyeceğimi.”

Screen shot 2014-01-06 at 10.52.39 PM

Can dünyaya geliyor

Pınar Hanım’ın hayata başlama hızı hiç kesilmez. 16 yaşında üniversiteye girer. 17 yaşında evlenir ve ilk çocuğu Can’ı kucağına alır. Fakat evliliği uzun sürmez, oğlunu tek başına büyütür. Üniversiteyi bitirdikten sonra kendini bir plazada hayatını tüketirken bulur. Artık iyi kazanan başarılı bir iş kadını var karşımızda. Kazanır kazanmasına fakat adalet duygusunun da etkisiyle iş dünyasının rekabetler, hırslarla çevrili kirli yüzüne daha fazla katlanamayacağını anlar. Şirince’de yaşayan bir dostu var: Müjde Nişanyan. Ona her gittiğinde, kendi hayatı hakkında bir kehanette bulunuyor Pınar Hanım: “Müjde ben İstanbul’dan kurtulacağım, buraya geleceğim, bana bir yer mi baksak?” Şirince’ye ilk gidiş 91 yılında, plazasında, patronlarının dizinin dibinde oturup oraya buraya koşuşturarak hayatını sürdürmek varken, oğlunu da alıp Ege’ye bir kafe açmaya giden yalnız bir kadın. Şimdi hatırladığında, “Evet pek akıllıca değildi” diyor. “Ama yıllardır biriktirdiğim param vardı. En kötü, Müjde bana bir yatak bir tabak çorba verirdi, bir şekilde idare ederdim.” Pınar Hanım’ın İstanbul’dan kopup gitme hikayesini öyle bir “anlık heyecanla” tanımlamak yetersiz olur tabii ki. Giderken iyice düşünüp taşındığını, yapacağı işi etüt ettiğini, başına neler geleceğini kestirebilecek sezgilere sahip olduğunu anlatıyor. Can’ın da oluru alındıktan sonra, internetten bir ev kiralanır ve ver elini Şirince… Aslında Şirince’de yeni bir hayata başlamak hiç de mutlu etmez Pınar Hanım’ı. Bunun için epey sebebi var. Zira köyün yükselmekte olan turistik cazibesi, köylülerin bu cazibeye kapılmasına sebep olmuştur. Yeni bir işletmeciyi çok da istemez köylü. Üstelik Pınar Hanım burada “el yapımı, çok organik” diye satılan ürünlerin nasıl üretildiğini, kendi yapımları olduğunu söyledikleri zeytinleri bakkallara ürün veren toptancı marketlerden aldıklarını görür. Kafe işi olmaz, bazı arkadaşlarının davetiyle halı işinde çalışmaya başlar. Kuşadası’na geçerler.

Screen shot 2014-01-07 at 9.33.11 PM

Su fabrikası ve çiftliğe doğru

“Güzel kazanmaya başlamıştım. O sıra, halı işinin patronu olan İpek’in babası ile evlendim. Dokuz sene sürdü bu evlilik.” Evlilikleri esnasında, Pınar Hanım, Nazilli’de bir su kaynağı kiralandığını ve damacanasını götürenin su satın aldığını öğrenir. Gidip bakar, harika bir su. Nazilli’de bir su fabrikası kurar. Kolay olmaz; bir sürü köylünün arazisini satın ala ala, yayladan aşağı su hattını indirir. Ve çok güzel bir fabrika yapıp işin başında durmaya başlar. Kısa sürede sektörde iyice tanınan bir su markası haline gelir yaptıkları iş. Bu sırada müthiş bir haber: Pınar Hanım bir bebek bekliyor!

İpek için biten kariyer Screen shot 2014-01-07 at 9.33.20 PM

Kızı İpek fabrikanın koridorlarında büyür. Ona çocuk odası yapılmış, bakıcı tutulmuştur ama Pınar Hanım toplantılarından, işlerinden ona yeterince vakit ayıramaz. İpek biraz büyüyünce ama bir türlü konuşmaya başlamayınca Pınar Hanım endişelenir. Neden hiç konuşmuyor? Doktor, “birebir ilgilenmeniz lazım, işinizden izin alıp evde çocuğunuzla kalın” deyince Pınar Hanım fabrikadaki işini bırakır. İpek her şeyden önemlidir. Zaten 8 senedir yaptığı ve erkek egemen bir sektörde tutunmaya çalışmaktan yorulduğu için fabrikayı satar. Fabrikayı bırakırken hayatında bir değişiklik daha olur, eşinden boşanır. Ardından kendine Nazilli’de yeni bir hayat kurar.

Yeni bir hayat, yer: Nazilli

Bu yeni hayat, Pınar Hanım’ın oğlu, kızı, komşuları, komşularının aileleriyle iç içe olduğu, birlikte yiyip içtikleri, Pınar Hanım’ın “genç emekli” moduna girdiği bir hayattır. İpek’in konuşma problemi çözülür hatta hayatlarındaki bu yeni insanlara teyze, amca, anneanne demeye başlar. “Bir gün bana hoş geldine geldiler, köyde olur ya hani. Bardak, tabak, sürahi hediye getirmişler. Yıllardır çalışmışım, hiç böyle bir atmosferle karşılaşmamışım, böyle insanlar böyle bir aile yanımda olmamış. Tabii çok hoşuma gitti. Birden biz kendimizi dizi seyreden her akşam birbirimizde çay içerken bulduk” diye anlatıyor ilk Nazilli günlerini. Pınar Hanım böylece alır Nazilli’de bir ev yaptırma kararını. Oğlu da destekleyince henüz adı konulmayan çiftliğin temelleri atılır. Çocukları ve onlar olmadan sofraya bile oturmayan komşuları ile kocaman bir aile olurlar. Komşuları yedi göbekten çiftçidir. Pınar Hanım’ın deyimiyle: “Dedelerinden ninelerinden kalan tohumlarla üretim yapan insanlar, organiğin organiği ürünleri yüzyıllardır yetiştiriyorlar.” Bahçede yavaş yavaş domates, biber, fasulye yetiştirmeye başlarlar.

Ipekh
Pınar Hanım, İstanbul’daki arkadaşlarına da gönderir yetişenlerden. Tabii hayatlarında öyle domates, yeşillik, meyve yememiş şehir insanları aşık olurlar Nazilli’den gelen paketlere. “Pınarcığım, tarhana da var mı? Ekmek de yapar mısınız?” derken arkadaşlarının baskısıyla İpek Hanım Çiftliği’nin ürün portföyü gayri ihtiyari genişler. Bir gün Pınar Hanım, komşularıyla yine çay içerken karar verir: “Ben bu sebze meyveleri İstanbul’a taşıyacağım. Yazık o insanlara, sebze mevyenin tadını bilmeden yaşayıp gidiyorlar. Var mısınız benimle çalışmaya?” Komşular önce biraz tereddüt ederler ama karşılarında hayat hikayesi başarılarla dolu bir kadın vardır. “Olur” derler. Pazarda sebze sattıkları tezgahı, müşterilerini bırakıp İpek Hanım Çiftliği’ni büyütmeye adarlar kendilerini.

Screen shot 2014-01-07 at 9.33.30 PMÇiftlik, portakalagaci.com ile meşhur olur

Henüz kimsenin haberi yok elbette. Yine komşularla bir gün oturur, neler yiyip içtiklerine dair bir blog sayfası açar. Komik komik pozlar verirler, sebzelerin resmini çekerler, epey eğlenip eve dönerler. İnternetin gücünün henüz farkında değiller. Blogu keşfeden siparişi verir. Böylece çiftliğin ürünleri 15-20 kişiye satılmaya başlanır. Zira ürün herkese yetecek kadar çoğalmaya ve artmaya başlamıştır. Sonra bir sabah, e-posta adresine deli gibi posta yağdığını fark eder Pınar Hanım. Art arda gelen bir sürü sipariş… Ne olmuştur da aniden siparişler artmıştır? Meğer ürün gönderdikleri portakalagaci. com sitesinin sahibi Hatice Özdemir Tülün (evet bizden bahsediyoruz) Portakal Ağacı’nda İpek Hanım Çiftliği’ni yazmıştır. İlgi birden bire artar. Pınar Hanım, Portakal Ağacı yazısının çiftliğin tanınmasına en az 4 sene hız kazandırdığı görüşünde.

Sezen Aksu da müşterisi

Hikayenin şimdisi, Sezen Aksu’nun bile alışveriş yaptığı kocaman bir çiftlik. Toplam 26 bin müşterisi var. 3 bin kişi ise her hafta düzenli olarak mutfak alışverişinin tamamını yapıyor. “Hepsini tanıyorum. Bunun yüzde doksanıyla yüz yüze arkadaşız. Bildiğin tanışığız. İsmen biliyorum cismen biliyorum çocuklarının isimlerini bile bilirim” diyor Pınar Hanım müşterileri için. Alışveriş, öyle online organik ürün satan internet sitelerindeki gibi olmuyor. Eğer İpek Hanım Çiftliği’nden tazecik sebze, yumurta vb satın almak istiyorsanız [email protected] adresine bir e-posta gönderiyorsunuz. O da size cevaben ürün listesi gönderiyor. Seçtiğiniz ürünleri işaretleyip geri gönderdiğinizde, Ürünlerinizi tarlalardan toplanıyor ve 24 saat içinde elinizde olacak şekilde kargolanıyor. Ürünleriniz geldiğinde onlardan memnun kalırsanız ücretini EFT ile gönderiyorsunuz. Hepsi bu… İnsan biraz şüpheyle yaklaşıyor bu muhasebe sistemine ama Pınar Hanım’ın müşterileriyle, daha doğru onun tabiriyle arkadaşlarıyla ilişkisi o kadar güvene dayalı ki, “Onların içi rahat etsin kendi hesaplarını bilsin yeter” diyor ve ekliyor “Bir kere bile sormuyoruz ödemeleri. Buna bakacak bir muhasebe sistemi zaten yok. Sizin iyi niyetiniz karşıdan da mutlaka iyi niyet görüyor. İyi bir insanın emek vererek ürün yolladığının farkında bizim müşterimiz, o yüzden bizi gözlerinden sakınıyorlar”.

Pınar Hanım, kendisini de çocuklarını da bir ömür geçindirebilecek birikime sahip olduğunu söylüyor. Yani bu işi yapmasındaki amaç para kazanmak değil. O, toprağı, üretmeyi, toprağında gelip çalışan insanların da buradan para kazanmasını, her gün çevresinde birilerinin koşuşturmasını ve bu koşuşturmaların bir sürü insanın hayatına mutluluk etkisi yapmasını seviyor. Ve tabii ki tıpkı İpek gibi birçok çocuğun “ne olduğunu bildiğimiz” domateslerle, bir yerine üç versin diye kimyasal basılmış tarlaların ürünü olmayan ıspanaklarla, tertemiz üzümlerle büyümesini istiyor. Çocukları, torunu, komşuları, çalışanları, çalışanlarının çocukları… Tavukları, atları, kuzuları, ağaçları, tarlaları ve toprakları… 12 yaşındayken kucağında babasını kaybeden ve sonra bir daha ailesinin eski neşesine kavuşamayan kız çocuğunun şimdi kocaman bir ailesi var.

03/01/2014

Tavlayla Kazanılan Koru

Screen shot 2014-01-03 at 9.47.05 PM

 

Portakal Ağacı, Eylül 2013 Yazan: Ayşe Kaya Fotoğraflar: İbrahim Usta

Rotamız, İstanbul’un nefesi, bana göre kurtarılmış bölgesi Beykoz. Sahil yolunda Boğaz’ı seyrederek ilerlerken, koruya geldiğinizi tabelalardan değil, denize doğru kendini uzatmış Londra çınarlarından anlayacaksınız. Ağaçlara dikkatli bakınca, İstanbul’da nadir bulunan bu çınarların başka nerede olduğunu hatırlamak kolay: Dolmabahçe’nin eşsiz çınarlı yolu! Abdulhamit Han yurt dışından getirttiği fidanları bu iki yere diktirmiş. Çınar böyle bir şey işte, yüz yıl geçiyor, dünyanızı güzelleştirmeye devam ediyor! Korunun eski, görkemli kapısından içeri girdik. Bizi Osmanlı kültüründe büyük yer kaplayan su sesi karşıladı. Bir parantez açalım burada, henüz Avrupa akıl hastalarını cadı diye yakmaktayken, Osmanlı su sesinin şifai özelliğini keşfetmiş, hastanelerinde insanları su ve müzikle tedavi etmiş. Şehir içinde birçok yere hem bu özelliği yüzünden hem de farklı ailelerin birbirine karşı mahremiyeti açısından küçük şelaleler, havuzlar, sebiller, çeşmeler, fıskiyeler inşa ettirmiş; tıpkı Beykoz Korusu’ndaki gibi. Şelaleden yukarı doğru tırmanınca şu an sosyal tesis olarak halka açık olan bir köşk karşılıyor bizi. Köşk yıkılıp yeniden yapılmış olsa da söylemekte yarar var. Bu köşk bir Osmanlı paşasına ait: Abraham Paşa.

Screen shot 2014-01-03 at 9.47.18 PM

Abraham Paşa’ya lütf-u şahane

Rivayete göre Abraham Paşa Sultan Abdulaziz’e pırlanta, fildişi, zümrüt gibi kıymetli taşlarla süslü bir tavla hediye etmiş. Sonra da aynı tavla üzerinde padişahı yenmiş ve bu ucu bucağı olmayan korunun sahibi olmuş. Çok zevkli, aynı zamanda eli bol olan paşa, Fransız mimarlara bahçeyi düzenletmiş. Bugün bile Türkiye’de var olmayan birçok ağacı yurt dışından getirtip koruya diktirmiş. Köşkler, kuşhaneler, göl havası verilen havuzlar, havuz çevresine sazlıklar, ortasına küçük adacıklar, av yerleri, su kanalları, hatta sahil kısmına plaj bile yaptırmış. Yetmemiş, kendisi de Ermeni olan paşa Beykoz Ermenilerine kolaylık olsun diye, korunun solundaki Ermeni mahallesiyle, sağındaki Ermeni mezarlığı arasından özel bir yol geçirmiş. Günümüzde hâlâ var olan bu yolu, paşanın korusunu ikiye bölmek pahasına yaptırdığını düşününce, gerçekten büyük incelik!

Screen shot 2014-01-03 at 9.47.29 PM

Koru halka açılıyor

Sultan Abdülaziz tahttan inip de Sultan Abdulhamit gelince, temkinliliğiyle meşhur yeni sultan Abraham Paşa’ya güvenememiş. Bu kadar büyük bir arazinin paşada olmasını uygun bulmamış. Paşadan koruyu satın almış ve “Hürriyet bahçesi” adıyla halka açmış.

Screen shot 2014-01-03 at 9.47.37 PM

İşte bu koru ve bu ağaçlar, zaman zaman kullanım şekli değişse de bugün isteyenlerin eşsiz Boğaz manzarası eşliğinde köşkteki sosyal tesiste yemek yediği; isteyenlerin çimenlerine uzanıp dinlendiği, kuşların raksını dinlediği; isteyenlerin piknik masalarında çayını ve kekini getirip bin bir çeşit hüs, kırmızı yapraklı sekoyalar, İspanya’dan getirilmiş mantar meşeler, ıhlamurlar, akasyalar, japonsofraları altında keyif yaptığı; parkında çocuklarının oynadığı, fidanlıklarda gezindiği; isteyenlerin koru içindeki üç doğal mağarayı incelediği, ayak altında ezilen yaprakların hışırtıları arasında yürüyüşler yaptığı, büyük bir ihtimal sincaplara rastladığı bir İstanbul güzelliğidir.

Bu güzellikten ayrılmak zor olsa da korudan çıkınca bu kez sahil kapısı değil, yan kapı kullanılmalı, eski Türk filmlerine ve hatta şimdilerde birçok diziye ev sahipliği yapan, İstanbul’un en güzel yollarından biri olan çınarlı yoldan geçilmeli, ânın büyüsünü bozmamak için sessizce hayallere dalınmalı…

Mutfağınızda Buz Devri

Screen shot 2014-01-03 at 10.27.31 AM

 Kalıplarınızı buz yapmak dışında sıradışı fikirler 

Portakal Ağacı, Temmuz 2013, fotoğraflar: Zeynep Turanlı

Screen shot 2014-01-03 at 10.28.39 AM

Screen shot 2014-01-03 at 10.28.52 AM

Screen shot 2014-01-03 at 10.28.58 AM

 

 

02/01/2014

Deniz Ülke Arıboğan: "Çorba pişiyorsa orası evdir."

Screen shot 2014-01-02 at 8.34.32 PM

 

Portakal Ağacı Dergisi, Ekim 2013 sayısı
Röportaj: Halenur Çalışan Gürbüz Fotoğraflar: İbrahim Usta

Deniz Ülke Arıboğan deyince akla “âkil” bir fikir insanı, iyi bir yazar, aktif bir akademisyen, meşhur bir twitter fenomeni ve çok güzel bir kadın geliyor. Aramızda kalsın: O aynı zamanda son derece evcimen bir ev hanımı, çocuklarından bahsederken gözleri parlayan bir anne ve eşi Lütfü Arıboğan’a duyduğu aşk dillere destan bir kadın. İşte, “diğer” Deniz Ülke Arıboğan…

Deniz Ülke Arınboğan’la, ülke meseleleri, siyaset ve akademik konuların uğramadığı bir sohbet edeceğiz. Hem de lezzetli bir Antep kahvaltısının eşliğinde. Bu satırların yazarı, Deniz Hanım’a sormak için “gündelik” sorular hazırlamış. Hazırlamış hazırlamasına ama kafasında kocaman bir tereddüt… Ne de olsa misafirimiz, hayatı koşuşturma içinde geçen bir entelektüel. Çalışmaktan kendisine de, ailesine de zaman bulamıyordur muhtemelen. Hem zaten ev işlerini halleden yardımcıları vardır, o ise eve bile uğramıyordur. Gündelik hayata dair sorularımıza cevap bulur muyuz acaba? Bu röportaja hiç kalkışmasa mıydık?

Yanlış tahmin! Oturuyorum, sıfır! Siz ise buyurun, Deniz Hanım’la “kız kıza” sohbete başlayın.

Baş döndürücü ritm

Deniz Ülke Arıboğan Bilgi Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve mütevelli heyeti üyesi. Aynı zamanda Denizbank Bağımsız Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Türkiye Gazetesi köşe yazarı. Bitmedi, ayrıca madalyaları olan bir sporcu. Eşi Lütfü Arıboğan ile anlatırken gözlerinin parladığı müthiş bir evlilikleri (bu kısımda maşallah diyoruz) ve iki çocukları var. Bir bakıyorsunuz yurtdışında iş seyahatinde, bir bakıyorsunuz televizyon ekranında gündemi değerlendiriyor, bir bakıyorsunuz Suriyeli mültecilerin kışı sokakta geçirmemeleri için çırpınıyor, bir de bakıyorsunuz evine misafirler dolup taşmış, büyük bir davet var!

Peki, nasıl oluyor da oluyor?

İnsanın aklına hemen bu geliyor haliyle. Nasıl eşine, çocuklarına, anne babasına, kayınpederi ve kayınvalidesine, kardeşlerine, arkadaşlarına, komşularına ayıracak vakit buluyor? Hem de onca meşguliyet arasında… Hiç mi uyumuyor? Hiç mi tatil yapmıyor? Hiç mi bir köşeye çekilip, “Ben yokum, bugün bana kimse ilişmesin” demiyor? Yoo, belki de bunların hepsini yapıyor. Ancak, o kadar enerjik, hayatla barışık, sorunları çözme konusunda mahir ki, vaktini her şeye bölüştürebilecek bir sistem kurmuş hayatına.

Screen shot 2014-01-02 at 8.39.46 PM

Önce çocukluğa inelim

Kastamonulu, yüksek tahsilli, maliye kökenli ve en önemlisi muhteşem yemek yapan bir anne. Babası Mahir Kaynak, yazı yazan, öğrenci yetiştiren, seyahat eden, hasılı her zaman meşguliyeti olan bir devlet adamı. Bu meşgul anne babayı çocuklarıyla bir arada tutan şey ise sofra. Resim ve heykele düşkün olan annesi, sofraya koyduğu salatayı bile resmedermişcesine tasarlamak alışkanlığına sahip olduğundan, Deniz Hanım’ın çocukluğunda “sofra” önemli bir yer tutuyor. Et yemeklerine düşkün, daha doğrusu et olmadığında sofrada yemek olmadığını düşünen ve aç kalkan babası Mahir Kaynak Gaziantepli. Deniz Hanım’ın Kastamonulu annesi Antep yemeklerini Antepliler’den daha iyi yapacak kadar öğrenmiş olduğundan, yemek yapmak ve güzel sofra kurmak onların ailesinde genetik bir miras. 76 yaşındaki annesinin, hâlâ hiç kimseyi alelade bir sofraya oturtmadığını anlatıyor Deniz Hanım. Bu yüzden, “Anne, patlıcan dolması yapsan da gelsek” diyerek, çoluk çocuk, gelin damat, torun tosbağa büyükannenin evinde toplanmak âdeti sürüyor. Ancak şimdilerde annesi daha az yorulsun diye Deniz Hanım aile toplantılarını kendi evinde düzenliyor. Bu toplantılar için anneanne ve dedeyi evlerinden alma görevi, Deniz Hanım’ın geniş aileyle vakit geçirmeyi çok seven oğluna ait.

Misafirsiz pazar olmaz

Deniz Hanım’ın evinde, pazar günleri, eğer geniş aile yoksa arkadaşlarından oluşan misafir grupları ağırlanıyor mutlaka. Biri İtalya’dan peynir mi getirmiş? “Denizciğim, evde tek başımıza yemeye kıyamadık, size geliyoruz.” Birinin canı Deniz Hanım’ın meşhur hamur çorbalarından mı çekmiş? “Çorbayı yapıver, 1-2 saate oradayız.”

Biri beşamel soslu ıspanak istiyor, bir başkası balık… Buna karşın, cuma yahut cumartesi akşamları ve pazar sabahları mutlaka “çekirdek” Arıboğan Ailesi’ne ait. Dışarıda da olsa akşam yemeği beraber yenmeli, pazar kahvaltısı beraber yapılmalı.

Screen shot 2014-01-02 at 8.45.40 PM

“Yorgunluktan bayıldığım oluyordu”

Çocuklar büyüdükten sonra koşuşturmak, okumak, yazmak ve çalışmak daha kolay sayılabilir. Bir kadın, 50’li yaşlarda artık çocuklarını büyütmüş, çalışıyorsa emekli olmuş, çocuklarını evlendirmişse torun sevme faslına geçmiş bulunur. O vakit kendisinden mazi sorulduğunda genelde bulutlanan gözlerle şöyle der: “Ne çektim be…”

Deniz Hanım’a aynı soruyu, yani çalışma hayatının içinde, koşuştururken çocuklarını nasıl büyüttüğünü soruyoruz. Aynı “Ne çektim be” iç geçirişini ondan da beklerken, o beklenmedik bir cevap veriyor: “O kadar da zor değildi aslında, benim avantajlarım vardı. Akademisyen olduğum için akşam 4’te okuldan çıkıp 5’te eve gelebiliyordum. Yazın okula gitme zorunluluğum yoktu. Evde çalışabiliyordum.”

Onu duyan, neredeyse çocuklarını başkasının büyüttüğünü, ilk annelik yıllarının güllük gülistanlık geçtiğini zanneder. Fakat işin aslının Deniz Hanım’ın her konuya bakışındaki iyimserlikten ibaret olduğunu anlamak çok sürmüyor. Zira biraz daha konuşunca, gece uykusunun ne olduğunu bilmeyen, hiçbir şey yemeyen, çok sık hastalanan bir oğul; o oğulu aşkla seven ama Deniz Hanım eve girer girmez hemen evden çıkan bir bakıcı; vapurda, trende uyuklayan, yorgunluktan ve uykusuzluktan eli ayağı titreyen, birkaç defa derste bayılmışlığı vaki genç bir anne çıkıyor hikayenin altından. Deniz Hanım o günleri bile gülerek ve özleyerek anlatıyor. Bizim açımızdan durum şu: Deniz Ülke Arıboğan’ın bardağının yarısı hep dolu, hiç boşalmıyor!

“Yemeği seven hayatı sever”

“Yemek yemekten ve pişirmekten zevk alan insanlar, hayattan da zevk alan insanlardır genellikle. Bu zevke sahip olanların, ağaçlara, çiçeklere bile başka bir gözle baktığını düşünüyorum. Hayatın lezzeti sadece gıdayla alınmaz ama zevk haline gelmiş bir yemekle alınabilir. Tabii müzikle, görsellikle, şefkatli bir dokunuşla birlikte…”

Screen shot 2014-01-02 at 8.48.09 PM

Bu cümleler Deniz Ülke Arıboğan’a ait. O, bahsettiği hayattan zevk alma halinin kendi kuşağında daha çok olduğunu, gençlerin kendilerine o zevki yaşayacak kadar zaman tanımadığını düşünüyor. “Etrafta uzun uzun, tadını ala ala yemek keyfi yapan genç göremiyorum. Çok aceleleri var. Üstelik, çocuklar üzerinde müthiş bir diyet baskısı var.

Gazetelerde, dergilerde, sürekli servis edilen 20’li yaşlarında, bakımlı, zayıf, güzel bir kadın prototipi var. Diğer yanda da zayıf ve fit olmak için ameliyatlar geçiren, debelenen meşhurlar, sanatçılar, mankenler… Böylece ortaya bir endüstri çıkıyor. Selülit kremleri, zayıflama ürünleri, kozmetik… Bize, ‘Siz 50 yaşında bile olsanız 20 yaşında görünmeniz lazım’ diyor. ‘Yoksa erkekler sizi bırakıp sizden daha güzel olana yönelirler.’ Bize bunları söylerken erkeklere de zengin olmaları ve en iyi arabalara sahip olmaları gerektiğini, güçlü olmazlarsa o güzel kadınlara sahip olamayacaklarını öğütlüyor bu işin endüstrisi. ‘Hangi ahlaki değer seni engelliyorsa ondan vazgeç ve o Ferrari’yi al!’ diyor. Böyle bir paniğin içinde gençler nasıl hayattan zevk almaya vakit bulsun ki? Güzel bir şarkı söylemek, güzel bir şiir okumak öğütlenmiyor kimseye. Varsa yoksa para ve yüzeysel bir güzellik. Zargana balıkları gibi sürekli suyun üzerinde, hiç derine dalmayan bir toplum haline geldik. Çocuk doğuran, çocuk bakan, pişiren, taşıran bir kadın istemiyor kozmetik endüstrisi. Benim 76 yaşındaki annem de 80 yaşındaki babam da şimdiye dek sağlıklı yaşam için herhangi bir şey yapmış değil. Hepimizden de sağlıklılar.”

Screen shot 2014-01-02 at 9.02.38 PM

Fotoğrafların üzerine tıklayarak büyük boyutlarına ulaşabilirsiniz.

Screen shot 2014-01-02 at 8.59.12 PMScreen shot 2014-01-02 at 8.59.24 PM

Screen shot 2014-01-02 at 8.59.32 PM

Screen shot 2014-01-02 at 8.59.40 PM

Screen shot 2014-01-02 at 8.59.55 PM

Screen shot 2014-01-02 at 9.00.01 PM

01/01/2014

İbrahim Yusuf 1 yaşında!

989a471c72ee11e3a744126758c35937_8

2013, Portakal Ağacı için pek çok büyük olaya sahne oldu. Yılın başında İbrahim Yusuf'un ailemize katılışı belki de bizi bekleyen pek çok yeniliğin habercisiydi. Diş buğdayı, mevlid vb bir şey yapamayınca ona, bütün vicdan azaplarının birleşimiyle ilk yaşına özel bir şekilde girmesi için çabaladık. Hafta sonu herkesin planları olur diye 4 ocak yerine yılın ilk gününe aldık kutlamayı.

Kendisinden 3 yaş büyük abisi onu hep "bebek kaplan" diye sevdiği için temasının kaplan olmasına karar verdik. Köpük olarak satılan 1 yaş süsününü üzerindeki yazıları söküp pinterestte gördüğümüz gibi ilk yılına ait fotoğraflarla süsledik.

7d2fe04072ee11e3b23d0e73c177bda8_8

 

16b156e472f011e385290eef395711aa_8

Etsy'den beğendiğimiz bir kaplan teması satın alıp photosop ile türkçe'ye çevirdik. 

12d07f3072bb11e395f30ee24f92cc1c_8

 

Şeker hamurlu bir pasta yerine 6 yaşındaki ablası pastayı kendisi yapması konusunda ısrar edince havuçlu cevizli kek yaptık. Üzerine de abi ve kardeşi kaplan oyuncaklarını yerleştirdik.

Cb587cc872ee11e3b4660e7130835a1f_8

Masanın üzerine dikdörtgen tabaklarda portakallar ve çiçekler yerleştirdik.

881720cc72ee11e3a801121e0f202bd6_8

Tchibo'da satılan kese kağıtlarının içini şeker yerine kuru meyvelerle doldurup misafirlere hediye ettik.

6d89413472f011e3ad3612afbe59bd1b_8

Sonunda da bir sürü güzel insanla bu günü geçirip, daha nice yaşlarına bu mutlulukla kavuşmak için dualar ettik... 

23/12/2013

Portakal Ağacı Dergisi Ipad'de!

Ipad_

Portakal Ağacı Dergisi'ne artık dünyanın her yerinden Ipad (ve yakında Android) üzerinden ulaşabilirsiniz. Ipad aplikasyonunu indirmek için: https://itunes.apple.com/us/app/portakal-agac/id765467138?mt=8

10/12/2013

Portakal Ağacı Masal Mutfağı'nın İlk Gününün Ardından...

Screen shot 2013-12-10 at 10.18.07 PM

Cumartesi-pazar günlerini ise miniklerle kitaplar okuyup, resimler yapıp, hamurlar yoğurarak geçirdik! Hayatımda en son ne zaman bu kadar yorulup bir o kadar da eğlendiğimi hatırlamıyorum! Her iki günün sonunda çocuklar atölyeden gitmemek için epey dil döktüler :) bir grup ile "Altı yedi Sarı Kedi" kitabını okuduk, kedi maskeleri yaptık, kedi şeklinde pizzalar pişirdik. İkinci grupla "Keloğlan Suskunlar Ülkesinde" kitabını okuduk, haritalar çizdik, kurabiyeden suskunlar ülkesi yaptık. Annelerle de ayrı bir odada çaylarımız, keklerimizle sohbet ettik. Bir ara atölyenin hangi bölümü daha keyifli karar veremedik. Bir günlük deneriz derken ikinci hafta sonunun hayallerini kurmaya başladık. İşte bu haftanın kitapları:

 

Cocuk-atolyesi-instagram-detay2

 

Kar yağarsa diye sıcak çikolatalarımız da hazırladık (annelere de ayırdık, merak etmeyin ;)

05/12/2013

Coşkun Aral ile Dünya Sofrasında Kahvaltı...

Screen shot 2013-12-05 at 6.49.29 AM

 

 Bir hayata kaç hayat sığar? Eğer sığdırmayı başarırsa insan, bir hayata Afrika’nın beyaz adam görmemiş sakinleri de, Afganistan’ın ülkesini korumaya yeminli mücahitleri de, Ruanda’nın katliam mağdurları da, Fransa’nın ışıltılı sokakları da sığar. Bazen, bir adam çıkar, baktığı vizörden gördüğü her şeyi bize anlatmaya başlar. Yıllar boyunca onun hayatına sığanlar, gün gelir saklandıkları muhayyilelerimizden bize selam verir! 

Coşkun Aral ile dünya sofrasındaki sohbetimiz bu ayki Portakal Ağacı Dergisi'nde...

 

Screen shot 2013-12-05 at 7.48.12 AM

Screen shot 2013-12-05 at 7.46.46 AM

03/12/2013

Atölyeler Başlıyor!

 

Cocuk atolyesi detay-01 (3)

 

Aralık ayının en  heyecanlı etkinliğinin detayları burada

02/12/2013

Kasım'ın Ardından

Fotoğraflar da olmasa Kasım ayını geçip de Aralık'a geldiğimize inanamayacağım. Doğrusu ben artık yılların bile nasıl geçtiğini anlamıyorum. Galiba 25'ten sonra yıllar roket hızında ilerlemeye başlıyor...

Aranızdan 120 kişiyle buluştuğumuz 20 Kasım'da en çok duyduğum söz, "blogu ihmal etme!" olmuştu. Ben de size verdiğim sözü tutup az yazılı da olsa bol fotoğraflarla durumu kurtarmaya karar verdim :)

Fotoğraf 1

 

Kasım'ın başında bir yıl daha yaşlandım ve 33 oldum! 

 

Fotoğraf 2

 

Nerede 10 yıl önce bloga başlayan kız, nerede fotoğraftaki teyze...

Fotoğraf 1

 

Sonraki günlerde Coşkun Aral röportaj için stüdyoda konuğumuz oldu. Biz ona 1 milyon soru sorarken o fotoğraf çekti...

Fotoğraf 3

 

Kasım'ın pek çok akşamı ödev yaptırma çilesiyle geçti, çocuklardan çok annelerin ödevlerden yorulduğuna dair bir tezim var!

Fotoğraf 2

 

Sonra sizlerle buluştuğumuz gün 3.kez teyze oldum!!! Minik bir Yahya'mız var artık.

Fotoğraf 3

 

Kasım'ın son akşamlarından birinde çocuklarımın öğretmenleri bize misafir oldu. Ve en son sözlendiğim gün bu kadar heyecanlandığımı farkettim!

 

Fotoğraf 4

 

Kasım'ın kapanışını ise Anjelika Akbar ile yaptık ya da o konuştu bizim hayranlığımız katlanarak arttı. Aralık ise çocuklarımın yepyeni ödevleri, site ile alakalı yepyeni projelerle başladı. Yarın da onları yazacağım inşallah... "Tarif yazmana gerek yok, yeter ki yaz" diyenler, tamam mıdır? ;)

01/12/2013

Kahvaltı Çekilişi Sonucu

Screen shot 2013-12-01 at 10.11.33 PM

Cookplus Karsandra Kahvatı çekilişine katılan 1126 yoruma çok teşekkürler! Random.org'un seçtiği talihlimiz üstteki yorumuyla Aişe hanım oldu. Bundan sonraki çekilişlerde görüşme üzere...

 

25/11/2013

Karsandra Kahvaltı Takımı Çekilişi

Karsandra -800x800

Kahvaltı günün en önemli öğünü ancak çoğunlukla zaman darlığından en kolay atlanılan da o. Siz kahvaltıya zaman ayırmak için, kahvaltıyı güzelleştirmek için neler yapıyorsunuz? Önerilerinizi yorumlarda paylaşın, Cookplus Twitter hesabını takibe alın (http://www.twitter.com/cookplus) , Cookplus'tan 26 parça Karsandra kahvaltı takımı kazanın. (Çekiliş 1 Aralık Pazar, saat:22:00'da bitecektir.)

13/11/2013

Portakal Ağacı, Okuyucuları ile Buluşuyor!

Bulusma1

Ne zamandır sesimin soluğumun çıkmamasının nedenlerinden biri sizlerle buluşabilmenin planlarını yapmaktı. Ben ne zamandır görmediğim bir arkadaşımı görecekmiş gibi heyecanlıyım:) 20 Kasım günü hepinizi buluşmaya bekliyoruz, görüşmek üzere inşallah!

21/10/2013

Emsan Feel Steel Narenciye Sıkacağı Çekilişi

Cekilis

Emsan_narenciye-800x800

Haftaya dergideki sunumlarımızdan biriyle ve yeni bir çekilişle başlıyoruz. Çocuklarınız için hazırladığınız eğlenceli ve sağlıklı tabakları/beslenmeleri  ya da çocuğunuza yemek yedirmeye çalıştığınız bir fotoğrafınızı instagramda “#eneglencelitabakbenim” tagi ile paylaşın, en çok beğeniyi toplayın, Cookplus'tan Emsan Feel Stell Narenciye Sıkacağı Kazanın! (Katılımınızın onayı için Cookplus Facebook sayfasını ve Instagram (@cookplus) hesaplarını takip etmeniz gerekmektedir.) Son katılım tarihi 28 ekim 2013 saat:21.00 Herkese bol şans!

 

Ada Sofrası Talihlileri

Çekilişe katılan herkese teşekkürler! Talihlilerimizin isimleri/nickleri:

Nüket Tuzcuoğlu

tubakby

Selma Deniz

Ayşe Eren

Ayşe Okudan

Suatacibucu

Aysel Çetin

İrem Erdal

Ercan Koca

Gülçin Yatmaz

adreslerini [email protected] adresine yollamalarını rica ediyoruz.

 

17/10/2013

Ada Sofrası Hediye Çekilişi

Adasofrasi

Bu bayramda bir diğer hediyemiz 10 kişiye Gökçeada Ada Sofrası'nın her biri özenle üretilmiş ürünlerinden hazırlanmış bir hediye paketi. Pakettekiler:

 

  • 1 adet 500ml Gökçeada Naturel Sızma Zeytinyağı
  • 1 adet el yapımı sabun
  • 1 adet sakız reçeli
  • 1 adet dibek kahvesi
  • 1 adet biber salçası
  • 1 adet kekik balı

Çekilişe katılmak için yorum bırakmanız yeterli! Son katılım tarihi 20 Ekim Pazar, 21:00. 

 

13/10/2013

İyi Bayramlar ve Bir Bayram Hediyesi

Portakal Ağacı ailesi olarak, Kurban bayramınızı kutlar, bu kutlu günlerin tüm dünyamız için huzur ve barışa vesile olmasını dileriz. Bayram dolayısıyla ilk sayımızı tamamen online okuyabilme imkanı sunuyoruz sizlere. Bu linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Bayram sonrası 4. sayımızda görüşmek üzere!

01/10/2013

Veli Toplantısı Keki

Portakallikek

Saat neredeyse gecenin ikisi olmak üzere ve ben yapmam gereken işleri düşünmekten uyuyamıyorum! Hoş madem uyumuyorum bulaşık makinesini boşaltsam, evi toplasam da bir işe yarasa uykusuzluğum, ona da elim gitmiyor. Yapılacaklar listemi akşamdan beri 10'ar kez zihnimden geçirirken aklıma durup durup aynı görüntü geliyor. Hafta sonu kızımın ve oğlumun okul toplantılarına gittiğimde öğretmenlerinin hali.

Onlarca değişik insanı; en değerli varlıklarına iyi baktıklarına, en iyi eğitimi vermek için çabaladıklarına ikna edebilmek için çırpınıp durdular. Doğrusu öğretmenlerini takdir ettiğimi, gerçekten canla başla çalıştıklarına inandığımı ifade etmek için öğretmenler gününü beklememeye karar verdim. Muhtemelen sadece bunu bilmeleri bile onları mutlu edecektir ama yanında geceden yapılmış bir kek de fena olmaz diye düşündüm. Öyle ahım şahım bir tarif değil belki bu. Sitenin kekler bölümünden en basitini ya da sizin en sevdiğiniz keki seçebilirsiniz pek ala. Yeterki önem verdiğiniz ama bunu çok da sık ifade etmediğiniz birine yapın bugünlerde... (Benimkiler portakallı kek )

29/09/2013

Portakal Ağacı Ekim 2013 Sayısı

Portakal Ağacı sayfa tasarımını en son yenilediğimizin üstünden yıllar geçti... Bu süreçte gerek kendi ailem gerekse Portakal Ağacı ailesi çok büyüdü... Sitenin tasarımı da aslından Portakal Ağacı ailesinin gerçek halini karşılayamaz oldu... Şahsi olarak pek çok şey paylaşmak istesem de çoğu zaman siteye uygun olmadığını düşünerek engelledim kendimi... Ancak Portakal Ağacı ekibi pek çok güzel insanla dolmaya başlamışken onlardan bahsetmemek de haksızlık etmek gibi geldi çoğu gün. Bu yüzden yeni sayıyla beraber yeni bir tasarıma geçip temiz bir sayfa açmaya karar verdik. Sitede artık Portakal Ağacı ailesinin ve benim nelerle meşgul olduğumuzu daha çok görebileceksiniz.

Ekim sayısını hazırlarken Nazilli'de İpek Hanım Çiftliği'nden, Büyükada'ya Ediz Hun'un bahçesine; Kemal Sayar'ın çalışma odasından, yaban arılarının peşinden Karadeniz'e ve daha pek çok keşfedilmeyi bekleyen insanların ve sofraların peşine düştük bu sayıda. Neler var diye merak ederseniz birkaç sayfa arasında minik bir gezintiye çıkabilirsiniz. Daha sık ve daha güzel paylaşımlarda görüşmek üzere!

17/09/2013

Elif'in Sofrası ve Kadayıflı Muhallebi

Elifsofra3

Portakal Ağacı ile ilgili röportaj verirken en çok kurduğum cümlelerden biri "okuyucular o kadar uzun süredir takip ediyorlarki siteyi, ailemdeki birinden uzun süre bahsetmemişsem merak ediyorlar" oluyor. Benim de güzel bir haberim olunca ilk aklıma gelenlerden biri mutlaka "bunu siteye yazıp paylaşmalıyım!" oluyor. Bugün nihayet abla, abi okula gidip İbrahim Yusuf da biraz uyumaya karar verince yazayım istedim. En önemli haberim Kasım'da üçüncü kez teyze (bu defa minik bir oğlu olacak ablamın) Nisan'da da Elif'imizin bebeği ile ilk kez büyük teyze oluyorum inşallah :) Şimdiden çok heyecanlıyım!

Elifciğim harika bir sofrayla ağırladı geçen hafta bizi. Ellerine sağlık Elif, hepimiz güzel haberler aldığımız sofralar kuralım inşallah...

Continue reading "Elif'in Sofrası ve Kadayıflı Muhallebi" »

15/08/2013

Portakal Ağacı 10 Yaşında!

Portakalagaci

 

10 yıl boyunca sevinci ve hüznü benimle paylaşan, başarılarıma sevinip, hatalarımda kolumdan tutup yanımda olduklarını hissettiren binlerce dosta kocaman bir teşekkür! İBu site 10 yıldır yayındaysa bu en çok sizlerin başarısı. iyi ki varsınız Portakal Ağacı okuyucuları!

07/08/2013

Bayram-kutlama-02

01/08/2013

Meryemciğimin Doğumgünü

6a00d83451e9a369e200e54f3d99248833-640wi

2003 yılında Portakal Ağacı beni temsil ediyordu, Meryem ise o ağacın can suyuydu... 10 sene öncesinden takip edenler onu ilk bu fotoğraflarla tanıdılar. Onun minik ellerinin fotoğrafını yabancı bir fotoğraf blogu yarışmasına yollayıp "haftanın fotoğrafı" seçilince iyi fotoğraf çekebileceğime inanıp bir blog açmaya karar vermiştim...

Mayyy

en çok sevdiğim iki şey meryem ve yemekler demiştim...

June2005

onun gösterilerinde ağlayıp "anne olsam herhalde bir insanı en fazla bu kadar sevebilirim" diye düşünmüştüm...

Merryem

Onun annanesinin mutfağında ne kadar keyif aldığını görünce "ben de çocuklarıma mutfağı dağıtmaları için izin vereceğim!" demiş,

Mantar_kurabiye

en çok onunla çektiğim fotoğrafları sevmiştim...

Meryem11

Teyzesinin bir tanesi Portakal Ağacı ile birlikte büyüdü, güzeller güzeli bir genç kız ve abla oldu. Ama en çok bana harika bir arkdaş olmasını sevdim onun... Canım Meryem'im hep gülsün güzel yüzün, etrafında hep kıymetini bilenler olsun teyzesinin şekerparesi!

31/07/2013

Fotoğraf (5)

23/07/2013

2013'ün İkinci İftar Daveti

4816edfcf09611e29a1f22000ae801dd_7

2013'ün ilk iftar davetini, Ramazan'ın ilk günü anne ve babalarımıza vermiştim aslında. Ama ben ilk günün yorgunluğundan sofranın fotoğrafını çekecek vakit bulamadım. Cuma günü ise bu ramazan'ın ikinci iftar davetine ev sahipliği yaptım çok şükür. Annemler, kayınvalidemler, teyzemler, ablamlar ve yeni evli kuzenim Elifciğim ve eşi ile yaklaşık 20 kişi olduk. Fotoğraftaki bayanlar masasının hava kararıp herkes masaya oturmadan çekebildiğim tek kare. Annemin yoğun desteğiyle oluşan menümüz:

Teyzepasta

ertesi gün doğum günü olan teyzem için yaptırdığımız pasta (Pelit) Teyzecim her yaşını böyle kalabalık ve mutlu sofralarda, hep yeni eklenen sevinçli yüzlerle karşılayalım inşallah...

Cookplus Çaycı Talihlisi

Dergi Çekilişi talihlimiz Derya Korkmaz oldu, kendisini tebrik ediyor, katılan tüm okuyucularımıza teşekkür ediyoruz! Bir sonraki hediyemiz Piculet Store'un rengarenk yastıkları olacak...

19/07/2013

Portakal Ağacı Dergisinden Ramazan'ın Üçüncü Çekilişi; Cookplus Çaycı

Cookplus_cayci
Portakal Ağacı Dergisi'nin ilk sayısı için Cookplus sponsorluğunda hazırladığımız bir diğer tarif; meyve şişleri eşliğinde çikolatalı minik kekler. Bu çekilişimizde de fotoğrafta gördüğünüz Cookplus Çaycı'yı hediye ediyoruz. Tek yapmanız gereken yorum bırakmak. çekiliş 22 Temmuz 2013 saat 22:00'da sona erecektir.

17/07/2013

Piculet İznik Çanta Talihlisi

Piculet çantayı kazanan talihlimiz Fethiye Başbuğ Tanır oldu! Katılan herkese çok teşekkürler. Üçüncü çekilişimiz kısa bir süre sonra yayında olacak...

15/07/2013

Ramazan'ın İlk Haftasının En Popüler Tarifleri

6a00d83451e9a369e200e54f57b65e8834-640wi

Ramazan'ın her gelişinde Portakal Ağacı okuyucuları acaba en çok hangi tarifleri deniyorlar, neler arıyorlar diye merak ediyorum. İşte ilk hafta en çok arananlar, belki sizin aramanızda da kolaylık olur.

  1. Portakal Ağacı'nın İftar Menüleri 
  2. Şekerpare
  3. Ana Yemekler
  4. Sütlü Tatlılar
  5. Çorbalar
  6. Mercimek Çorbası
  7. Tatlılar
  8. Domates Çorbası
  9. Tiramisu
  10. Güllaç

12/07/2013

Portakal Ağacı Dergisinden Ramazan'ın İkinci Çekilişi; Piculet İznik Çanta

Bir önceki çekilişe katılan herkese çok teşekkürler! Random.org ile yaptığımız çekiliş sonucu kazanan talihlimiz Sema Durmaz oldu. Sırada ikinci çekilişimiz var. Bu defa yine dergide birbirinden güzel ürünlerine yer verdiğimiz Piculet sponsorumuz. 

Iznik

Çini desenleri ile özel olarak tasarlanmış 223 TL değerindeki İznik çanta çekilişine katılmak için yine tek yapmanız gereken yorum yazmak. Çarşamba günü 11:00'da çekiliş sona erecektir. Herkese bol şanslar!

10/07/2013

Portakal Ağacı Dergisi Ramazanı Hediyelerle Karşılıyor!

Kassandra

Portakal Ağacı Dergisi Ramazan ayı boyunca dergide yer alan birbirinden güzel ürünleri çekilişle okuyucularına hediye ediyor. İlk sponsorumuz Cookplus ve ilk hediyemiz de dergide tarifine yer verdiğimiz Limonlu Dilimler'i çekerken kullandığımız 26 parça Karsandra Kahvaltı Takımı. Tek yapmanız gereken bu yazıya yorum yapmak. Çekiliş 12 Temmuz 2013 cuma saat 11:00'da sona erecektir. (Bu yazıyı alttaki sosyal medya paylaşım butonları ile paylaşırsanız ikinci bir yorum olarak yazabilirsiniz. Bunun dışındaki mükerrer yorumlar silinecektir.)

28/06/2013

Portakal Ağacı Dergisi ve Halley Pasta

Halley pastayı nihayet yazabiliyorum. Gelen mesajlarda uzun aralar verdiğimde sonunda hep büyük haberler geldiğini yazıyorsunuz. Bu defa da inşallah yine güzel bir haberim var. Minik bir blog olarak başlayan, sonradan kocaman bir aile olan, kitaplaşan Portakal Ağacı'mızın yeni bir meyvesi var...

 

946821_610714745605856_1701382039_n

Temmuz'dan itibaren Portakal Ağacı artık aylık bir dergi olarak raflarda yerini alıyor inşallah... 10 yıl boyunca binlerce tarif yazdıktan sonra sadece yemek tarifleriyle dolu bir dergi olsun istemedik Portakal Ağacı. Çünkü sitede sadece tarifleri değil binlerce insanın öyküsünü, evlerimizi, duygularımızı, gezi rotalarımızı paylaştık. Dergide de bunların hepsinden (ve daha çoğundan) parçalar bulacaksınız. Biz ilk sayının kısacık hazırlık aşamasında çok yorulduk, çok da keyif aldık. İnşallah siz de aynı tadı alırsınız...

Bbaba2

Gelelim verdiğim sözü tutmaya:

Halley Pasta

Malzemeler:

  • 10 adet halley
  • 2 poşet toz krem şanti
  • 2 su bardağı süt
  • 1 su bardağı ceviz, dövülmüş
  • üzerine: çikoalata sosu (ben çikolatayı tereyağı ile eritip ılınınca üzerine döktüm)

Hazırlanması:

  1. Halley bisküvileri iri parçalar halinde kırın. Krem şantiyi sütle çırpın. İçine halleyleri ve cevizleri ilave edin. Karışımı içine streç gerilmiş çukur bir kaba döküp buzdolabında 1 gece bekletin.
  2.  Ertesi gün ters çevirip üzerine çikolata sosu dökün.

 not: Dilerseniz içine sevdiğiniz meyveleri ekleyebilirsiniz, kıvamı sulu gelirse içine pötibör bisküvi ekleyebilirsiniz.

29/05/2013

Büyükbaba Sofrası

Bbaba1

Büyükbabacığım Elif'imizn düğünü için Ankara'dan gelince onu evimde ağırlamayı çok istedim. Gece çocukların üçü de uyuyunca mutfağa dalıp ertesi sabaha sofrayı yetiştirmeyi başardım çok şükür. 

Bbaba6

Bbaba3

Peynirli Dolama Börek (Sitedeki hazır yufkadan kol böreği tarifini yuvarlak tepsiye göre yapabilirsiniz.)

Bbaba2

Halley pasta, en kolayı ve en çabuk biteni bu oldu, bunu cuma gününe kadar yazacağım inşallah, yazmazsam cuma öğlen kızmaya başlayın ;)

Bbaba4

Patatesli kıymalı pideler (arifetarifgerek blogundan, en güzel tesadüf; yazıda bahsedilen kişinin ablamın Atlanta günlerinden hep andığı sevgili Kıymet teyze çıkmasıydı...)

09/05/2013

Annemin Sofrası


1

Annemlerin sevdiğim adetlerinden biri, uzaktaki akrabalarınızdan biri şehrinize misafirliğe gelirse onu muhakkak güzel bir sofrayla ağırlamanız gerekliliğidir. Gönül teyze de İstanbul'a gelince annem onu mutlaka yemeğe almak istiyordu. Geçen haftalarda kızı sevgili Gülümser ablayla beraber annemin sofrasına misafir oldular. Ben ve teyzemler de onlara eşlik ettik. Bugün sofradan kareler paylaşıyorum, pazar günü teyzemin kızı Elif'imizin düğününü atlatınca inşallah olmayan tarifleri yazacağım.

2

3

4

5

6

7

8

9

10

12

13

17/04/2013

Çikolatalı Pasta

Cikolatali_pasta

Ayşe İkbal 31 Mart'ta 6 yaşına girdi. Eskiden annem "senin doğumun daha dün gibi" dediğinde bana masal anlatıyormuş gibi gelirdi. Halbuki minik parmaklarınının fotoğrafını yayınladığım gün ne kadar yakın geliyor bana. Kızım bu siteyle büyüdü, "annenin işi ne?" diye soranlara "Portakal Ağacı!" dedi. Ben de ona mandalinaagaci.com'u aldım:)Benim anneme duyduğum hayranlığı bana duyması mümkün değil belki ama inşallah onun etrafı da sevdiği insanlarla dolu olur ve o da onlar için sofralar kurup paylaşmaktan mutlu olur... 

Bu sene babasının doğum gününde kendisi için de bir pasta kestiği için ikinci bir pasta almadım. Ama çükolatalı pastayı sevdiği için ona Hershey’s'in çikolatalı pastasını yapıp, "Pony'li pasta!" ısrarları üzerine de üstüne oyuncak pony'lerini yerleştirdim. Meğer bu kadarcık emekle de gayet mutlu olabiliyormuş.

Ben üzerine krema sürmedim ama siz sürmek isterseniz krema tarifini ekliyorum:

Çikolatalı Pasta
Kaynak: Hershey’s 
1 su bardağı yaklaşık 236 ml.
Malzemeler:
Kek:
  • 2 su bardağı toz şeker
  • 1+ dörtte üç su bardağı un 
  • dörtte üç su bardağı kakao
  • 1,5 tatlı kaşığı (silme) karbonat
  • 1,5 tatlı kaşığı (silme) kabartma tozu
  • 1 tatlı kaşığı (silme) tuz (ben daha az kullandım)
  • 2 yumurta
  • 1 su bardağı süt
  • yarım su bardağı sıvıyağ
  • 2 tatlı kaşığı vanilya
  • 1 su bardağı kaynar su

Krema:

  • yarım su bardağı tereyağı
  • üçte iki su bardağı kakao
  • 3 su bardağı pudra şekeri
  • üçte bir su bardağı süt
  • 1 tatlı kaşığı vanilya

Hazırlanması:

  1. Fırını 175C'ye ısıtın. Dikdörtgen borcamı yağlayın. 
  2. Şeker, un, kakao, karbonat, kabartma tozu ve tuzu karıştırın. Yumurta, süt, yağ ve vanilyayı ekleyin. Orta hızda 2 dakika karıştırın. Kaynar suyu ekleyip karıştırın. (Karışım çok yoğun olmayacak)
  3. 35-40 dakika (batırdığınız kürdan temiz çıkana kadar) pişirin.Tamamen soğutup kalıptan çıkarın. Krema ile kaplayın.
  4. Krema için tereyağını eritin. Kakaoyu ekleyin. Şeker ve sütü dönüşümlü olarak istediğiniz kıvama gelene kadar ekleyin. Gerekirse azar azar süt ilave edebilirsiniz. Vanilyayı karıştırın.
  5. İki katlı pasta için 2 adet 23 cm'lik kalıpta 30-35 dak. pişirin, 10 dak. soğutun.
  6. Üç katlı pasta için 3 adet 20cm'lik kalıpta 30-35 dak. pişirin, 10 dak. soğutun.
  7. Kapkek için kapkek kalıplarına kağıtları yerleştirip kalıpların üçte ikisini dolduracak kadar karışım dökün. 22-25 dak. pişirin, tamamen soğutun. (30 kapkek)

15/04/2013

İrmikli Toplar

Irmikli_toplar

Sitedeki en sevdiğim tariflerden biri sultan lokumu. Ama itiraf etmeliyimki bu günlerde 3 minikle sultan lokumu yapmak çok zoruma gidiyor. Onun yerine aynı görüntü ve tadı veren irmikli topları yapmak bu şartlarda çok daha kolayıma geliyor. Geçen haftalarda sevgili Ece (Hassas Anne) kahvaltıya geldiğinde ona bu toplardan hazırladım.

İrmikli Toplar:

Malzemeler:

  • 3 su bardağı süt
  • 7 yemek kaşığı irmik
  • 7 yemek kaşığı toz şeker
  • 1 poşet krem şanti
  • üzeri için hindistan cevizi & çiğ badem

Hazırlanması:

  1. Tencereye sütü, irmiği ve toz şekeri alın. Muhallebi kıvamına gelene kadar karıştırarak pişirin. Pişince ara sıra karıştırarak soğutun.
  2. Soğuyunca bir poşet toz krem şantiyi kaşık ile karıştırarak muhallebiye yedirin. Yanınıza bir kase su alın. 
  3. Muhallebi karışımından elinizle toplar yaparak hindistan cevizine bulayın. (Elinizi arada su ile ıslatabilirsiniz.) Topları tabağa yerleştirip üzerlerine badem batırın.

09/04/2013

Cheesecake

Cheesecake

Son zamanlarda ne zaman bir davet olsa annemden bu cheesecake'i yapmasını istiyoruz. Tabanı fındıklı, arası labne ve krema sayesinde yoğun peynir tadı vermeyen, üzeri limon soslu nefis bir tarif bu.

Cheesecake

Önemli not; tüm malzemeler oda sıcaklığında olsun.

Tabanı;

  • 1.5 paket Ülker başak büskivi
  • 100 gr tereyağı
  • 1 su bardağı fındık

Tereyağını eritip büskivileri ve fındıkları rondodan geçir hepsini harmanla.

22 cm lik kelepçeli kek kalıbının altına yuvarlak yağlı kağıt kesip koy.

Malzemeyi kek kalıbının altına ve kenarlarına elinizle bastırarak döşe. Buzdolabına koy.

Fırını 175 dereceye ısıt.

Krema malzemesi

1.) 2 paket (400 gr) labne peyniri
2.) 1 kutu krema
3.) 3/4 sb şeker (şeker oranını kendi arzunuza göre ayarlayabilirsiniz.) 
4.) 2 yemek kaşığı nişasta
5.) 1 paket vanilya
6.) 1 limonun suyu
7.) 1 limon kabuğu
8.) 3 yumurta

Kremanın yapılışı

Labne peyniri ve şekeri çırp. Sonra yumurta hariç tüm malzemeleri ekle. Biraz daha çırp. (Kek gibi uzun süre çırpmıyoruz.) yumurtaları teker teker kırıp teker teker karıştır. Buzdolabındaki kek kalıbına kremayı boşalt. Kalıbın altına büyük bir alüminyum folyo serip etrafını kapla ve içinde iki parmak su olan fırın tepsisinin içine oturt.

Önceden ısıtılmış fırında 45 dakika üzeri beyaz kalacak şekilde pişir. Pişme süresini ısı derecesini düşürerek de tanamlayabilirsiniz.

Fırının kapağı yarı açık olacak şekilde soğumasını bekliyoruz.

Sosu

  • 1 limonun suyu 
  • 1 portakalın suyu
  • 2 yemek kaşığı nişasta 
  • 2 yemek kaşığı şeker

Sosun Yapılışı

Portakal ve limonu sıkıp bir bardağa koy. Üzerini suyla tamamlayarak 1.5 su bardağına tamamla. Bütün malzemeyi küçük bir tencereye al ve cırpma telıyle karıştıra karıştıra pisır. Koyu olacak olursa bır mıktar su ılavesıyle acabılırsınız. Sosun kabuk bağlamaması için kek bir yandan soguyana kadar ara ara sosu karıştır. Keki fırından çıkar ve sosu üzerine dök. Buzdolabına kaldır. Üzeri tamamen soğuyana açık kalsın. Sonra üzerini örtebilirsiniz. Ertesi gün servis yapabilirsiniz.

02/04/2013

Otizmi Fark Et, Yaşamı Paylaş

Takip ettiğim yabancı blog arasında otistik çocuğa, yeğene, kardeşe sahip pek çok yazar var. Otizm ile gerçek anlamda ilk onlar sayesinde tanıştım; her gün bu çocuklar için verdikleri mücadeleleri, önlerine sunulan imkanları okudum yazılarından. Bugün Dünya Otizm Farkındalık Günü. Bu yüzden bugün siteyi bir Otizm Aktivisti olan İrem Afşin'e bırakıyorum... Otizm'in daha çok farkında olma umuduyla...
2 NİSAN DÜNYA OTİZM FARKINDALIK GÜNÜ…
                     NİSAN DÜNYA OTİZM FARKINDALIK AYI….

Otizmgorseli2



ORTAK YAYIN YAZISI – M. İREM AFŞİN                                    2 Nisan 2013
Otizm… Yaşamın farklı bir penceresi…

Nisan… Aylardan bahar. Havada baharın müjdecisi kokular, yavaş yavaş açan çiçekler, cıvıltıları ile hayatımıza neşe katan kuşlar, güneşin sıcak ışığına kavuşan dünya. Nisan, ruhumuzu aydınlık günlerde ferahlattığımız ay.

Nisan, 2008 yılından bu yana, dünya üzerinde yaşayan milyonlarca çocuk ve aileleri için çok başka bir anlam daha taşıyor: OTİZM.

2 Nisan, tüm dünyada otizm konusunda farkındalık yaratarak otizmden kaynaklanan sorunlara çözümler yaratmak amacıyla, 2008 yılında Birleşmiş Milletler tarafından “Dünya Otizm Farkındalık Günü” olarak ilan edildi. Her yıl, “Otizm Farkındalık Ayı” olan Nisan ayı boyunca dünya genelinde otizmin sorunlarını ve çözümleri konuşuluyor, araştırmaların teşvik edilmesi ve erken teşhisle tedavinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.

Oğluşum Nazım Özgün ile otizm labirentine adım attığımız o ilk günden bugüne 8 yıl geçti. Otizmin karmaşık fırça darbeleri yüzünden, hayatımızın yol haritasını yeniden tanımladık. Bazen düşününce sanki otizmden önce bir hayatımız yokmuş gibi hissediyorum. Çok eskiden kendini fanusuna kapatmış ruh bebeğimin, şimdi benimle hayatı paylaşması nasıl bir mucizedir, çok iyi biliyorum.
Otizm, doğuştan gelişen, genetik altyapıya dayanan, karmaşık nörolojik-biyolojik tabanlı bir gelişim bozukluğu. Başkalarıyla etkileşimde bulunmayı engelleyerek bireyin kendi iç dünyasıyla baş başa kalmasına yol açan otizm, genellikle 3 yaştan önce ortaya çıkarak çocukların sosyal iletişim, etkileşim ve davranışlarını olumsuz olarak etkiliyor.

Amerikan Sağlık Bakanlığı verilerine göre bugün dünya genelinde okul çağındaki her 88 çocuktan biri otizm teşhisi alıyor. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklara oranla 3-4 kat daha fazla görülüyor, her 54 erkek çocuktan biri günümüzde otizm riski taşıyor. Dünyada son yıllarda şeker, kanser ve AIDS dahil olmak üzere bir çok hastalıktan daha fazla sayıda otizm teşhisi alınıyor.

Ülkemizde sağlıklı istatistikler olmaması nedeniyle, Otizm Platformu’nun öngördüğü verilere göre, tahmini olarak 550.000 otizmli birey ile 0-14 yaş grubunda 150.000 civarında otizmli çocuk bulunduğu “varsayılıyor.” Otizmli bireylerin ebeveynleri, kardeşleri, yakın akraba ve çevreleri de hesaba katıldığı zaman, Türkiye’de her ile yayılmış durumda otizmden etkilenen 2 milyondan fazla vatandaşımızdan bahsedebiliriz.

Otizmin kapısını açmak için ilk önemli adım, erken teşhis. Otizm, yaklaşık bir yaş civarında ilk belirtilerini gösteriyor. Annenin sesi ve gülümsemesi gibi sosyal uyaranlara bebeğin tepkisiz kalması veya tepkilerinde yavaşlık olması, göz teması kurmada zorluklar, motor gelişmede ve taklit becerilerinde gecikme, uyku ve yemek düzeninde sorunlar ilk belirtiler arasında sayılabilir. Çok yaygın bir yanlış kanı, özellikle erkek çocukların geç konuştuğu veya anne/babası geç konuşan çocukların da geç konuşacağı düşüncesi… Ve erken teşhis, otizmli çocuğun gerekli eğitim ve tedavileri alarak hayata katılması için ilk önemli adım.

Eğer çocuğunuz;
Ø  Sizinle ve başkalarıyla göz kontağı kurmuyorsa,
Ø  İsmi söylendiğinde veya çağrıldığında dönüp bakmıyorsa, söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,
Ø  Konuşmada yaşıtlarının gerisinde kalmışsa, başkaları ile söyleşiyi başlatma ya da sürdürmede belirgin bir bozukluğu varsa, basmakalıp, yineleyici (ekolali) ya da özel bir dil kullanarak garip konuşuyorsa veya konuşması hiç gelişmemişse,
Ø  Gözleri sık sık bir şeye takılıp kalıyorsa,
Ø  Anlamsız gülme veya ağlama krizleri varsa,
Ø  Parmağıyla istediği şeyi işaret ederek göstermiyorsa,
Ø  Oyuncaklara amacına uygun oynamayı beceremiyorsa, yaşıtlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,
Ø  Ellerini kanat gibi çırpma, parmak uçlarında yürüme, kendi çevresinde veya eşyalar etrafında dönme, sallanma, çırpınma şeklinde garip ve yineleyici hareketleri (stereotipi) varsa,
Ø  Bir şarkının bir bölümünü tekrar tekrar söylemek, dolapların kapaklarını sürekli olarak açıp kapatmak, ayak parmaklarının ucunda odanın bir ucundan öbür ucuna koşturmak, bazı eşyaları döndürmek veya sürekli sıraya dizmek gibi çeşitli ilgi ve davranış takıntıları varsa,
Ø  Günlük yaşamındaki düzen ve program değişimlere aşırı tepkiler veriyor ve uyum sağlayamıyorsa,
Ø  Kendisine ve çevresine yönelik zarar verici davranışlara sahipse,

vakit kaybetmeden teşhis için uzmanlara başvurmak gerekiyor.
Otizmin tedavisi var mı? Otizm, beş bilinmeyenli bir denklem gibi: Nedenleri tam olarak saptanamadığı gibi tek bir kesin tedavisi de günümüzde “henüz” mevcut değil! Otizm, toplumsal fark, ırk, dil, din gözetmiyor, çocuk yetiştirme biçiminizle veya sosyo-ekonomik koşullarınızla da ilgilenmiyor. Genetik faktörlerin yanı sıra, çevresel koşulların – yanlış beslenme, çevre kirliliği, kimyasal maddeler, yanlış ilaç kullanımı, ağır metaller, aşılarda bulunan bazı koruyucu maddeler vb.- otizmi tetiklediği düşünülüyor.
Otizmde biyolojik tedaviler ile ilgili çalışmalar devam ederken, bugün için kabul edilen en önemli tedavi aracı, erken yaşta verilmeye başlanan yoğun bireysel özel eğitim. Doğal gelişim gösteren her çocuğun kendiliğinden öğrendiği her şeyi, otizmli bir çocuğa özel eğitim yardımı ile öğretmek zorundasınız. Bu durum bazen iğneyle kuyu kazmaya benzese bile, her otizmli çocuk kendine göre bir öğrenme biçimine sahip. Önemli olan, kapıyı açacak doğru anahtarı bulmak.

Bilimsel olarak erken yaştaki çocuk için kanıtlanmış yoğun eğitim süresi haftada bireysel ve grup eğitimi olarak 40 saat. Oysa ülkemizde sosyal güvenlik kapsamında “otizm özel eğitim raporlu” çocuklar için aylık 6- 12 saat olan özel eğitim süreci, dünya genelinin oldukça gerisinde kalıyor. 
Otizmli çocukların mutlaka eğitim sistemi içinde yer almaları gerekiyor. Çünkü eğitim, otizmli birey için her şeyden önce “tedavi” anlamına geliyor. Otizmi diğer engel gruplarından ayıran en önemli fark;  erken tanı ve erken bireysel/kaynaştırma eğitimiyle otizmli çocukların sorunlarının büyük bir kısmını aşmaları.

Oysa yaşamın gerçeği hiç de böyle söylemiyor size! Oğlum Nazım Özgün ile okul öncesi eğitim, ilkokul ve ortaokul süreçlerinde yaşadıklarımız, ayrımcılık hikayelerinden ibaret.  Otizmli/Aspergerli çocuk, genellikle bilgi eksikliğinden kaynaklanan dirençleri nedeniyle, okul yönetimleri, öğretmenler ve diğer veliler tarafından okulda “istenmeyen çocuk” ilan ediliyor. Kaynaştırma raporlarına rağmen, okul idareleri otizmli kaynaştırma öğrencisinin kaydını almak istemiyorlar. Okul yaşamı esnasında yaşanan sorunların büyük bir kısmını hoşgörü, anlayış ve bilgi yetersizliğinin giderilmesi ile çözebiliriz, yeter ki toplum tarafından yaşamın her anında bizlere dayatılan en büyük “engel” olan ayrımcılığı yok edelim!

Otizmin oldukça karmaşık yapısı, otizmli bireyle birlikte ailesi başta olmak üzere yakın çevresindeki herkesi hayatın tüm evrelerinde etkiliyor. Otizmli bir çocuğun ilerlemesinde en büyük sorumluluk ailelerde, en ağır yük de annelerin omzunda! Otizmden etkilenen bireyin ve ailesinin her şeyden önce yalnız ve ötelenmiş bir hayata mahkum edilmemesi için, özellikle doğal gelişim gösteren çocuk ebeveynlerinin toplumsal yaşamı bizimle paylaşmayı öğrenmeleri gerekiyor.

Oğluşum, benim uğur Böcüğüm, aldığım her nefesin anlamı, yaşam öğretmenim! O’nunla birlikte otizmle mücadele ederken, mutluluğun tek bir bakış veya tek bir kelimeden ibaret olduğunu görme fırsatım oldu. Seslenince dönüp bakması, ağzından tek bir kelime çıkması, ağlayıp öfke krizleri geçirmeden bir tam gün geçirmesi, benimle gezmeye, markete, restorana, sinemaya gidebilmesi, kendini hayatın gündelik akışında veya okul hayatı içinde idare edebildiğini görmek için… yıllarca sabırla bekledim. 
Biz ikimiz,  çok başka bir yerden, büyük bir boşluktan, hiçlikten, sessizlikten, kapalı bir fanusun içinden geliyoruz. Yoku çok, azı fazla, yaşam sevincinin dibine vuran, hayatı farklılıkları ile yaşamayı öğrenmek zorunda kaldığımız bir uçurumun taa en dibinden geliyoruz. Öyle bir yerden geliyoruz ki, “gelmez, düzelmez, hayata katılmaz, konuşmaz, kendini seslendirmez, hayatı anlamaz, anlatamaz, asla paylaşamaz, duygularını gösteremez, hissedemez, arkadaş olamaz, okuyamaz, hiçbir zaman tam öğrenemez, hatta sevemez” demişlerdi… Hepsinin ne kadar boş olduğunu yaşama sımsıkı tutunmasıyla gösteren oğluşumun annesi olmak kadar beni hayatta tanımlayan bir şey yok!

Son 8 yılda ailemiz haline gelen otizm topluluğunun içindeki her otizmli çocuk benim de çocuğum, otizmli anne-babalar ise yoldaşım. Onlardan sadece biri olarak diyorum ki, gündelik hayatın içinde karşılaştığınız ağlayan bir çocuğu yargılayıp, annesine laf etmeden önce bir an düşünün. Çocuğunuzun sınıfında otizmli bir çocuğun da olmasının, farklılıkları yaşayarak öğrenecek kendi çocuğunuza da faydası olacağını lütfen unutmayın. 

Her yıl Nisan ayı, Türkiye’de otizm adına yeni umutlar, yeni adımlar demek… Eğer siz de “Otizmin farkındayım, ama fark etmek yetmez, yaşamı paylaşmak gerek!” diyorsanız,  otizmli çocukların ve anne-babalarının seslerine kulak verin, sesimize ses katın, otizmin bilinirliği ve sorunların çözümü için gönüllü destek verin ki, çocuklarımız hep beraber büyüsün J  
Çünkü her çocuk farklılıkları ile yaşamda yer almayı hak eder!
Nisan Dünya Otizm Farkındalık Ayı’nda yaşamı paylaşan herkese yürek dolusu selam olsun! 

M. İrem Afşin
Nazım Özgün’ün Annesi
Gönüllü Otizm Aktivisti

26/03/2013

Teyzemlerle Kahvaltı

Teyzemlekahvalti

İbrahim Yusuf'cuk aramıza katıldığından beri geniş ailemizde sürekli yeni heyecanlar yaşayıp durduk. Önce canım teyzemin kızı Elif'imiz nişanlandı, bugün de daha birkaç saat önce eltim Özlem'in oğlu dünyaya geldi. Ben ekran başında eşimin gönderdiği fotoğrafı sevip yarın sabah yeni doğmuş bebek kokusunu içime çekeceğimi hayal ederken sitede daha fazla bizim minik beyin fotosu kalmasın istedim. Ne de olsa 2,5 aylık bir abi o artık!

Bu sofrayı dün teyzemler için hazırladım. Düğün telaşı içindeki insanlar onca uğraşlarının arasında bize gelmeye zaman ayırabildiler diye de biraz özendim sofraya. 

 

Teyzem3

İlk önce herkesin tabağına diş kirası (minik hediye) olarak paşabahçe'nin kalpli buzdolabı mıknatılarını koydum.

Teyzemlekahvalti7

peynir tabağı

Dereotlupogaca

annemin dereotlu poğaçası

Ispanaklikis

sevgili cahide jibek'in sitesindeki tarifle yaptığım ıspanaklı kiş -nefisti!-

Teyzemlekahvalti6

bal-reçel tepsisi

Teyzemlekahvalti9

annemin kurabiyeleri ve ayrıca

benim yaptığım kefirli ekmek

sucuklu, patatesli kavurma

teyzemin mercimek köftesi

ve ablamın revanisi vardı...Kurabiyeleri, poğaçayı ve ekmeğin tarifini sırayla yazacağım inşallah! 

10/01/2013

İbrahim Yusuf

Ibrahim_yusuf

İbrahim Yusuf'umuz 4 Ocak'ta ailemize katılıp hayatımıza yepyeni bir tat ekledi. Duaları ile yanımızda olan herkese çok teşekkürler...

13/11/2012

Pazar Kahvaltısı

Kahvalti

Pazar sabahı ne zamandır davet etmek istediğim Elif Ayşe ve ailesini ağırladım. Arkadaşım sağolsun, "her gün kendinize hazırladığınız kahvaltılardan fazlasını yapma!" dediği için kendimize hazırlıyor olsak en çok neleri pişirmek isterdim diye düşündüm... Bu yüzden menümüz sade, basit ama benim en sevdiklerimle doluydu...

Önce alacalı kek yaptım, çocukların sevmesi garanti olduğundan... Sonra ablamın Amerika günlerinden kalan soğanlı fransız ekmeği tarifini sade yapıp, kepek ve çavdar unu ilavesiyle saç örgüsü şeklinde yaptım. En son da elmalı turtaları muffin kalıbında pişirdim. (kalıpları iyice yağladım, bir parça hamurla çanak yapıp iç harcı suyunu iyice sıkarak koydum, üzerlerine de daire şeklinde yaptığım ve ortasını ilaç kapağıyla kestiğim hamurları yerleştirdim.) Misafirlerimizin de getirdiği Antakya'nın katıklı ekmeği ile benim çok sevdiğim bir sofra oldu... 

05/11/2012

Doğumgünü Sofrası

Birthday1

Birthday2

Blog tutmaya başladığımda 23 yaşına girmek üzere olan biriydim, şimdiyse 33. yaşıma adım atıyorum! Bu 10 yılın nasıl bu kadar hızlı geçtiğine dair hiçbir fikrim yok ama inşallah önümdeki nice 10 yıl da geçen kadar güzel olur...

Ablacığımın hazırladığı sofradakiler:

02/11/2012

Bayram... Sofralar... Hediyeler

 

Bayram2

Bayram tatilini evimizde ama dolu dolu geçirdik... Arefe gününden bir gün önce küçük kağıt çantalar almıştım. Onların içine yağlı kağıt serip saplarına bayram notlarımızı takıp çıkartmalarla süsledik.

Bayram1

İçlerini doldurmak için de Arefe gününü mutfak masasının etrafında iki küçükle, bayramda herkese şekilli kurabiyeler yaptık. En son arkamı döndüğümde Mus'ab cama hamur yapıştırıyordu!  (kurabiyelerin tarifi google çevirisi ile buradan)

Bayram3

Bu bayram kayınvalidemler hacda oldukları için kayınbiraderlerimi bize kahvaltıya çağırdık. Önceki gece 6'ya kadar uğraştım ama en azından içim rahat etti. Menüdekiler sodalı poğaça, etli karalahana dolması, hazır yufkadan kol böreği, susam alerjimizden dolayı keten tohumlu ve ayçekirdekli sokak simidi (tarifi buradan aldım), fırın poşetinde patates ve fırında köfte, hazır baklava yufkasından pileli baklava (tarifi şuradan aldım)

Bayram4

Yeğenlerime bu bayram harçlıklarını bu defa kraft kağıtları süsleyerek yaptığım keselerle verdim. Desenli kağıtlar ve çıkartmalar yine iş başındaydı...

Bayram5

Uzun tatilde kendimiz için hazırladığım bir kahvaltıda ablamın Amerika'da iken yaptığı örgü ekmekleri hatırlayıp bu tarifteki hamurdan örgüler yaptım. Yanına da fırın köfte, sütlü ekmek tarifine çavdar unu, incir ve kayısı parçaları ekleyip yaptığım ekmek ile pudingli kek eşlik etti.

Bayram9

Tatilin son günü de annemler ve ablamlar geldi kahvaltıya. Onlara da baklava yufkasından patatesli börek (tarif buradan ama ben arasına krema değil yağlı su sürdüm), patlıcanlı börekitas (tarif buradan) ve keten tohumlu ekmekler (sitedeki sodalı poğaçaya keten tohumu ekledim sadece) yaptım.

Bayram6

Bayram tatili geçti, bendeki bütün enerjiler tavan yaptı, bebek gelince yemek yapmaktan ne kadar uzak kalmak isteyeceğimi hatırlayıp kendimi buzluğu doldurmaya verdim, sonrasında da hasta olup kendimi kafeinsiz bitki çayına verdim...

Bayram7

En son dün de canım lise arkadaşlarım bana babyshower düzenlediler. Ev sahibimiz Aslı da yeni eve taşındığı için ona bir hediye sepeti hazırladım. İcindekiler: hastaliklarin hic size ugramamasi duasiyla sizma zeytinyagi, agiz tadinizin hic bozulmamasi duasiyla portakalli ve cevizli kurabiyeler, yuvanizdan bereketin eksik olmamasi duasiyla zeytinli ve zahterli ekmekler, en karanlik zamanlarda birbirinizi aydinlatmaniz duasiyla mum... (Fikri ilk pinterest'te gormustum...)

Bayram8

Kapanışı da Aslı'nın muhteşem sofrası ile yapayım... Mutluluk, neşe ve asla unutamayacağım dakikalarla dolu bir gün yaşattı arkadaşlarım bana...

Ben yazana kadar yoruldum, inşallah siz okurken yorulmamışsınızdır...

23/10/2012

Hafta Sonundan...

Pa1
Artık evde ilkokula giden bir küçük hanım olduğu için hafta sonları hamur işleri yapmak farz oldu. Bütün bir hafta çantasına koyacak bir şeyler olunca benim de içim rahat ediyor. Havuçlu-cevizli kek birkaç gün arayla hep sofrada zaten. Ekmek için de, sütlü ekmek tarifindeki unun yarım su bardağını kepekli, çeyrek su bardağı da çavdarlı un ile değiştirip ayçekirdekleri ilave ederek yaptım. Büyük bir ekmek yerine de küçük bezelere çevirdim.
Pa2
Pazar gününün ekmeği ise sodalı poğaça tarifindeki unun yarısını çavdarlı ile değiştirip hamura ceviz ilave edince ortaya çıktı... Yanlarında da kokos kurabiyesiyle...
Pa3
Pazar gecesi uyku tutmayınca da ertesi gün yemek için yerelması çorbası yaptım. Bulgurlu pazı dolması ile harika bir ikili oldular pazartesi öğleninde...
Siteye bakmaktaki asıl amacınız bayram tatlısı aramaktıysa liste şöyle...

Twitter

“Bu sitedeki Fikir ve Sanat Eserleri, 5846 sayılı kanun ile gerek cezai gerekse hukuki düzenlemelerle korunmaktadır. Yazıların ve fotoğrafların sahibi portakalagaci.com'dur. Bu nedenle sitedeki içerikler izinsiz kopyalanamaz, alıntı yapılamaz.
iletişim adresi:
[email protected]